O işleri iyi bilen arkadaşıma sordum.


&[#]8220;Bu genç adam dikkatimi çekiyor. Nasıldır?&[#]8221;


&[#]8220;İyidir. Tükürdüğünü yalamaz. O kadar da kararlıdır&[#]8221; dedi.


Gel zaman, git zaman o genç adam hızla çıktı zirveye.


Kendi çapında elinden gelen tüm kararlılıkları gösterdi.


Sevildi.


Sayıldı.


Söylediklerine inananlar çoğaldı.


Çevresi kontrol edemeyeceği kadar genişleyince, işler değişti.


Akıl hocaları türedi.


Doğru bildiği yollardan ağır ağır saptırıldı.


Tükürdüğünü yalamayan karakteri yüzünden, kendini zor durumda bırakan kararlarından vazgeçmeyi denemedi.


Belki de farkına varamadı.


Hata işlemeyi, ilke haline getirdi.


Uyarılara kulak asmadığı gibi, kendini uyaranlara düşman gözü ile bakmaya başladı.


Gel zaman, git zaman.


Zamanı geldi.


Gitme zamanı.


Giderayak, bazı işler yapmak zorunda hissetti kendini.


Veya öyle hissetmesi gerektiğine inandırıldı.


Tükürdüğü içeride yalamadı.


Dışarıda tükürdüğünü ise yalamaktan kaçınmadı.


İçeride aslan oldu.


Dışarıda uysal kedi.


Karma karışık ettiği sorunların içinden çıkamaz hale geldi.


Çıkmak isteyenleri de engelledi.


Genç adam artık genç değil.


Fiziki şartları değişti.


Kafası yorgun.


Yüzü solgun.


Sinir sistemi alt üst.


Gözler fıldır fıldır.


Öfke saçıyor.


Kime öfkelendiği ilk ağızda belli olmuyor.


Sonradan birileri kimlere öfkelenmesi gerektiğini kulağını üflüyorlar.


O da bir ejderha ağzından çıkan alev gibi, muhataplarını yakmaya çalışıyor.


Çevresini saranlardan bir kurtulabilse.


Gerçekleri bir görebilse.


En baştaki günlerine bir dönebilse.


Yüzü gülecek, yüzleri güldürecek ancak olmuyor bir türlü.


Gel zaman, git zaman.


Zamanı geldi.


Gitme zamanı.


Birileri anlatsa.


Bir anlayabilse!