"Tilki, tavşanın çığlığını duyunca, koşa koşa gelir. Ama yardıma değil. Siz, siz olun düşmanlarınıza çığlığınızı duyurmayın!" diye çok bilinen bir söz vardır.

Şu aralar, tilkiler, tavşanları sıkıştırıyor!

Sonra da, "Yardım istedi, o yüzden geldim" diyorlar!

Mesela, dünyanın "tilki"si ABD, Türkiye'yi sıkıştırıyor!

Zonguldak'taki "tilki"ler de akıllarınca bizi sıkıştırıyor!

Ama biz bu tilkilerin de çakallıklarına alıştık.

Kamuoyuna onları anlatmaya çalışıyoruz.

Onlar da ellerine fırsat geçtikçe, bizi anlatmaya çalışıyorlar.

İşimize-aşımıza el uzatanların elini kırmak, dil uzatanların dilini kopartmak bizim boynumuzun borcu olsun!

Zonguldak'ı çaldırmamaya, insanını soydurmamaya gücümüzün yettiğince devam edeceğiz.

Kişisel çıkarları için de Zonguldak düşmanlarıyla hareket eden herkesle mücadele edeceğiz.

Bazen yorulacağız, bazen kırılacağız, ama hedefe emin adımlarla ulaşacağız.

Durmak yok, yola devam...

Sinek...

İnsan zamanla anlıyor, kendi kayığını kendin çekmediğin zaman bir yere gidemediğini...

O nedenle başkasının arabasına binmeyeceksin! Başkasının kayığına binmeyeceksin!

Başkasının dolmuşuna binmeyeceksin! Biniyorsan, bedelini ödeyeceksin!

Yıllarca devletin kayığına binenler, devlet kayığından inince batıyorlar.

Bunu anlamak için uzaklara gitmeye gerek yok. Zonguldak'taki bazı isimlere bakın, ne demek istediğimi anlarsınız.

Ne demiş ABD'li Yazar Bruce Barton?

"Bazen büyük sonuçların, küçük şeylerin sonucunda ortaya çıktığını dikkate alınca, düşünüyorum ki, küçük şey yoktur."

Bu sözü, "Sinek küçüktür, mide bulandırır"la da açıklayabiliriz!

Fazla derinlere inmeye gerek yok... Kimse vurgun yemesin!

Eş, dost, akraba işleri!

Meclis tatile girdi. Milletvekillerinin bir kısmı kaçamak tatil yapıyorlar.

Haklarıdır, yapsınlar. Bazıları da, Zonguldak'ta gezip çeşitli ziyaretlerde bulunuyorlar.

Somut hiçbir projenin konuşulmadığı ziyaretlerde, fındık kabuğunu doldurmayan şeyleri anlatıyorlar. Yine kişisel meseleler... Eş, dost akraba işleri!

"Ne olacak bu memleketin hali?" diyen yok yani...

Yazık... Biz kimleri seçmişiz de, bu memleket için bir şeyler beklemişiz!

Bari fotoğraf çekip servis yapmayın!

İş yapıyormuş gibi insanları kandırmayın.

Kıssadan Hisse: Dil yarası...

Babası, oğluna bir torba çivi verir ve ona sabrını her kaybettiğinde kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler. Birinci gün çocuk 37 çivi çakar. Haftalar ilerledikçe çocuk kendini kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya başlar. Daha sonra, kendini kontrol etmesinin, gidip kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır. Hiç çivi çakmadığı ilk günün sonunda durumu babasına bildirir. Bu defa baba, oğluna kendini kontrol ettiği her günün sonunda çivi sökmesini söyler. Günler geçer ve en son çivi söküldüğünde çocuk yine babasına haber verir. Babası çocuğu elinden tutup kapağın yanına götürür ve şunları söyler:

"Bak oğlum, çok çalıştın, fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir bak. Hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaklar. Her sabırsızlığında karşındakilerde böyle yaralar oluşur. Birini bıçaklayıp, tekrar bıçağı çıkarabilirsin, önemli değil, ama ne kadar özür dilersen dile, o bıçak yarası daima orada duracaktır..."

Günün Fıkrası: Koyun...

Üfürükçü, bir kadını, onu rahatsız eden cinlerden kurtarmak için evine gitmiş. Tas içindeki su, onlara cin sorununu halletmek uğruna ne yapmaları gerektiğini söylüyormuş... İkisi de çırılçıplak kalmışlar. Sarılmaları gerekmiş, sarılmışlar. Tam o sırada kapı çalmış. Gelen, kadının avcı sevgilisiymiş. Üfürükçü, büyükçe bir koyun postunun içine saklanmış. Kadın kapıyı açmış. Avcı, sevgilisini çırılçıplak görünce onunla hemen yatmak istemiş. Kadın kabul etmemiş. Adam kızmış. "Ben de gider şu koyunla yaparım" demiş... Üfürükçü, üzerindeki ağırlığın ve bir tarafındaki rahatsız edici baskının tahammül derecesini aşması üzerine bağırmaya başlamış: "Yap-me, yap-mee, yap-me-e-e-e!"

Günün Sözü:

"İnsanlar, dünyada çabuk yükselen şeylere değer verirler, ama hiçbir şey toz ve tüy kadar çabuk yükselmez."

Horece Mann