Aşağıdaki yazı İzmir İlk Kurşun Gazetesi&8217;nden Ali Eralp&8217;e ait.
Ülkenin dört bir tarafında herkesin gaza gelip birbirine yüksek sesle bağırdığı, birbirini dinlemediği, yok saydığı, linç etmeye çalıştığı dönemde aslında birbirimize ne kadar muhtaç olduğumuzun fotoğrafını çok güzel çekmiş Ali Eralp.
Bir ülkenin tadına bakamadan yüzüne gözüne bulaştırdığı demokrasiyi algılayış biçimimizin, bizi daha nerelere götüreceğini endişe içinde izliyoruz.
Demokrasi ile gelen özgürlükleri, etnik köken ve din üzerinden kendinden olmayanı yok etmek için kullanmaya hevesli bir millet olduk çıktık.
İnsan sonradan görme olunca demokrasiler de yalama oluyor çıkıyor.
Ali Eralp uzun yazısında bunlara dikkat çekmiş ve çok güzel anlatmış.
İsteyenler gazetenin sitesinden tamamına ulaşabilirler.
O yazının bir bölümü;
&8220;İlkokulu, ortaokulu, liseyi Gaziantep&8217;te bitirdim.
Herkes gibi benim de birçok arkadaşım oldu.
Arkadaşlarımın arasında Kürt, Arap, Yahudi, Rum da vardı. İyi geçinirdik. Kimse kimsenin ırkıyla, kültürü ile uğraşmazdı.
Kürt Kürtlüğünü, Arap Araplığını, Türk Türklüğünü bilirdi.
Kimse kökenini, doğduğu yeri yadsımazdı. Ama bunun için, kimse kimseyle kavga da etmezdi.
Çünkü o yıllarda ırkçılık, bölgecilik, ayrımcılık tohumları ekilmemişti daha. Kimse kimseye düşman değildi.
Kimse kin, nefret, öç alma duygularını tanımıyordu henüz.
Anamız, babamız, uzak ve yakın çevremiz de bu duyguları yaşamamıştı. Onlar da dostça geçinirlerdi.
Dayanışma içerisindeydiler.
Birbirlerine karşı saygılıydılar. Biz, onlardan bunu görmüş, bunu öğrenmiştik.
Dedelerimiz Türk&8217;üyle, Kürt&8217;üyle Fransız&8217;a karşı Gaziantep&8217;i onbir ay nasıl koruduklarını, düşmanı Gaziantep&8217;e onbir ay nasıl sokmadıklarını anlatırlardı bizlere. Karayılan&8217;ları, Şahin&8217;leri, kendilerine destek veren Kürtleri anlatırlardı.
&8220;Vurun Antepliler namus günüdür&8221; diyerek vatan savunmasını, namus savunmasına dönüştürüp düşman karşısında &8221;tek vücut&8221;, &8220;tek yürek&8221; oluşlarını anlatırlardı.
Kimse kimsenin dinine, diline, ırkına, gelenek ve göreneklerine, giyimine kuşamına karışmazdı.
Demokratik özgürlük, alt kimlik, üst kimlik, Kürt, Türk, Laz, Çerkez nedir, bilmezdi. Kimse kimseyi hor görmez, aşağılamazdı.
Herkes işinde gücünde yaşamını sürdürüp giderdi.
Ne lisede, ne üniversitede okul arkadaşlarımla etnik konularda tartıştığımızı anımsamıyorum. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti bayrağı altında bütünleşmiştik. Ülkenin tam bağımsızlığından yanaydık.
ABD emperyalizmine karşı birlikte mücadele etmiştik. İşçi, öğrenci eylemlerine birlikte katılmıştık. Grevlere, boykotlara birlikte omuz vermiştik.
Yargıç huzuruna birlikte çıkmıştık. Birlikte gözaltına alınmış, zindanlarda birlikte çile doldurmuştuk.
Doğusu ile Batısı ile tüm Türkiye&8217;nin sorunlarına birlikte çözümler aramıştık.
Peki, şimdi, ne oldu da bu dayanışma, bütünleşme, kardeşlik ortamı, düşmanlık ortamına dönüştü? Ne oldu da Türk&8217;le Kürt cephe cepheye geldi? Getirildi?
