Ramazan ayı, bayram, referandum derken birbiri ardına yaşadığımız heyecanlı ve hareketli günler geride kaldı.


Hayatın normale dönmeye başladığı şu günlerde normale dönmeye başlayan başka bir şey daha var.


O da Ramazanda bir ay boyunca oruç tutup namaz kılıp çevrelerine dindarlık taslayan bazı kişilerin Ramazan biter bitmez eskisi gibi olmalarıdır.


Ramazanda oruç tuttuğunu bildiğim ve camiye giderken gördüğüm bazı kişileri şimdi meyhaneye giderken görüyorum.


Dedikodu yaparken, başkasını çekiştirirken, arsızlık, yüzsüzlük, terbiyesizlik yaparken gördüklerim de var.


İslam dininin yap dediklerini Ramazan ayında bir ay süreyle yapıp da yapma dediklerini 11 ay boyunca yapanlara ben &[#]8220;Ramazan Müslüman&[#]8217;ı&[#]8221; diyorum.


Bu konuda Ramazan ayında &[#]8220;Ramazan Müslümanlığı&[#]8221; başlığı altında bir yazı kaleme almıştım.


Ramazan Müslümanlığı, İslam dinini işimize geldiği gibi yorumlamaktır.


11 ay boyunca İslam dininin yapma dediğini yapan, kumar oynayıp içki içen, fuhuş yapan, vergi kaçıran, çalan, çırpan, dedikodu yapan, hak yiyen, dolandırıcılık yapan, arkadan kuyu kazan, çıkar menfaat peşinde koşan, kendisine yapılan iyiliklere kötülükle cevap veren bazı kişiler bir ay boyunca oruç tutup namaz kıldı.


Bu kişiler Ramazan bittikten sonra eski yaşam biçimlerine yeniden bir güzel geri döndüler.


Yine içki içip kumar oynamaya, dedikodu ve fuhuş yapmaya, yüze gülüp arkadan kuyu kazmaya, alavere dalavere peşinde koşmaya başladılar.


Daha önce birçok defa izlediğimiz bu filmi bir kez daha izliyoruz.


Onun yeri ayrı, bunun yeri ayrı düşüncesindeki bu kişiler üniversite imtihanındaki gibi 4 yanlış bir doğruyu götürüyor misali bir dünya görüşüne sahipler.


Tabi bir ay Müslümanlık kolay.


12 ay boyunca insanın kendisini kısıtlaması, bazı zevklerden mahrum bırakması, dini kurallara uygun yaşaması, iradesine sahip çıkması zor.


Marifet bu zorluğu başarmakta.


Onun yeri ayrı bunun yeri ayrı diye bir şey olmaz, İslam dininin yap dediğini yapmak, yapma dediğini yapmamak lazım.


Ramazan münasebetiyle günahlarımıza tövbe etmeliyiz ve hayatımıza yeni bir sayfa açıp Ramazan ayından sonra da günah işlememeye, kötülüklerden uzak durmaya, hatalarla buluşmamaya dikkat etmeliyiz.


Bunu din adamları söylüyor.


Bazı kişiler demokrasiyi olduğu gibi dini de işlerine geldiği gibi yorumluyorlar.


İslam dini netlik, doğruluk, dürüstlük dinidir.


Bir öyle bir böyle olmaz, olmamalı.




Balığa ne oldu?



Balıkta son yılların en verimsiz sezonlarından biri yaşanıyor.


Sezon başlayalı iki hafta oldu ve halen daha tezgahlar şenlenmedi.


İlk birkaç gün yağmur ve fırtına vardı, balıkçılar hava muhalefetine takıldı ama fırtına ve yağmur geçtikten sonra da bir şey değişmedi.


Sonuçta balığın ve balık çeşidinin az, fiyatların yüksek olduğu bir tablo ile karşı karşıyayız.


Şu fiyatlara bakın: Dün 5 TL&[#]8217;ye satılan hamsi düne kadar 7,5 ila 10 TL idi, mezgit 10 ila 12, palamut tanesi 7 ila 15 TL, barbunya 10 ila 15 TL arasında değişiyor.


Bu fiyatlara balık yiyebilmek için zengin olmak gerekir.


Dar gelirli vatandaşın bütçesi buna el vermez.


Geçen yılın iki haftalık döneminde durum daha iyiydi.


Hamsi, mezgit ve palamut fiyatları 4 ile 8 TL arasında değişiyordu.


Yarı yarıya fark var. Balığın geçen yıla göre daha az olması düşündürücü.


Biliyorsunuz her yıl mayıs ayından eylül ayına kadar ağla balık avlamak yasak.


Balıkların yumurtlama dönemine rastlayan yasakla yavruların büyümesinin sağlanması amaçlanıyor.


