Filyos'ta ruhsatsız bir şekilde üretime devam eden Filyos Ateş Tuğla Fabrikası; Zonguldak Valiliği, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Zonguldak İl Özel İdaresi, Çaycuma Kaymakamlığı ve Filyos Belediyesi'ne rağmen hala ruhsatsız bir şekilde çalışıyor.

Bir sanayi tesisi düşünün...

Açık bir şekilde çevreyi kirletiyor.

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü denetime gidiyor.

Fabrikanın çevreyi kirletmediğine kanaat getiriyor!

Yahu, fabrikanın ruhsatı yok, ruhsatı!

Hiç çalışmaması lazım, bacasından simsiyah duman salıyor, sen "çevre kirliliği yok" diyorsun!

Bu işte bir kirlilik var.

Ama çevre (!) kirliliği değil!

Başka bir kirlilik...

Bu kirliliğe kim göz yumuyorsa, kirlidir!

Filyos'ta dananın kuyruğu kopuyor!

Filyos Ateş Tuğla Fabrikası'nın başka sorunları da var.

3'üncü derece SİT alanı içindeki fabrikada ifraz yapılıp, bazı alanların imara açılması planlanıyor.

SİT alanına giren arsayı, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na satacaklar.

Aslında tek dertleri, arsaları parselleyip satmak...

Ama bunu yapıncaya kadar da ruhsatsız bir şekilde fabrikayı çalıştırıp, para kazanmak istiyorlar.

Filyos kirleniyormuş, insanı zehirleniyormuş... Kimin umurunda!

Artık hafta sonlarında Filyos'a gelen insan sayısı, Amasra'dan fazla.

Ama kalacak yer sorunu var. Otopark sorunu var.

Filyos Belediyesi, bu sorunları çözmek istiyor.

Filyos'ta dananın kuyruğu yakında kopacak.

Parselasyon yapılmış! Dananın başı, Bükrü'ye; kıçı, hurdacıya; kuyruğu, belediyeye; gövdesi, şirketin hisse sahiplerine gidecek!

"Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar" mantığıyla hareket ediliyor!

Bu nedenle Devrek buluşmaları sıklaştı!

Dibe vuranlar, yükselme dönemine geçebilmek için her türlü organizasyonu yapmışlar!

25 dönüm araziyi ucuza saymışlar!

Ama bu işleri bilmeyen tertemiz insanları işin içine sokmaları doğru değil!

Bize sorulursa, görüşümüzü söyleriz!

Sorulmasa da, yazarız!

Filyos işi karışık ve kirli bir konu. Kirli, çünkü çevre kirliliğine neden oluyor.

Bu arada, Filyos Belediyesi'nin yapmadığı ifraz, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na yaptırılmaya çalışılıyor. İşin boyutu değişiyor...

İzlemeye devam ediyoruz...

Kıssadan Hisse: Mantık bize ne öğretiyor?

Öğrenciler, o yılın ders programlarında yeni bir ders olduğunu fark ederler. Dersin adı "Mantıktır" ve derse yaşlıca bir profesör girecektir. Nihayet, ilk mantık dersi başlar. Çocuklardan biri söz hakkı isteyerek, "Sayın profesör, mantık bize ne öğretir? Lütfen her şeyden önce bunu anlatır mısınız?" ricasında bulunur.

Profesör, kendisine merak ve şüpheyle bakan talebelerine, "Mantık dersinin insanların düşüncesine yaptığı etkiyi açıklamak biraz güçtür. Onun için bunu sizlere bir örnekle açıklamak istiyorum: Farz edin ki, maden ocağından iki insan çıkıyor. Birisinin üzeri tertemiz, diğerininki ise kömür karası içinde... Bunlardan hangisinin yıkanması lazımdır?" der.

Öğrenciler, hiç tereddüt etmeden, "Elbette, kirlisi!" diye cevap verirler.

Profesör, tebessüm ederek, "İşte evlatlarım, mantık bu soruya cevap vermeden önce şunu sorar: Nasıl olur da bir maden ocağından çıkan iki kişiden birinin üzeri tertemiz iken, diğerininki kirli olabiliyor?" der.

Günün Fıkrası: Polis!

Kaçan bir hırsızı yakalamak için bütün Karadeniz emniyeti seferber olmuş. Hırsızın iki profil, bir adette vesikalık fotoğrafı dağıtılmış. İki gün sonra bir emniyet müdürlüğünden e-mail gelmiş:

"Hırsızlardan iki tanesini yakaladık, bir tanesini de yakalamak üzereyiz!"

Günün Sözü:

"İnsanlar, rakamlar gibidir. Ancak durumlarına göre kıymet alırlar."

Napoléon Bonaparte