&[#]8220;Uyarılara uymalıyız, uymayanları uyarmalıyız&[#]8221; başlığı yazımızı hatırlarsınız.
Ramazan Bayramı öncesi sürücüler için uyarı ve bilgilendirme mahiyetinde olan bu yazı hayati önem taşıyordu.
Yazıda tatilin sorunsuz, bayramın huzur içinde geçmesi için Bartın&[#]8217;da Emniyet Müdürlüğü tarafından alınan önlemlerden söz ediliyor, alınan polisiye tedbirlerin yanı sıra vatandaşların da alması gereken önlemlerin bulunduğu belirtiliyordu.
Bu önlemlerin başında trafikte yapılması gerekenler vardı.
Bunlar da trafik kurallarının ta kendisiydi.
&[#]8220;Nasıl araç kullanıp kullanmayacağımızla ilgili olan bu kurallara uyarsak zaten trafikte sorunların önemli bölümü çözülmüş demektir&[#]8221; demiştik.
Sonra da şöyle devam etmiştik:
&[#]8220;Örneğin uykusuz araç kullanmayacağız, hız yapmayacağız, aşırı hız hiç yapmayacağız, hatalı sollamadan da uzak duracağız.
Mutlaka kemer takacağız, direksiyon başında cep telefonu ile konuşmayacağız, aracımızı ve kendimizi trafik açısından eksiksiz hale getireceğiz, öyle yola çıkacağız.
Tedbirli ve dikkatli olacağız&[#]8221;
Bayram geçti. Sonuç her zaman ki gibi facia.
Milliyet Gazetesi 2 Eylül tarihli sayısında yurt genelinde ortaya çıkan bilançoyu şöyle duyuruyordu:
&[#]8220;Dokuz günlük bayram tatili trafik kazaları yüzünden yine Türkiye&[#]8217;ye zehir oldu. Dün akşam saat 17.00 itibarıyla kazalarda ölen vatandaşların sayısı 118&[#]8217;e ulaşmıştı&[#]8221;
Haberin başlığı da şöyleydi: &[#]8220;Yolda katliam var: 118 ölü&[#]8221;
Yaralılar için verilen rakam ise 490.
Üstelik bunun üzerine üç gün daha saymamız gerekiyordu.
Saydık ve sonuç şu oldu: 162 ölü, 907 yaralı.
Ocaklar söndü, yürekler yandı, çocuklar öksüz ve yetim kaldı.
İşin bir de maddi kayıp tarafı var.
Bu da milyonlarca lira.
Yazık. Hem cana hem mala yazık.
Hem yazık hem günah.
Halbuki herkes kurallara uysa, uyarıları dikkate alsa bu kazaların çoğu, belki de hiçbiri olmayacak.
Kurallara uymayı, uyarıları dikkate almayı öğrenmemiz lazım.
Hem de bir an önce ve hiç vakit geçirmeden.
Eğitim çok önemli.
Sürücü kurslarında işi çok sıkı tutmak gerekiyor.
Bu kafayla gidersek daha çok kaza yapar, daha çok kayıplar veririz.
Kötü gazetecilik örnekleri
Hatırlarsınız bu Halk isimli mevkutenin sahibine çağrı yapmış ve &[#]8220;Bayramda şapkanı önüne koy, düşün taşın, biraz da kaşın sorularımıza cevap ver. Kestane kebap acele cevap&[#]8221; demiştik.
Veremedi. Cevap yok ama hariçten gazel okumaya devam.
Verseydi şaşardım zaten.
İşine gelse verecek de işine gelmiyor.
Ticaret ve Sanayi Odası ile Bartın Genç İşadamları Derneği&[#]8217;nden atıldın mı atılmadın mı sorusu cevap bekliyor.
Tabanca ruhsatı konusu da öyle.
Ağabeyin hakkında devleti zarara uğratıyor diye defalarca yazı yazdın mı yazmadın mı diye sormuştuk, neden cevap veremedin?
Bu yazıların sonucunda adamcağızın yok olup gitmesine sebep oldun mu olmadın mı dedik neden susuyorsun?
Sükut ikrardan gelir derler bilmiyor musun?
Bana hakaret ettiğin için iki kez tazminata mahkum oldun.
Hadi söyle bakalım gazeteciliği hakaret aracı olarak kullandın mı kullanmadın mı?
Ağabeyinle ettiğin kavgalar yüzünden babanın kemiklerini sızlattın mı sızlatmadın mı?
Vali Bey&[#]8217;den özür dilemen için birçok sebep varken bundan da kaçınıyorsun ayıp değil mi?
Senin gibi gazeteciler gazetecisine (!) bu davranış yakışıyor mu?
Tabi atıp tutmak kolay, özür dilemek zor değil mi?
Sorularımızın bir kısmı böyleydi.
Bunlara cevap vermek çok mu zor?
Bu kadar zor olacağını bilseydim daha kolaylarını sorardım.
