Nedense çok karamsar olduk.


Biraz da bu zamanda eskiye göre sahip olduğumuz konfor ve yükselen yaşam düzeyimize şükretmek lazım. Son yazım &8220;Acaba rüya mıydı?&8221;, o zamanın güzellikleriydi. Fakat o günlerde de çok fakirlik vardı.


Zonguldak&8217;a göre konuşuyorum: Bugünlerde insanlar, bolluktan ve satın alma güçleri de arttığından, ne giyeceklerini, ne yiyeceklerini şaşırıyor. Doyumsuz oldular.



Kısmen, köylere varıncaya kadar, yollar yapıldı. Elektrik, su geldi. Telefon, televizyon, bilgisayar hemen her eve girdi. Beyaz eşyanın girmediği ev yok.



Babamın vaktiyle Karaelmas Mahallesinde yapmış olduğu binalarda, 25&8217;e yakın ufak ufak yerler vardı. Kiracı çıkmadan bir- iki ay önce, evi isteyenler sıraya girerdi. (Şimdiyse, on kadar hane bomboş..Dolu olanların da kiraları çok komik..) Buralara yerleşecek olanların eşyaları: yeryatağı ve yorgan, çocuklar için şilte ve battaniye, sofra, basit bir elbise dolabı, çekmeceli bir-iki sehpa, duvarlar için raflardı&8230;



Yerde kilim, tavanda şapkasıyla 40&8217;lık bir ampül, pencerelerde keten perde, duvar dibinde &8220;set&8221; tabir ettiğimiz ot minderli oturma uzantısı, kömürlü bir ütü, saç soba, iki- üç tahta sandalye ve masa, duvarda süs eşyası, kabı içinde bir Kur&8217;an-ı Kerim&8230;Ve çerçeveli Atatürk, İnönü ve Fevzi Çakmak resimleri. Mutfak eşyası olarak da kalaylı bakır tencereler, tavalar, tepsiler, çinko tabaklar, misafir için beyaz porselen tabaklar, maşraba ve kırılmayan bardaklar, çinko sürahi, su testisi&8230;gibi basit şeylerdi.



Kömür yakan fırınlı bir kuzinenin üzerinde yemekler, fırınında da hamur işleri pişerdi.



Hela, mozaikten yapılmış, tabii ki alaturkaydı. Deliğinde fare giremesin diye, kapaklı, kurşundan, taşa çimentolanmış, &8220;pat pat&8221; tabir edilen, huni gibi bir şey vardı. Tuvalet kağıdı yoktu, tele dizilmiş taharet bezi kullanılırdı.



ÇOK ÇOCUKLU EVLER&8230;


Bu evlere, çocuksuz gelen yeni evli gençlerin 4-5 çocuğu olurdu. Kadınları ebeler doğurturdu. Mahalle çocuk kaynardı. Kızlar çizgi oynar, ip atlar, erkek çocukları da topaç, çember çevirir, çelik- çomak oynardı. Çoğumuzda kuş lastiğimiz olurdu. Büyüyünce uçurtma yapardık.



Evlerde sular akmaz, su için kuyulara veya uzak çeşmelere güğümlerle gidilirdi. Turfanda sebze, meyve diye bir şey yoktu. Mevsiminde ne varsa o yenirdi. Baş yemek, kurufasulye, kuru sağan, bulgur pilavı ve hoşaftı. Bereket ki, balık çok bol ve ucuzdu, aileyi beslerdi. Akşamları misafir gelince mısır patlatılır, kurutulmuş meyveler konur, ıhlamur demlenirdi. Tombala oynamak en sevilen eğlenceydi.



En kıymetli malzemeler, yemeklik yağ ve şekerdi. Çay adeti yoktu.



Evlerde en büyük sorun, tahtakurusu, bit, pire ve sivrisinek gibi haşerattı. Yatağın etrafında, tavandan asılan, cibinlik olurdu. Kediler olmasaydı, fareler heryeri işgal ederdi. Kışın yatak ısınsın diye, ısıtılmış, bir beze sarılmış tuğla veya sıcak su şişesi yatağın içine konurdu.




BAYRAMLIK GİYSİLER&8230;


Elbise olarak, bayramlarda ve yabancı yerlere giderken giyilen, &8220;kişlik&8221; diye tabir edilen, yamasız ve yıpranmamış, temiz giysiler giyilirdi. Hıdırellezde, basma elbiseler dikilip giyilirdi. Çocuklar, büyüklerin gömlek ve elbiselerinden bozulmuş veya abi ablalardan kalma giysiler giyerdi. Kazaklar muhakkak elde örülürdü. Eski kazaklar sökülür, ilavesi yapılarak tekrar örülürdü. Bunlar da insanı iyi ısıtmasına rağmen, eski yünden örüldükleri için, sert olur, derimizi zımpara gibi rahatsız ederdi.


