Bu hikaye Malatya Fethiye Sağlıkevi&8217;nde görev yapan Ebe Şule Yüksel Yılmaz&8217;a ait.


Hikaye uzun.


O yüzden kısaltılmış halini aktarabiliyorum.


Yılmaz, hikayesinde çok zorlu şartlarda nasıl görev yapıldığını çok ince ayrıntılarıyla anlatmış.


Yılmaz&8217;ın anlattığı &8216;gri&8217;yi okurken Zonguldak&8217;ı her anlamda, her alanda &8216;gri&8217;leştirenleri hatırlamamak mümkün mü.


İşte o hikaye.


&8220;Malatya&8217;nın yine yağmurla geçen bir Mart ayındayız. Köy lojmanımın küçük pencerelerine yağmur damlaları vuruyor. Vuran her damla düştüğü yerde minik yollar oluşturarak camdan süzülüyor. Kerpiçten, toprak damlı, düzensiz sıralı evlere, gübreliklere bakıyorum elimi yanağıma dayamış. Gözlerimi oğluma çeviriyorum sonra. Yanımdaki divanda uyuyor. Öylesine masum, öylesine yaşamdan bihaber ki bebeğim. Bazen onun yerinde olmak istiyorum. Birden bir hüzün çöküyor içime. Süzülen damlalarla birlikte gözlerimde doluyor. Gözyaşlarım yağmura eş, damlalara kardeş. Yanağımdan aşağı akıyor yaşlar. Uzun yıllar yoğun bakımda, ilerleyen zaman içinde bir o kadarda köylerde çalışan bir sağlık elemanıyım. Bir çok zaman gözümün önüne gelip gelip gitmeyen, yada rüyalarıma giren hastalarım ve de vakalar oldu. Hatırlarken gülümsediğim yada beni ağlatan olaylar.



Günlerce susuz, elektriksiz kaldım. Çeşmelerden eşekle su taşıyıp banyo yaptım. Ağlamadım. Okullarda bit taraması yaparken bitlendim, üstelik köylü dayılarım yollarımı kesti sen benim çocuğumda bit nasıl bulursun diye. Ben sınıfta &8220;kepek ilacı yazıyoruz çocuklar&8221; demişim, arkadaşlarının yanında rencide etmemişim, açıklamamışım, reçeteyi alınca eczaneden söylemişler. Kimseye halimi doğru dürüst anlatamadım. Yinede ağlamadım.



Lojmanımın ve sağlık evimin dört tarafı çevrili koskocaman bahçeydi. Yani toprak, taş yığını, adı bahçe.. Taşları topladım, çöpleri topladım, günlerce sıcak tepemde yabani otları yoldum. Alerjiden ellerim, yüzüm gözüm şişti. Ağlamadım. Araba bulamadım köyden ilçeye bilmem kaç kilometre yol yürüdüm. 6 yıl boyunca sağlık evinden kağıt üstünde, icaben sağlıkocağına dönüştürülen ama her nedense benden başka personel verilmeyen bu binada tüm evrak işini, tamirini, ödemelerini yaparak, kırılan camı, bozuk musluğu, patlayan borularıyla, su basmalarıyla uğraşarak, hastama, gebeme, bebeğime baktım. Ağlamadım. Köy yollarında araç çamura saplandı, kara saplandı. Kilometrelerce yol yürüdüm. Köpeklerden, kurtlardan korkarak. Derelerin içinden yarı belime dek gelen sulardan geçtim, eksik aşımı bırakmadım, gebelerime baktım. Hiç zor gelmedi. Ağlamadım.



Mayii askım yoktu, pamuğum, gazlı bezim, baticonum. Hastanelerden gidip yalvar yakar malzeme aldım. Olmadı paramla aldım. Sağlıkevimi temizlemiştim ama boya gerekiyordu. Daha maaş bile alamamıştım. Borç aldım boya aldım sağlıkevime. Renk renk. Duvarları uçuk mavi, kapıları beyaz, 1969&8217;dan kalma kartex dolabımı, camları olmayan gazete kağıdıyla kapak yaptığım ilaç dolabımı civciv sarısına boyadım. Sıra pencerelerime geldi. Dedim ki içimden; buraya gelen hastalarım mutlu olsun, iyileşmeye umutlu olsun. Bu kelebekler kadar renkli, neşeli, cıvıl cıvıl oda yüreklerinde bir yerlere konsun, huzurlu anılarına dokunsun. Ağrılarını, acılarını unutsunlar. Onlar renklere bakarken ben iğnelerini, pansumanlarını yapayım. Renklerin ahengine dalsınlar. &8220;Acıttı&8221; demesinler. Benimde içim acımasın, üzülmeyeyim &8220;acıttım&8221; diye.



