Trabzon Maçkalı bir arkadaşla tanıştık. İlk sorum, &[#]8220;Nasıl buldun Zonguldak&[#]8217;ı?&[#]8221; oldu.

Gözleri açıldı, şok geçirmiş gibiydi. &[#]8220;Ben Zonguldak&[#]8217;ı daha büyük bir şehir sanıyordum. Şehir bile değilmiş. Bu ne hal? Bu devirde böyle şehir mi, böyle il mi olur? Yok yok, imar yok. Herkes kafasına göre takılmış. Bir gelin bakın Trabzon&[#]8217;a, gözünüz şehir görsün&[#]8221; dedi.

Ne kadar haklı Maçkalı arkadaşımız. Her gün bu gazetede yazıyoruz bunları.

Ama değişen bir şey yok.

&[#]8220;Niye böyle diye?&[#]8221; sordu Maçkalı.

Zonguldak&[#]8217;ta herkesin rant peşinde olduğunu, siyasilerin kendi ikballerini düşünmekten, kenti düşünmediklerini, bürokratların burayı basamak olarak gördüklerini söyledim. Bir-iki şey daha söyledim.

Tokalaştık, ayrıldık.

O şaşkın, ben şaşkın&[#]8230;

Herkes yeni bir koltuk arıyor&[#]8230;

Son dönemde bürokraside liyakat aranmıyor. Siyasetten çok, sendika ve cemaat ilişkileri ön planda... Zaten her dönemde bir konu çıkar ön plana.

Şimdilerde kimse kafakol ilişkisiyle geldiği koltuğu beğenmiyor.

Daha iyisini, daha rahatını, daha rantlısını, daha çok kazananı arıyor.

Memur şef olmaya, şef müdür olmaya, müdür daha yukarı zıplamaya, Kent Konseyi Başkanı Belediye Başkanı olmaya, sendikacı genel merkeze zıplamaya, olmadı daha kaymak bir göreve gelmeye, Belediye Başkanı Milletvekili olmaya, olamayacaksa, o makamda kalmaya, işadamı daha az harcayıp daha çok kazanmaya uğraşıyor.

Bu ne hırs, anlamış değilim.

Zonguldak&[#]8217;ta bir ilerleme olmadığına, aksine geriye gidiş olduğuna göre, demek ki, herkes kendine çalışmış. Caddeye çık, herkes başkan. Ya eski başkan, ya yönetimde başkan adayı, ya da mevcut başkan. Sallasan başkana değiyor. Hepsinin yürüyüşü değişiyor. Ama Zonguldak&[#]8217;ta olumlu yönde değişen hiçbir şey yok.

Demek ki, kürsüdeki söylemler yalan. Var mı bunun başka bir izahı?

Kıssadan Hisse: Karınca ile Hz. Süleyman&[#]8230;

Bir gün Süleyman Peygamber (a.s), bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da, &[#]8220;Bir buğday tanesi yerim&[#]8221; diye cevap verir. Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s), karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak, hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler. Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki, karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır: &[#]8220;Acaba neden yemedi?&[#]8221;

Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s), karıncaya, buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar. Karınca da, &[#]8220;Daha önce benim yiyeceğimi Yüce Allah (c.c) verirdi. Ben de O&[#]8217;na güvenerek, bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca, doğrusu &[#]8216;nihayet bu aciz bir insandır&[#]8217; diye sana pek güvenemedim. Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek, diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım&[#]8221; diye cevap verdi.

Yüce Allah (c.c), cümlemizi kul kapısına baktırmaktan korusun&[#]8230; (Alıntıdır)

Günün Fıkrası: İyilik yap!..

Temel ile Cemal, deniz kenarında sahilde yürüyorlarmış. Bir süre sonra denizden imdat seslerinin geldiğini duymuşlar. Bir de bakmışlar, kadının biri boğuluyor. Hiç beklemeden denize atlayıp boğulmakta olan kadını kurtarmışlar ve sahile getirmişler. Temel, sonra birden kadını tutup tekrar denize atmış. Cemal şaşırmış kalmış ve Temel&[#]8217;e sormuş:

&[#]8220;Uy uşağum, niye attun oni da?&[#]8221;

Temel, kendinden gayet emin şekilde cevap vermiş:

&[#]8220;Eee ninemin lafidur bu, iyilik yap denize at&[#]8230;&[#]8221;

Günün Sözü:

İnsan daima başına gelen felaketleri sayar, sevinçleri değil!.. Eğer saysaydı, dünyanın kendisine yeterince mutluluk sunmuş olduğunu anlardı...

Dostoyevski