Ayakkabı büyük bir sorundu. Köylüler çarık giyerdi. Ben, kabaralı potin giyerdim.O da suyu emer, cork cork yürürdüm. Sonradan gıslavet veya derbi marka kauçuk, burunları kıvrık, hiç eskimeyen ayakkabılar çıktı.


Çoraplar ve pantalonlar yamalıklı olurdu. Şimdi bu pırtı, yamalı, hatta yırtık şeyleri giymek bazı gençlerde moda oldu.



HAMARAT KADINLAR&8230;


Kadınlar becerikli ve üretkendi. Yer sofrasında hamur açar, kuzinenin fırınında çörek- börek, tava ekmeği pişirirdi. Tarhana, erişte, reçel, pekmez, turşu yaparlardı. Şimdiki gibi hazır gıdalara esir olmazlardı. Tasarruf yapılır, para harcamamaya çalışılırdı. Giysilerin çoğu evin hanımı tarafından dikilirdi.



Okula giden çocuklara harçlık verilmezdi. Olsa olsa, bir kuruş simit parsı verilirdi.



Kontrplaktan yapılmış çantalarında, sarı sayfalı defter, okuma kitabı, sabit kalem diye, yazısı ıslanınca yayılan, kısaldıkça kamışa takılan, tek bir kalem olurdu. Ayrıca, mürekkep dolu bir hokka ve onun özel uçlu kalemi kullanılırdı. O da dökülür, çantayı berbat ederdi. Benim rahmetli marangoz eniştemin yaptığı, cevizden bir çantam vardı. Çanta dövüşünde herkesi yenerdim. Kışın karda da üzerine çıkar, Yeni Cami&8217;nin oraya kadar kayardım.



Okulda tedrisat, sabah sekiz buçuktan akşam üstü dörde- beşe kadardı. Öğle yemeği olarak çocuğa yumurtalı ekmek veya ekmek, zeytin, peynir verilirdi.



Hey gidi günler hey&8230;O ufak bebeler yaz- kış saatlerce okula gidip gelmek için, elele tutuşarak, gruplar halinde yürürlerdi. Şimdiki gibi kapıdan kapıya servis de neymiş?



Babamın evine altı ayda bir, gündüzleri, berber Hafız, çırağıyla birlikte gelirdi. Mahallenin kadınlarının saçlarına, altı aylık ondüle yapardı. Yani saçlar, perma gibi kıvırcık olurdu. O zamanlar modaydı. Kadınlar dizi dizi oturup, saçlarındaki bigudilerin açılmasını beklerken, şarkılar, türküler, dedikodular&8230; Gırla giderdi.



HEP BERABER RADYO&8230;


Radyo, bir tek bizim evde vardı. Akşamları ajans vakti, o zamanlar büyük, şimdi bize ufacık gelen odada, yere, erkekler camideki gibi dizdize oturur, çıt çıkarmadan, radyoyu dinlerdi. Beş sene kadar, harp yılları(2. Dünya Savaşı) olduğu için, geceleri ışık karartması yapılırdı. Pencerelere kalın perdeler çekilirdi. Balkayası&8217;nın tepesinde bir projektör gökte tarama yapardı.



Ramazanlarda, en uzun günlerde bile, en sarhoş adam dahi, herkes oruç tutardı.



Herkes kaynaşmış, hakiki, buram buram iyiniyet ve samimiyet tüten, komşuluk ilişkileri içindeydi. Dertlere ortak olunur, çaresizlere yardım edilirdi. İcabında babam kira dahi almazdı.


Şen- şakrak, uyum içindeydiler. Fırsat buldukça, çiftetelli oynanır, şaklabanlık yapılırdı. Ağız kavgası yapanlar, birkaç gün içinde hemen barışırdı.


Erkekler, kadınların aralarındaki meselelerine karışmazlardı. Kadınlar da çocuklarınkine&8230; Küfür ve hakaret yoktu.



Köylüye göre, şehirde yaşayanlar çok müreffehti. Köylerde yaşayanların durumu hepten perişanlıktı. Garibimler, bunu normal karşılar, şehirlinin ihtiyacı olan ürünlerini, yaz-kış uzun yollar katederek, ucuz ucuz, pazarlarda satarlardı. Onların hayatını anlatmak için, ayrı bir yazı yazmak gerekir.


Bu asil millet, bir bütün, omuz omuza, iç içe, Türk- Kürt veya başka bir şey demeden, kaya gibi, bütünlüğünü muhafaza etmekteydi.



Okuyanlarıma selam olsun. Bu mübarek günlerin yüzü-suyu hürmetine, sağlıklı ve mutlu olmanızı dua ederim.