Ekonomik sistem içinde gelir gider dengesi yıllar içinde kendi çarpık sistemini geliştirdi.
Yıllar içinde yaşanan ekonomik krizler bu uçurumları arttırdı.
Siyaset ve siyasetçi bu sistemi besledi.
Siyaset halkı yönetme sanatı olmaktan daha fazla uzaklaşıp rant gözetme, takip etme ve ele geçirme mesleği olarak kabul görmüş durumda.
Yıllardır uluslararası anlaşmalarla ülkenin üretim ekonomisinin sona erdirilmesine alkış tutanlar iştahla ortaya konanları kapışma yarışına girdiler.
Kimsenin malında mülkünde gözü olmayıp, kendi halinde bu ömrü tamamlamak isteyenler bile artık giderek büyüyen uçurumu sorgulamaya başladı.
Gelir adaletsizliği siyasi politika olmaktan öte geçip devlet politikası haline geldi.
İç transfer, dış transfer derken zenginle fakir arasındaki uçurumun bu kadar büyümesi kime yarar sağlayacak?
Politik bir rekabet alanı olan bu tabloyu kimler daha kabul edilebilir bir duruma getirebilir?
Düşünüyor musunuz?
Ak Parti döneminde kırmızı et ithal etmeye başladık.
Daha neler ithal edeceğiz onu da göreceğiz.
Millet isyanda.
Ama tablo aynı.
Ak Parti bugün de tek başına iktidar.
Tekel çalışanlarından gelecek oyu bir kalemde gözden çıkarak Başbakan Erdoğan, onun yerine başka bir seçmen tabakası koyabiliyor.
Ortalık isyan yeri.
Peki Ak Parti&[#]8217;nin oyları neden mum gibi erimiyor
İdeolojiler ve Atatürk üzerinden siyaset yapma duygusundan kurtulamayan partiler halkı unutunca halk bazında desteği de kaybettiler.
Çünkü halk adına siyaset yapamadılar.
Kendilerinden olmayanları hor gören, dışlayan bir anlayışla hareket ettiler.
Bakın tabloya
Referandum anketlerinde oranlar kafa kafaya gidiyor.
Ak Parti oylarını koruyor.
Bu sistemle korur.
Hatta artırabilir.
Neden?
Çünkü alternatif bir lider hala çıkamadı.
Alternatif ve radikal düşünceler çıkmadı.
Meydan boş.
Ama güven veren yok.
Ak Parti muhalefetle istediği gibi oynuyor.
Ondan da öte resmen muhalefetle adeta dalga geçiyor.
Her şeyimizi küreselleştiren iktidara kızanlar kendi açılarından her ne kadar haklı olsalar da karşısına bir formül koyamıyorlar.
Çünkü ülke olarak üretim politikalarını savunması gerekenler veya atıp tutanlar toplumun kabul edebileceği politikaları üretmekten aciz.
Ak Parti&[#]8217;nin pek çok politikasını tasvip etmeseniz ne olacak?
Kızıp kükreseniz ne olacak?
Muhalefetin doğruyu söylemesi yetmiyor.
Öncelikle doğruyu uygulaması ve inandırması gerekiyor.
Türkiye&[#]8217;de muhalefet olmasa Ak Parti daha hızlı eriyebilirdi.
Ama muhalefetin tutarsızlıkları iktidara her zaman daha fazla güç veriyor.
Kariyer yaptırıyor.
Bu kariyere ne gelir dengesinin adaletsizliği ne de uçurum mesafelerinin büyümesi engel olabiliyor.
O zaman niye?
Muhalefetin öncelikle bu &[#]8216;niye&[#]8217;nin yanıtını araması gerekir.
Görünen o ki Ak Parti döneminde bu uçurumlar daha da artacak.
Ancak bu muhalefet anlayışı ile herkes kendi uçurumunun tepesinde tutunmaya çalışacak.
İş dünyası daha zengin olma fırsatı yakaladığı için, dar gelirli vatandaş ise kömür ve benzer yardımlar ihtimaline şükür ettiği için Ak Parti&[#]8217;ye destek vermeye devam edecek.
Kendine yeten bir ülke olma sevdası belki hiç gerçekleşmeyecek.
Toplumun çoğunluğunu &[#]8216;kendi kendine yeten ülkenin halkı&[#]8217; olmaya inandıracak, inanmakta da öte bu düşünceye sahip çıkarak gereğini yapacak bir anlayışı oluşturmak artık çok zor.