Yavrular büyüyecek ki balık çoğalacak. Tezgahlara bakacak olursak balık çoğalmamış.


Balık az olduğuna göre yasak döneminde kaçak avlanma çok mu oldu acaba?


Her türlü önleme ve ağır para cezalarına rağmen kaçak avlanmanın önüne geçilemediğini biliyoruz da ondan öyle konuşuyoruz.


Tabi bir de Karadeniz&[#]8217;in kirlenmesi durumu var ki bu kirlenme de giderek artıyor.


Her yıl 31 Ekim&[#]8217;de bu yüzden Karadeniz Günü kutlanıyor, kirliliğe dikkat çekiliyor, uyarılarda bulunuluyor.


Kirliliğe daha çok dikkat çekilse ve yetkililer bu uyarıları dikkate alsa hiç fena olmayacak.


Bir de yasak dönemlerinde daha sıkı önlemler almak gerekiyor.


Ayrıca balıkçılığın bilinçli ve kuralla uygun bir şekilde yapılmasını sağlamak lazım.


Bunun için eğitim şart.


Balık neslini korumak için balıkçıları daha duyarlı hale getirmekte fayda var.


Balıkçılara balık bitince balıkçılığın da biteceğini iyice anlatmak lazım.




Yağmurlu havada susuz kaldık



Eskiden insanlar elektriksiz ve susuz nasıl yaşıyormuş, şaşırmamak elde değil.


Biz yokluk dönemlerini de ışığın gaz lambalarından ve mumlardan, suyun da kuyulardan temin edildiği zahmetli dönemleri de yaşamadık.


Bizim nesil suya ve elektriğe kolay ulaşılabilir ve bol bulamaç kullanılabilir bir dönemden geçiyor ama hayatı kolaylaştıran bu nimetlerden zaman-zaman mahrum kalıyoruz.


İşte o zaman elektriğin ve suyun kıymeti çok daha iyi anlaşılıyor.


Örneğin Pazartesi günü sular kesikti. Ulupınar hattındaki arıza kenti bir gün susuz bıraktı.


Üstelik yağmurun da yağdığı bir günde. Bir yanda gün boyu yağan yağmur, diğer yanda susuzluk. Sizin anlayacağınız yağmurlu havada bir bardak suya muhtaç kaldık.


Bu arada her hava olayında (yağmurda, rüzgarda, şimşekte, gök gürültüsünde, karda, aşırı sıcak ve soğuklarda) hemen kesilen elektriğimiz bu sefer ki yağmurda kesilmedi.


Dediğim gibi her hava olayında kesiliyordu.


Bu kez kesilmeyerek bizi çok şaşırttı. Resmen ters köşeye yattık.


Ya trafolara yıldırım savar konuldu veya hatlar sağlama alındı ya da şansımız yaver gitti veyahut hepsi.


Belki bu uzun süredir yapılan bakım onarım ve tesis yenileme çalışmalarının bir sonucudur.


Hangisi acaba?




Yorgan gitti, kavga bitmedi



12 Eylül&[#]8217;de yapılan referandum evetlerin oranı yüksek olmamasına rağmen Anayasa değişikliklerinin onaylanmasına yettiği için iktidar partisini sevindiren bir sonuçla tamamlandı.


Evdeki hesabı çarşıya uymayan muhalefet cephesi ise şaşkınlıkla karışık bir haleti ruhiye içinde. Yüzde 42 hayırı iyi bir sonuç olarak görenler de var.


Sandıktan çıkan sonuç vatandaşın hükümetten memnun olduğunu da gösteriyor ve yaklaşan genel seçimler için de ayrıca bir fikir veriyor.


Tablo 2007&[#]8217;deki genel seçim ve 2009&[#]8217;daki yerel seçimle aşağı yukarı aynı.


Bu arada olan yargıya oldu. Hükümet bu sonuçla, sürekli yakındığı, dert yandığı, şikayet ettiği yüksek yargıyı kendisine bağlayarak, yeni avantajlar elde etti.


Referandumla ilgili açıklamalar, değerlendirmeler sürüyor.


Yurt içinden ve yurt dışından yorumlar yapılıyor. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jaglandde&[#]8217;nin de &[#]8220;Sonuçtan çok mutluyuz&[#]8221; şeklinde bir açıklaması oldu.


Kıbrıs, Kürt konusu, Ermeni meselesi ve Ruhban okulu gibi çok hassas olduğumuz konularda milli menfaatlerimizle bağdaşmayan isteklerde bulunan Avrupa Birliği Türkiye&[#]8217;nin iyiliğini mi istiyor, kötülüğünü mü?


Genel Sekreterin açıklaması ilginç.


Avrupa Birliği ülkelerinde yargı hükümete bağlı da bizim mi haberimiz yok?