Ve her pencereden baktığımda köyümü, bu toprak evleri, gübrelikleri, arabasız, susuz, elektriksiz günleri, çeşmeden su taşımaları, eşek üstünde odun getirmeleri unutayım&8230; Pembeye boyayayım dedim pencerelerimi. Pembe çerçeveli gözlüklerle baksın sağlık evim köyüme, dünyama.. Fırça elimde neşeyle boyadım ve nihayet işim bitti..Yüzüme kocaman gülücükler yayıldı. Yorgundum, pistim, her yanım ağrıyordu. Üstüm başım, o uzun saçlarım, elim kolum boyaydı, keskin koku genzimi cayır cayır yakıyordu. Falan filan marka kotumu artık çöpe atacaktım.. Olsundu.. Küçük mavi şirinlerin yaşadığı mantardan evler kadar sevimli olmuştu evim. Evet, benim evim. Sağlıkevim.. Her yer tertemiz olunca ertesi güne bembeyaz formamı da giydim. Zaten şirinlerde beyaz tulumlar giymiyor muydu? Kendimi şirine gibi hissettim.



Bir hafta kadar sonra, daha boya kokusu geçmeden belediyeden görevli boya ustaları geldi. &8220;Ebe hanım, yazı geldi sağlık evini boyayacağız&8221; dediler. &8220;Sağolun ama geç kaldınız, ben boyadım&8221; dedim. Gülerek. İçeri girdi adamlar, ellerindeki poşetlerde boyalar, fırçalarla.. Eleştiren, beğenmeyen, aşağılayan gözlerle baktılar gökkuşağına dönmüş odalarıma. &8220;Bu olmaz, böyle olmaz ebe hanım&8221; dediler. &8220;Nasıl olmaz. Ne olmaz?&8221; dedim şaşırarak. &8220;Bu renk olmaz, hiç bu renk devlet dairesi olur mu? Devletin rengi bu olur mu? Bize boya yolladılar, boyayacağız&8221; dediler. &8220;Para verdim beyler, abiler&8221; dedim. &8220;Daha maaş bile almadım. Borç alıp boyadım. Biliyorsunuz burası çöplüktü, bakın mis gibi yaptım, emek verdim&8221; dedim. &8220;Daha yeni kurudu, yazıktır, günahtır bu boyaları saklayalım, benim boyadığım yerler kirlenince bunlarla boyarız, israf olmasın, ziyan olmasın&8221; dedim. Ne dedimse dinletemedim. Odalara daldılar. Ellerinde boya kutuları, fırçalar. Fırçaları boyalara batırıp batırıp kapılarıma, pencerelerime sürdüler.



Fırçaların her bir darbesi yüreciğime bıçak gibi, ok gibi saplandı. Gidip geldikçe fırça darbeleri kalbimi neşterliyorlar sandım. Aşağı yukarı sürüldükçe uçları sanki zımpara sürüyorlarmış gibi hissettim düşlerime. Sanki gözlerime, sanki gönlüme, sanki hayallerime sürdüler koyu grileri, koyu kahverengileri. Umutsuz, mutsuz, rahatsız renklerle gökkuşağımı yok ettiler..


Artık bu yalnız köyde camlarımdan dışarı bakamıyorum. Baksam da pembe hayaller kuramıyorum. Kendimi mutlu yada umutlu hissedemiyorum. Otoritenin mutlaka sevimsiz, kasvetli, sıkıcı bir rengimi olmalı? Pembe olabilmek bu kadar mı kötü? Devletin rengi mutlaka asık suratlımı olmalı? Devletin rengi neden gri olmalı?


İşte o zaman, yoğun bakımdan sonra, yıllar sonra, işte o zaman..Tiner kokan ellerimle, tiner kokan saçlarımla başımı ellerimin arasına alıp, bahçeye çıkarak yere çöktüm. Sonrasında başımı da beyaz formalı dizlerimin arasına gömüp, ağladım, ağladım, ağladım.. Elimden başka hiçbir şey gelmedi.