Bu yüzden kendi liderine ve partisine inanmayanlar mevcut sisteme ayak uydurmak zorunda bırakılmaya devam edecek.
Bu ülkede hala büyük bir çoğunluk ne kadar da kızsa gidip; &[#]8216;İnadına Tayyip Erdoğan&[#]8217; diyor.
İnsanlar bir birini boğazlayacak olsa da, kredi borçları intiharları patlatsa da; &[#]8220;İnadına Tayyip Erdoğan&[#]8217; diyen bir toplumu daha önce hiç gördünüz mü, duydunuz mu?
Yıllar içinde yaşanan ekonomik krizler bu uçurumları arttırdı.
Siyaset ve siyasetçi bu sistemi besledi.
Siyaset halkı yönetme sanatı olmaktan daha fazla uzaklaşıp rant gözetme, takip etme ve ele geçirme mesleği olarak kabul görmüş durumda.
Yıllardır uluslararası anlaşmalarla ülkenin üretim ekonomisinin sona erdirilmesine alkış tutanlar iştahla ortaya konanları kapışma yarışına girdiler.
Kimsenin malında mülkünde gözü olmayıp, kendi halinde bu ömrü tamamlamak isteyenler bile artık giderek büyüyen uçurumu sorgulamaya başladı.
Gelir adaletsizliği siyasi politika olmaktan öte geçip devlet politikası haline geldi.
İç transfer, dış transfer derken zenginle fakir arasındaki uçurumun bu kadar büyümesi kime yarar sağlayacak?
Politik bir rekabet alanı olan bu tabloyu kimler daha kabul edilebilir bir duruma getirebilir?
Düşünüyor musunuz?
Ak Parti döneminde kırmızı et ithal etmeye başladık.
Daha neler ithal edeceğiz onu da göreceğiz.
Millet isyanda.
Ama tablo aynı.
Ak Parti bugün de tek başına iktidar.
Tekel çalışanlarından gelecek oyu bir kalemde gözden çıkarak Başbakan Erdoğan, onun yerine başka bir seçmen tabakası koyabiliyor.
Ortalık isyan yeri.
Peki Ak Parti&[#]8217;nin oyları neden mum gibi erimiyor
İdeolojiler ve Atatürk üzerinden siyaset yapma duygusundan kurtulamayan partiler halkı unutunca halk bazında desteği de kaybettiler.
Çünkü halk adına siyaset yapamadılar.
Kendilerinden olmayanları hor gören, dışlayan bir anlayışla hareket ettiler.
Bakın tabloya
Referandum anketlerinde oranlar kafa kafaya gidiyor.
Ak Parti oylarını koruyor.
Bu sistemle korur.
Hatta artırabilir.
Neden?
Çünkü alternatif bir lider hala çıkamadı.
Alternatif ve radikal düşünceler çıkmadı.
Meydan boş.
Ama güven veren yok.
Ak Parti muhalefetle istediği gibi oynuyor.
Ondan da öte resmen muhalefetle adeta dalga geçiyor.
Her şeyimizi küreselleştiren iktidara kızanlar kendi açılarından her ne kadar haklı olsalar da karşısına bir formül koyamıyorlar.
Çünkü ülke olarak üretim politikalarını savunması gerekenler veya atıp tutanlar toplumun kabul edebileceği politikaları üretmekten aciz.
Ak Parti&[#]8217;nin pek çok politikasını tasvip etmeseniz ne olacak?
Kızıp kükreseniz ne olacak?
Muhalefetin doğruyu söylemesi yetmiyor.
Öncelikle doğruyu uygulaması ve inandırması gerekiyor.
Türkiye&[#]8217;de muhalefet olmasa Ak Parti daha hızlı eriyebilirdi.
Ama muhalefetin tutarsızlıkları iktidara her zaman daha fazla güç veriyor.
Kariyer yaptırıyor.
Bu kariyere ne gelir dengesinin adaletsizliği ne de uçurum mesafelerinin büyümesi engel olabiliyor.
O zaman niye?
Muhalefetin öncelikle bu &[#]8216;niye&[#]8217;nin yanıtını araması gerekir.
Görünen o ki Ak Parti döneminde bu uçurumlar daha da artacak.
Ancak bu muhalefet anlayışı ile herkes kendi uçurumunun tepesinde tutunmaya çalışacak.
