Otomobil alıyorsunuz...

O kadar çok araştırma yapıyorsunuz ki...

Çevresinde 99 kez geziyor, adeta tavaf ediyorsunuz!

Sorular soruyorsunuz...

Kilometresi kaç?

Değişeni var mı?

Kaç parça boya var?

Kaçıncı el?

Peki, ev alırken ne yapıyoruz?

Kaç odası var, kaç tuvaleti var?

Manzarası denize mi bakıyor, ormana mı bakıyor?

Komşularımız kimler?

Hiç kimse "binanın zemini nasıl, fay hattı geçiyor mu?" diye sormuyor.

Hiç kimse kullanılan malzemeyi merak etmiyor.

Millet; kapının, pencerenin, yere döşenen laminantın peşinde...

Saten alçı düzgün olmuş mu, olmamış mı?

Onun peşinde...

Kıyafet alacaksınız; giyiyorsunuz, çıkartıyorsunuz...

Bir başkasını deniyorsunuz...

Tam bulduğunuzu sanıyorsunuz, bir dikiş hatası görüyorsunuz...

Geri veriyorsunuz.

Kargoyla gelmişse, geri gönderiyorsunuz.

Ama ev alırken, sadece fiyatın peşindesiniz.

"Ay tanıdıktı, bize şu kadar indirim yaptı."

"Şu kadar verdik, gerisini tapuyu alırken vereceğiz."

"Banka kredileri düşünce çekeceğiz."

Gömlek alırken gösterdiğimiz hassasiyeti, ev alırken göstersek, başımıza bu işler gelmeyecek.

Otomobil alırken gösterdiğimiz hassasiyeti, yaptığımız araştırmayı, ev alırken yapsak, başımıza bu işler gelmeyecek.

Ama gömleğimizi herkes görüyor.

Otomobilimizi herkes görüyor.

Evimizi sadece gelen görüyor.

Biz, işin "desinler" tarafındayız!

Mimarisi, statiği, zemini, denetimi, kullanılan malzemesi, temeli, demiri bizi ilgilendirmiyor!

Mesela, mahalle daha önemli!

Sonra deprem oluyor...

Doğal afette hayatını kaybedenler cennete gidiyor!

Orada semt-sokak var mı, bilmiyorum!

Tercihimizi ona göre yapalım.

Devletin denetim görevi var.

Ama biz de vatandaş olarak sorumluluğumuzu bilelim.

Hatay’da ekonomik durumu çok iyi olan kişilerin "Cennetten bir kare" diye aldıkları evlerin nasıl cehenneme dönüştüğünü hep birlikte gördük.

"Allah, böyle afetleri bir daha göstermesin" diyoruz.

Ama göz göre göre kötü zemine, yüksek kat binalar dikiyoruz!

Yani, denetim düzgün çalışmıyor!

Yüce Mevla, her binanın dibine bir görevli dikecek değil ya...

Bunu da devletimiz yapsın.

Belediye başkanlarımız, imar müdürlerimiz sorumluluklarını yerine getirsinler.

Daha ne diyelim...

Bakın, on ili kapsayan deprem oldu.

Ülkemiz ciddi biçimde sarsıldı.

Olası büyük Marmara depreminde, İstanbul başta olmak üzere büyük yıkımlar yaşayacağız.

Çok bina yıkılacak.

Çok can gidecek.

Ekonomi çok büyük yara alacak.

Bu işin altından kalkmamız yıllar alacak.

Şimdi insanlara "İstanbul’dan çıkın" mı diyeceğiz?

Bakın, kentsel dönüşüm işi başladı.

İnsanlar, oturdukları evlerden çıkmamak için direniyor.

Üste para vermek istemiyorlar.

Büyük bir deprem daha geliyor.

Herkes aklını başına alsın.