PKK, KÜRESELLEŞME İLE BİRLİKTE ORTAYA ÇIKTI
Ne olduysa 1980&8217;lerden sonra oldu. Atılan kin ve nefret tohumları bu tarihten sonra yeşermeye başladı.
Peki, daha önce Kürt&8217;ler baş kaldırmıyor muydu? Çatışmalar, ayaklanmalar, isyanlar yok muydu? Elbette vardı.
Ama bu olaylar yerel olaylardı ve daha çok Cumhuriyet hükümetini benimsemeyen ağalar, şeyhler tarafından çıkarılıyordu.
Kısa zamanda da bastırılıyordu.
Hem Irak&8217;ın Kuzeyinde hem de Türkiye&8217;de, etnik sorunların kaşınmasına, 20. Yüzyılın son çeyreğinde başlandı.
Bu işe öncülük eden güç ise ABD&8217;den başkası değildi.
1980&8217;lerde emperyalizm, &8220;küreselleşme&8221; adı altında &8220;Yeni Bir Dünya Düzeni&8221; kurmak istedi. Bu düzende ulus devletlere, ulusal yapılanmalara ve kuruluşlara yer yoktu.
Ama ulusçuklara, azınlıklara, aşiretlere, tarikatlara yer vardı.
Emperyalist sömürü çarkının sağlıklı işleyebilmesi için ülkeler parçalanmalı, kamu mülkiyeti özelleştirilmeli, devletçilik uygulamalarına son verilmeliydi.
Bu nedenle emperyalizm, bir parçalama, bölme aracı olarak etnik ve dinsel faklılıklara sarıldı. Bu farklılıkları daha da derinleştirip, keskinleştirerek, grupları çatışma ortamına sürükledi. Yoksul halkı birbirine düşürdü.
Kürt&8217;le Türk&8217;ü, Şii ile Sünni&8217;yi, Arap&8217;
Aynı zamanda bu farklılıkları, bir tehdit ve şantaj silahına da dönüştürerek, hükümetlere dilediğini yaptırdı.
Bu oyunları Latin Amerika&8217;da, Afrika&8217;da, Balkanlarda, Kafkaslarda da oynadı. Burnunu soktuğu her ülkede mutlaka bir etnik ya da dinsel azınlık buldu ve onları çatışma ortamına sürükledi.
Kolları, bacakları, tüm gövdesi ile ülkelerin siyasal, sosyal, kültürel yaşamına girdi.
Böylece, etnik sorunlar, bir ülkenin iç sorunu olmaktan çıkıp uluslararası bir nitelik kazandı. Küreselleşti.
Emperyalizm, çeşitli planlar ve tertiplerle ülkeleri yönlendirmeye hız verdi.
BÖL &8211; YÖNET
Yeni Dünya Düzeni oluşturma çabaları, emperyalizmin yıllardan beri kullandığı &8220;Böl, Yönet&8221; taktiğinin çağımıza uyarlanmış yeni bir versiyonundan(!) (biçim) başka bir şey değildi.
Bu yeni sömürgeciliğin ideolojisi ise Fidel Castro&8217;nun vurguladığı gibi &8220;neoliberalizm&8221; idi. İnsan hakları, özgürlük, demokrasi sözcükleri ise onun kulağa hoş gelen uyutma araçlarıydı.
Bu yöntemler Yugoslavya, Irak, Afganistan ve dünyanın bazı yerlerinde denendi ve hedefine ulaştı.
Örneğin, ABD emperyalizmi, Yugoslavya&8217;yı parçalayabilmek için Hırvat, Sloven, Boşnak, Arnavut ırkçılığını kullanmıştı.
1990-1992 yılları arasında bu ülkeler ve daha sonra da Makedonya, Sırbistan, Karadağ Cumhuriyetleri, federasyondan ayrılmıştı.
Emperyalizm önce Yugoslavya&8217;da neoliberal, ırkçı, yoz düşüncelerle kitlelerin beyinlerini yıkamış; sonra da vahşi, acımasız, kanlı yöntemlerle halkları birbirlerine kırdırmış, federasyonu ortadan kaldırmıştı&8230;
Böylece, Tito&8217;nun bağımsız, başı dik, birleşik ülkesi parça parça edilmiş, tarih olmuştu.
Bugün yeryüzünde Yugoslavya diye bir ülke yok artık.&8221;