İş dünyası daha zengin olma fırsatı yakaladığı için, dar gelirli vatandaş ise kömür ve benzer yardımlar ihtimaline şükür ettiği için Ak Parti&[#]8217;ye destek vermeye devam edecek.
Kendine yeten bir ülke olma sevdası belki hiç gerçekleşmeyecek.
Toplumun çoğunluğunu &[#]8216;kendi kendine yeten ülkenin halkı&[#]8217; olmaya inandıracak, inanmakta da öte bu düşünceye sahip çıkarak gereğini yapacak bir anlayışı oluşturmak artık çok zor.
Bu yüzden kendi liderine ve partisine inanmayanlar mevcut sisteme ayak uydurmak zorunda bırakılmaya devam edecek.
Bu ülkede hala büyük bir çoğunluk ne kadar da kızsa gidip; &[#]8216;İnadına Tayyip Erdoğan&[#]8217; diyor.
İnsanlar bir birini boğazlayacak olsa da, kredi borçları intiharları patlatsa da; &[#]8220;İnadına Tayyip Erdoğan&[#]8217; diyen bir toplumu daha önce hiç gördünüz mü, duydunuz mu?
Kullar ve peygamberler!
Zonguldak&[#]8217;ın lideri yok.
Bir kesim hiçbir şeye bulaşmak istemiyor.
Çünkü kimse kent sorunuymuş, trafik sorunuymuş, kalkınma sorunuymuş gibi başına dert almak istemiyor.
Toplum liderlerinin olmadığı, olanların yeterli olamadığı yerlerde sokağın adaleti sağlıklı işlemez.
Genelde bir başıboşluk hakimdir.
Zonguldak&[#]8217;ta durum aynen böyle.
Sözü dinlenen, ama sözü özü bir olan büyüklere ihtiyaç var.
Kamuoyu, dürüstlüğüne inandığı, sözüne güvendiği, uzlaşı sağlayıcı birkaç kişi görse birçok sorun zaten kendiliğinden çözülür.
Ama nafile.
Sonuçta kaybeden aslında herkes.
Ama o herkes içinde kimse de çıkıp; &[#]8220;O herkesten biri de benim&[#]8217; diyecek mütevaziliği de gösteremiyoruz.
&[#]8220;Ben herkes değilim!&[#]8221;
Kulluğunu unutanların kendisini peygamber zannettiği bir memlekette zaten fazlasını bekleyemezsiniz!
Bir kesim hiçbir şeye bulaşmak istemiyor.
Çünkü kimse kent sorunuymuş, trafik sorunuymuş, kalkınma sorunuymuş gibi başına dert almak istemiyor.
Toplum liderlerinin olmadığı, olanların yeterli olamadığı yerlerde sokağın adaleti sağlıklı işlemez.
Genelde bir başıboşluk hakimdir.
Zonguldak&[#]8217;ta durum aynen böyle.
Sözü dinlenen, ama sözü özü bir olan büyüklere ihtiyaç var.
Kamuoyu, dürüstlüğüne inandığı, sözüne güvendiği, uzlaşı sağlayıcı birkaç kişi görse birçok sorun zaten kendiliğinden çözülür.
Ama nafile.
Sonuçta kaybeden aslında herkes.
Ama o herkes içinde kimse de çıkıp; &[#]8220;O herkesten biri de benim&[#]8217; diyecek mütevaziliği de gösteremiyoruz.
&[#]8220;Ben herkes değilim!&[#]8221;
Kulluğunu unutanların kendisini peygamber zannettiği bir memlekette zaten fazlasını bekleyemezsiniz!
Yerel siyaset!
Yerel siyasetçiler liderlerinin ağızlarına bakıyor.
Halkın sorunlarıyla uğraşmak onların işine gelmiyor.
Hangi mahallede sorun var?
Hangi alanda neler yapılabilir?
Bunlardan bihaberler.
Yerel siyasetçilerin fikir üretemediği, çözüm sunamadığı, çözümlere ortak olamadığı yerde halk çaresiz bekler.
Onlarda hazırcı!
Halkın sorunlarıyla uğraşmak onların işine gelmiyor.
Hangi mahallede sorun var?
Hangi alanda neler yapılabilir?
Bunlardan bihaberler.
Yerel siyasetçilerin fikir üretemediği, çözüm sunamadığı, çözümlere ortak olamadığı yerde halk çaresiz bekler.
Onlarda hazırcı!