1963 yılında Denizli ilinde başladım gazeteciliğe.
Patronum, Denizli Gazetesi sahibi Erol Özbal. Denizli&[#]8217;nin o tarihte üç adet gazetesi var. İşe başladığım günün akşamı İzmir&[#]8217;den Denizli&[#]8217;ye gelen yolcu otobüsü İlbadı Köyü yakınlarında takla atıyor ve devriliyor.
Bize gelen haber de en az dokuz ölü var. Patronum, üst kattaki odasına çağırdı beni.
&[#]8220;Bir arabaya atla ve kaza yerine git. Haberini yap&[#]8221; dedi.
Patron aynı zamanda Anadolu Ajansı muhabiri. Dokuz ölü az sayı değil.
Atladım bir arabaya kaza yerine ulaştım.
Elimde not defteri.
Beş N kurallarına göre haberi yaptım. Daha doğrusu notumu aldım. Saatime baktım, ooo epey geç olmuş.
Gazeteyi zaten baskıya hazırlamışız.
Mürettipler de evlerine gitmiştir diye düşündüm, elimde notlarım evime gittim.
Vurdum kafayı yastığa derin bir uykuya daldım.
Sabah erkenden kalkıp gazeteye gittim.
Kapıda patron karşıladı beni.
&[#]8220;Güzel haber yapmışsın. Bak bütün gazetelerde haberin çıkmış&[#]8221; diyerek, acı acı gülümsedi.
Ne olduğunu anlamaya çalışmak için masama oturdum. Masanın üzerinde İzmir gazeteleri dahil, yayınlanan tüm gazeteler var ve sürmanşet bizim kaza haberi.Kendi gazetemizde dahil.
Patronla göz göze geldik.
Beyefendi bir adamdı patronum. Gülümsedi.
&[#]8220;Bir gazetecinin işi, yaptığı haberi hiç vakit geçirmeden gazetesine iletmektir. Bunu unutma&[#]8221; dedi.
O günden bu güne çalıştığım gazetelerde yaptığım haberi saniye geçirmeden gazeteme ulaştırmışımdır.
Birlikte çalıştığım genç muhabirlere de, bayram, seyran, tatil,er geç vakit gözetmeksizin haberlerini en kısa zamanda merkezlerine ulaştırmalarını öğütlemişimdir.
Ancak şimdi gazetecilik teknik yönden ileri boyutta. Muhabirler haberin içinden gazetelerine ulaşabiliyorlar.
İş döndü dolaştı, gazetecilerin ve muhabirlerin olayları algılama hızına dayandı.
Bu âlemde hızlı olan kazanıyor.