Lafı evirip çevirmeye gerek yok.

Görünen o ki, bu kentteki kıskançlık hiç bitmeyecek.

Sivil toplum örgütlerinde, siyasi partilerde, iş dünyasında, basın dünyasında…

Kısacası hayatın her alanında…

Kim bir adım öne geçse, diğerleri paçasından tutup kendi seviyesine çekmeye çalışıyor.

Bu “çukur”ların yukarı çıkma gibi bir derdi de yok.

Tek dertleri, diğerleri de kendileri gibi “çukur”da olsun.

Oysa biz, rakiplerimizin hep daha iyi olmasını istiyoruz.

İyi olsunlar ki, biz daha iyi olalım.

Çünkü kendimize güveniyoruz.

Ve “aşağıdaki”leri yukarıya çekmeye çalışıyoruz.

Ama “çukur”a alıştıkları için yukarıya gelmek istemiyorlar.

Kendileri bilirler.

Bu kentte iş dünyası da öyle değil mi?

Biri para kazansın, hemen “hırsız” damgası yiyor.

Biri bir iş yapsın, “arkasında kim var?” diye merak ediliyor.

Kendisi başarısız olunca, karşısındakinin başarısını sorguluyor.

Arkasında bir güç arıyor.

Öyle olmasa, aynı partinin milletvekilleri birbirleriyle ters düşerler mi?

Allah kimseyi “çukur”a düşürmesin.

Final haftası…

Pusula TV için finale geldik.

Logosundan mikrofon süngerine kadar en ince ayrıntılar tamamlanıyor.

Şeffaf spiker kulaklığından, haber iç ses okuma odasına kadar her şey tamam.

Bir televizyon için ne gerekiyorsa, her şey alındı.

Yerel imkânlarla, yerel televizyonun çok üstünde bir yatırım yaptık.

Her şey çok güzel olacak.

Cumartesi günü çekirdek kadro ilk toplantısını yaptı.

Müthiş bir aile tablosu, müthiş bir heyecan…

Elbette herkes yayın saatini bekliyor.

Biz de bekliyoruz.

Pusula logosunu ekranda görmenin bize verdiği huzur, kelimelerle anlatılacak gibi değil.

25 yıllık gazetecilik hayatımın son 15 yılında hep Pusula ile var olduk.

“Dergi, gazete, internet” derken televizyon geldi.

Allah utandırmasın…

Kıssadan Hisse: Hasta Geyik…

Yaşlı bir geyik, hasta düşer ve daha rahat otlayabilmek için güzel otlarla dolu bir çalılıkta yaşamaya başlar. Her hayvanla iyi geçindiği için pek çok hayvan sık sık geyiğin ziyaretine gelir.

Zamanla her gelen hayvan, bu güzel otlardan tatmaya başlayınca, kısa süre sonra tüm otlar biter. Geyik, hastalıktan kurtulur, ama yiyecek hiçbir şeyi kalmadığı için bir süre sonra açlıktan ölür.

Dersimiz: Bazen iyi şeyler de paylaşıldıkça bitebilir. Elimizdekinin değerini bilelim…

Günün Fıkrası: Kriko, Mercedes…

Temel, barda bir Almanla tartışıyor ve sonunda, “Çık dışarı!” diyor. Beş dakika geçmeden Alman, onu yaka paça, poposunu tekmeleyerek bara sokuyor. Temel, kan-revan içinde, acıyla inliyor. Alman, kasılarak, “Kung-fu, Kore...” diyor. Ertesi gün yine tartışma, dışarıya çıkma... Temel’in bara sokuluşu... Hali önceki günden farklı değil. Elbiseleri paramparça, burnu kırılmış… Alman, gururla, “Tekvando, Japonya…” diyor. Üçüncü gün yine tartışma ve Temel’in kavga isteği… Hayret, bu kez önde Alman, arkada onu tekmeleyen Temel… Alman, Temel’in ilk iki günkü durumuna benzer halde: Kanlı ve paramparça. Temel, Kemal Sunal’ınkine benzer bir kasıntılı yürüyüşle barın ortasına geliyor. Meraklı bakışları daha fazla bekletmiyor: “Kriko, Mercedes…”