Gelelim yazımıza başlık olan bunun mevkutesinin kötü gazetecilik örneklerine:
Tunç bayramda durmadı. Yalçınkaya bayramda köy köy gezdi. Vali Bey&[#]8217;in şehit evi ziyareti. Protokol camide. Bayram harçlıkları Afrika&[#]8217;ya. 30 Ağustos Zafer Bayramı ile Ramazan Bayramı kutlandı. Fatihspor&[#]8217;un hazırlıkları.
Bu konu başlıklarında verilen haberlerin hepsi bizde 2 Eylül&[#]8217;de çıktı, bunun mevkutesinde 3 Eylül&[#]8217;de. Durmak yok, geriden gelmeye devam.
Bizim gazeteyi okuyanın bunun gazetesini okumasına gerek var mı?
Bartın 53. en yaşanabilir il. Bartın Bolu A2 hazırlık maçı bizde 29 Ağustos&[#]8217;ta çıktı, bunun mevkutesinde 2 Eylül&[#]8217;de.
Hep geride hep geride.
Lafa gelince mangalda kül bırakmıyor, icraata gelince nal topluyor.
Güzel Sanatlar Derneği faaliyetleri bizde 2 Eylül Cuma, bunlarda 5 Eylül pazartesi
Dedik ya durmak yok, geriden gelmeye devam, bayat habere devam.
Üniversitede kayıtlar başlıyor, başlayacak, başladı. İçerik aynı, temcit pilavı gibi devam.
Yakında kayıtlar devam ediyor, bitmek üzere, bitiyor diye de haber yaparlar, tam olur.
5 Eylül tarihli sayıda Güzel Sanatlar Derneğinin haberini 3&[#]8217;te demişler ama haber 4&[#]8217;te.
Sapıtma alameti. Ahşap yat Kurucaşile haberini al internetten ver gitsin
Bu haber de bilmem kaçıncı kez yapılıyor.
6 Eylül&[#]8217;de Belediye Meclisi toplandı diye haber yapmışlar, toplantıyı izlemedikleri için sadece gündemi vermişler. Biz bu gündemi 3 Eylül&[#]8217;de verdik.
Bir de ölü balık haberi var. Bu haberde de bir gün geç kalmışlar.
Bu Halk denen mevkute balık avını da 1 Eylül&[#]8217;den önce başlattı. Sonra 1 Eylül&[#]8217;de bir daha başlattı. Dön baba dönelim. Benim oğlum bir daha okur, döner döner bir daha okur.
Denizlerde balık avının her yıl 1 Eylül&[#]8217;de başladığını artık küçük çocuklar bile biliyor.
Bunlar birçok konuda olduğu gibi bu konuda da geride kaldılar.
Vah, vah. Vah ki ne vah.
Buna dedik ki sağa sola laf yetiştireceğine mevkutene çeki düzen ver.
Büyük sözü dinlese kazançlı çıkacak haberi yok.
Bu Halk denen mevkute geçenlerde Devlet Hastanesi güvenlik görevlilerinin vatandaşlara kötü davrandıklarını yazdı.
Bunun altından ne çıktı bilin bakalım.
Kendini dev aynasında gören, insanlara tepeden bakan, kendini bir şey sanan bu zat öğrendiğimize göre hasta ziyaret etmek istemiş ama izin vermedikleri için bunu gerçekleştirememiş.
Ziyaret saati dışında bu işi yapmak istediği için güvenlik görevlileri bunu içeriye sokmamışlar.
Hani bu kendisini bir şey sanıyor ya &[#]8220;Vay siz misiz beni hastaneye sokmayan ben de yazayım da görün&[#]8221; durumu yani.
En iyi bildiği şey yani.
Bravo güvenlikçilere. Kim olursa olsun kuralları uygulamışlar.
Bu ayrıcalıklı beyle ilgili gereğini çok güzel yapmışlar.
Herkes haddini bilecek. Adamın havasını böyle alırlar işte.
Zaten buna en güzel cevabı önceki gün gazetemizde İha mahreciyle çıkan ve hastane güvenliğinden övgüyle söz eden haber verdi.
Bu zat bir ara msn diye tutturmuş, bunu ağzına sakız yapmıştı.
Herhalde yargının işine karıştığını anlamış olmalı ki birdenbire aniden duruverdi.
Ya da Yazı İşleri Müdürümüzün şikayeti üzerine Sayın Savcımız bunu ifadeye çağırdı, ondan bıraktı.
Gerçi bunda yargı ve Allah korkusu yoktur. Utanma sıkılma da hak getire.
Belki şimdilik vazgeçmiş görünüyor.
Muhtemelen öyle. Bir müddet sonra yine başlar.
Temcit pilavı gibi konuyu ısıtıp-ısıtıp milletin önüne yine koyar.
Bunun bir de bir huyu var, &[#]8216;devamlı ben-ben-ben&[#]8217; diyor.
Benim babam şöyle, benim sülalem böyle, ben patronum, sen asgari ücretlisin, ben imtiyaz sahibiyim, sen şöylesin, böylesin.
Bunun bırakın kendisini yazılarını sadece bu açıdan psikologa göstersek ne der acaba?