Şu seçim, referandum işleri bitse de, geçim işleri başlasa...

İtiş-kakış bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete...

Ülkenin onca sorunu varken ve bu sorunların çözümü için birlikte mücadele etmek gerekirken, biz yeni sorunlar üretmek için olanca gücümüzle yarışıyoruz.

Ülke bir yana, Zonguldak bir yana...

Baksanıza Zonguldak'a...

Fiziki olarak küçülmüş, nüfus olarak azalmış, imar olarak çarpılmış, ekonomik olarak çırpılmış, doğa olarak katledilmiş, siyasi olarak yozlaşmış, bürokrasi olarak sürgün yerine dönmüş, okumak için gideni gelmeyen kente döndük.

Atatürk'ün "Gençliğe Hitabesi", Zonguldak'ı ne güzel anlatıyor.

"Ey Zonguldak Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, Zonguldak ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. Zonguldak ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz Zonguldak'ın bütün kurumları zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün partiler dağıtılmış, hazine arazileri bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Zonguldak istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Zonguldak'ı kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"

Özbakır ve Demirtaş gibi milletvekillerimiz olmazdı...

Hazır anayasa değişikliği yapılmışken, referandum sonrası Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu değişse... Mümkünse TBMM'de tüm partilerin uzlaştığı maddelerle...

Siyasi partilerin liderleri yerine, partilerin üyelerinin belirlediği adaylar ve tercihle seçeceğimiz milletvekillerimiz olsa...

Böylece Ünal Demirtaş gibi tepeden inme milletvekilimiz olmaz...

Hüseyin Özbakır gibi milletvekilimiz olmaz...

Günün Fıkrası: Fransızlardan şikayetçiyiz...

Bir Bakan, Zonguldak'a geliyor. Bir kahvehanenin önünde vatandaşlarla sohbet ediyor.

Bakan, vatandaşlara, "Hükümetten memnun musunuz?" diyor.

Kahvehanede kimseden ses çıkmıyor. Herkes birbirine soruyor.

Zonguldaklıların yakından tanıdığı Hayrullah, kalabalığı yara yara Bakanın yanına kadar gelerek, "Sayın Bakanım, biz hükümetten çok memnunuz. Hepinizden tek tek Allah razı olsun. Bizim şikayetimiz Fransızlardan..." dedi.

Bakan şaşkın...

"Sorduğum sorunun ne alakası var Fransızlarla?"

Hayrullah, büyük bir heyecanla yeniden söze girer:

"Yooo öyle deme Sayın Bakanım. Bu Fransızlar, Zonguldak'ın evlerini, yollarını 100 yıl önce yaptılar. O günden bu yana da 'ne oldu bu yolların, tünellerin hali?' diye sormadılar. Ondan şikayetçiyiz."

Bakan, çayını bitirmeden kahvehaneden ayrılır.

Hayrullah da, ara sokaklarda kaybolur gider...