CHP Zonguldak Merkez İlçe Başkanı Tarık Coşkun hakkında zaman zaman ortaya atılan iddialara; bu sütunlarda, bu gazetede ve internet sitemizde yer vermiştik.



Ama bu son bomba, artık Tarık Coşkun’u o koltukta oturtmaz.



Pusula’nın yaptığı araştırmada çok ciddi veriler çıktı ortaya.



1969 doğumlu, yani 44 yaşındaki CHP Merkez İlçe Başkanı Tarık Coşkun’un sadece 773 gün sigorta priminin ortaya çıkması herkes gibi bizi de şok etti. “Ne var bunda?” diyeceksiniz. Ama öyle değil.



2006 yılı başından bu yana sigortası olmayan bir adam CHP’nin Merkez İlçe Başkanlığı’nı yapıyor.



Yani bir işi yok, maaşı yok, geliri yok.



“Geliri yok” diyoruz, çünkü 2010 yılına kadar “Yeşil Kart” kullanmış Tarık Coşkun. Sonra onu da iptal etmişler.



Peki, nasıl devam ediyor bu hayat? Elde yok, avuçta yok.



Ev kirası, araba yakıtı, mutfak masrafı, çocuğun okul parası… Partinin masrafı da cabası...



Eğer bu işin formülü varsa, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu açıklasın, Türkiye’deki tüm işsizler rahat etsin. Eğer öyle değilse, Tarık Coşkun istifa etsin. Etmiyorsa, Genel Başkan, Tarık Coşkun’u azletsin.





Arsız güçlü olunca, suçlu haklı olurmuş…





Bizim de, diğer ülkelerin de çeşit çeşit atasözleri var. Mesela birinde der ki:



“Köpekler havladı diye atlar ölmez…”



Biliyorsunuz, bu Rumen atasözünü Teknik Direktör Mircea Lucescu söylemişti. Ve o zaman yer yerinden oynamıştı.



Bizim de, “Köpekler havladı diye kervan yoldan dönmez” atasözümüz var.



Bunları yerli yerinde kullandığında çok etkili olurlar.



Biz şimdi o yeri ve zamanı beklemiyoruz.



“Arsız güçlü olunca, suçlu haklı olurmuş” sözünü hatırlayarak, cevap bekleyen herkese ithaf ediyor, “Köpeğin duası kabul olsa, gökten kemik yağardı” atasözümüzle bu yazıyı noktalıyoruz.



İnşallah şimdi köpeğin biri çıkıp, “Bu yazıda kastedilen köpek benim” diye bize havlamaz. Eğer öyle bir şey olursa… Şimdiden, “Hoşttt” diyoruz.





Kıssadan Hisse: Herkes yediğinden ikram eder!





Yavuz Sultan Selim Han zamanında, İran Şahı, kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor. Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor. Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor. Neyse, en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor. Yani Osmanlı´ya acayip bir hakaret!



Cihan Padişahı emir veriyor:



“Herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermemiz gerekir.”



Ve Cihan Padişahı, yine çözümü kendisi buluyor. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor. İçine o zamanın Osmanlı İstanbul´unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor. Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum. Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi yiyor önce, sonra oradakilere ikram ediyor.



Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor:



"Herkes yediğinden ikram eder!.." (Alıntıdır)





Günün Fıkrası: Zor olmuyor!





Bizim Temel’e sormuşlar:



“Yılın 11 ayını denizde, Fadime’den ayrı geçiriyorsun. Sadece bir ay evdesin… Nasıl dayanıyorsun buna, zor olmuyor mu?”



Temel de yanıtlamış:



“Yoo… Pek zor olmuyor… Dişini sıkınca bir ay hemen geçiveriyor…”





Günün Sözü:





Geleceği merak etme, nasıl olsa gelecek. Ama geçecek olanı iyi düşün, çünkü aklından silinmeyecek.

Balzac