Son günlerde,

Zonguldak ve çevresinde,

İşçi alımına yönelik hareketler dikkat çekiyor.

Açıkçası,

TTK’ya işçi alımında,

Zonguldak ikamet şartı aranmasını doğru buluyorum.

Ancak,

Teori ile pratik birbirini tutmuyor.

Ben öyle diyorum ama,

TTK işçi alımında Yenice’yi nasıl ayrı tutacağız?

Kardemir Zonguldaklı işçi almıyor.

Anladık.

Ama TTK’da bunu böyle yapamazsınız.

Geçmişte,

Yani Büyük Zonguldak döneminde,

Karabük, Bartın hepsi bizimdi.

Kömür ise stratejik bir maden.

Yöre insanımız,

Silah zoruyla madenlere sokuldu.

Askerlik,

Madencilik ile eş tutuldu.

Bugün Ankara’da ki garnizona,

Sadece Ankaralılar girsin demek kadar saçma.

Öte yandan,

Sizler Zonguldak’ı böldünüz.

Parçaladınız.

Şimdi Ereğli’yi yeme peşindesiniz.

Ya bizim gönül coğrafyamız ne olacak?

Yani Karabük, Yenice ayrıldı diye,

Biz buralardan vaz mı geçeceğiz.

Bosna Herkes,

Musul,

Kerkük,

Türkiye’den ayrıldı ama,

Gönül coğrafyamızdan var mı geçtik?

Bir şekilde yine oralardayız.

Sanmasınlar ki Yenice sadece Karabük’ün.

Yenice bizim gönül haritamızda,

Gönül coğrafyamızda.

Bir şiir ile bitireyim.

*

Ellerin yurdunda çiçek açarken,

Bizim ile kar geliyor gardaşım.

Bu hududu kimler çizmiş gönlüme,

Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.

*          *          *          *          *          *          *          *          *

15 Temmuz Demokrasi ve Mili Birlik Günü kutlu olsun.

Tabi,

FETÖ gerçeği ile gençliğini yemiş insanlardanım.

O dönem,

Hem Şafak Gazetesi’nin dağıtıcılığını yapıyorum.

Hem de üniversiteye hazırlanıyorum.

FEM dershanesine almak için beni,

Çok uğraştılar.

Ülkü Ocakları’nda yetiştiğim için,

Biz ezelden FETÖ ile mücadele etmiştik.

Ücretsiz dershane tekliflerine rağmen,

O dönemde Atatürkçü-Milliyetçi çizgide gördüğüm bir dershaneye gitmiştim.

Pişman değilim.

Selçuk İletişimi de böyle kazanmıştık.

Fakat,

O dönemin FETÖ’cüleri,

Sonrasının ‘Pişmanlarına’ bakıyorum.

Hala çok rahatlar.

15 Temmuz güzellemeleri,

FETÖ’yü lanetlemeler.

Aklı sonradan başına gelenler.

Bir anım daha var.

O dönem daha küçüğüm.

Ofluoğlu’nun üst katında Ülkü Ocakları var.

Her zaman ki gibi çıktık.

Çay-simit ikilisi ile sohbet ettik.

Bayrağa, vatana yemin ettik iniyoruz Gazipaşa’ya.

Herkes bilir.

Gazipaşa ile Toptancılar Sokağını birleştiren,

Çalık Ticaretin arasında,

Elm Sokağı gibi bir yol var.

İndiğimiz an badem bıyıklı polisler tuttu bizi.

Sıraya dizdiler.

Sokak yine kalabalık.

Apolitik yaşıtlarımız,

Kız,

Erkek,

Oradalar.

Sanki biliyormuşçasına ensemizden tuttular.

Polis sordu, “Nerden iniyorsunuz lan”.

Biz ne bilelim.

Polis bizi sever sandık.

‘Ülkü ocaklarından’ dedik.

Sıradan,

Tokat ata ata geçti.

Ben ve altı arkadaşım daha.

O tokatta aslında ne olduğunu anladık.

Selçuk Üniversitesi’nde de aynı yapı ile mücadele ettik.

Kimse bilmez,

Ben BEÜ’de de iki sene okudum.

O dönemde mücadele ettik.

Samimiyet testini işte böyle tutuyorum.

Samimileri ayrı,

Çıkarcıları ayrı tutuyorum.