Bu kent adına yazacak konu çok.

Gerek buradan, gerekse diğer yazarlarımızdan farklı şeyler okuyorsunuz.

Yine aynı şekilde diğer gazetelerin köşe yazarları da, kente ve olaylara dair önemli şeyler paylaşıyorlar.

Acı, ama gerçek, kabul etmek gerekir ki, bu yazılanları dikkate alacak, ders çıkaracak veya biraz olsun kulak verecek; yönetici, siyasetçi, STK mensubu öyle sanıldığı gibi pek yok.

[*] [*] [*] [*]

Büyük çoğunluğunun yaptığı en kolay iş, alınmak...

Küsmek...

Kırılmak...

Yok saymak...

Görmezden gelmeye çalışmak...

Aslında ciddiye alarak bahsedilen konuda bir şeyler yapmaya çalışırken bile bunu pek hissettirmeden yapmaya çalışmak...

[*] [*] [*] [*]

Elbette arayıp;

"Ben bu konuyu araştıracağım.

Eleştirin için teşekkür ederim.

Bizim de göremediğimiz noktalar olabilir" diyen, sonuna da, "Yazmadan önce keşke arayıp sorsaydın. Uyarsaydın" diyenlere az da olsa rastlayabiliriz.

Biz gazeteciler, homur homur etmeden gösterilen bu nezaket karşısında daha dikkatli olmayı, vicdanlı hareket etmeyi daha çok önemseriz.

Bir hata yaptıysak da utanırız!

Ders çıkarırız.

En azından çıkarmalıyız.

[*] [*] [*] [*]

Ama, "Keşke yazmadan önce bir sorsaydın, söyleseydin" yakarmaları, genelde bir "Biz bunları biraz biliyorduk, ama sen yine de yazıp bizi rezil etmeseydin" havasında olan yaklaşımlardır.

Burada bizlerin profesyonelliği kadar yazdığımız kişilerin çirkefliği de ortaya çıkar.

En etkili silahın "diyalog" olduğunu düşünürsek, bizde hatasını anlayan veya görenin fazla üzerine gidilmez.

Ama suçluluk duygusuyla sürekli yalanlama, mazeret üretme ve inatlaşma yoluna gidenler, her geçen gün daha fazla yazılmayı hak eder.

[*] [*] [*] [*]

Biz gazeteciler eksik olabiliriz.

Fazla olabiliriz.

Abartmış olabiliriz.

Eksik yazmış olabiliriz.

Ama hatalarına rağmen gazetecilerle kavga edenlerin, gazetecilerin ekmeği, onuru ile oynamaya kalkanların ne hallere düştüklerini çok gördük.

[*] [*] [*] [*]

Bizde siyasetçiler, milletvekilleri, belediye başkanları, siyasi partilerin il başkanları, ilçe başkanları, STK'lar ve kamu kurumlarının yöneticileri, medya ile sağlıklı ilişki kurma konusunda acayip derecede özürlüler.

Öyle ki, bazen kendileri zorla kaşınıyor!

[*] [*] [*] [*]

Sonuç olarak, çoğu olayda bizler yazdığımızla kalıyoruz.

Onlar bu yazılanlardan iyi sonuçlar çıkarma konusunda kötü niyetliler.

Ve çoğu, o niyetlerinde boğuluyor.

Bir yerleri açık oldukça panikliyorlar.

[*] [*] [*] [*]

Lütfen bunu kişisel bir ego tayini olarak algılamayın.

Ama bu kentin gazetecileri de olmasa, pek çok şey sumen altı olacak.

Yazılınca, çok mu şey değişiyor?

Elbette hayır.

En azından bizlerin istediği, arzuladığı, hayal ettiği şeffaflık ve açıklık sağlanamıyor olsa da, "Duyarlarsa yazarlar" korkusu çoğu ismin üzerinde etkili oluyor.

[*] [*] [*] [*]

Biz gazeteciler, hatalarımıza ve doğrularımıza karşın bu kentin onurunu kurtarma mücadelesi veriyoruz.

Çoğumuz birbirimizi sevmesek de, farklı dünya görüşlerine sahip olsak da, birbirimizle didişiyor olsak da ortak noktamız bu.

Ve eli-ayağı düzgün gazetecilik yapmaya çalışan az sayıdaki gazete ve gazeteci bu kentin onuru.

Bu kentteki kalkınma ve hizmet sorunuyla, hırsızların, düzenbazları, yalancıların denetçisi.

[*] [*] [*] [*]

"10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü"nde verilen mesajlar önemliydi, ama çoğu lafta kalan şeylerdi.

Başta biz basın meslek örgütleri temsilcilerinin de inandırıcılıktan uzak söylemleri buna tuz-biber ekti.

[*] [*] [*] [*]

Unutanlar için bir kez daha hatırlatalım.

Biz zor şartlarda olsa da kamu görevi yapıyoruz.

Yani pek çok yazdığımız işinize gelir veya gelmez.

Ama bu kentte her zaman kentin ve Zonguldaklılar adına mücadele ediyoruz.

Boru değil.

Bir defa tüm kamu idarecilerinin, yerel yönetimlerin, milletvekillerinin, STK'ların ve kamuoyunun bilmesi gerekiyor.

Ama bunu en önce bilemesi gerekenler de biz gazetecileriz!

[*] [*] [*] [*]

Ve son olarak...

Bu kentin ve bu kentin merkezinde, ilçelerinde, beldelerinde, caddelerinde dolaşan binlerce Zonguldaklının, işçinin, alın terinin, kahvehane köşesinde bu satırları okuyanların, yan masada bir ekmek sevdasında olanların davasını, bizler ve duyarlı tüm gazeteciler savunuyoruz.

Çünkü ortada ne iktidar var, ne muhalefet...

Ne STK var, ne yerel yönetimler...

Onlar, biz gazetecilerin arkasına saklanmış durumdalar.

[*] [*] [*] [*]

Aklı olan, siyasetçiler, STK'lar, yerel yönetimler, milletvekilleri basının arkasına saklanacak kadar korkak davranmak yerine basın ile kol kola bu kentin sorunlarına daha fazla sahip çıkabilir, acılarına daha fazla merhem olabilirler.

Çünkü basın yazmasa, bazı meselelerin adını unutacak çok kişi tanıyoruz!

[*] [*] [*] [*]

Mesele bakış açısına bağlı!

Umarım bu yazının ardından herkes üzerine düşen bir şeyler alır.

Memur-Sen zulmünde son perde!

Son yazıda "Memur-Sen zulmünü" yorumlamıştım.

Başkan Kamuran Aşkar, sağ olsun, aramadı.

Ama yazının ardından kafa kafaya vermişler, "Bunu kim yazdırıyor?" üzerine kafa patlatmışlar.

Tesadüfi bazı bağlantılar kurup hepsini not etmişler.

Ama içlerinde bazı olaylara hak verenler de olmuş.

Kast ettiğimiz olaylardan bazıları üzerine yeni tezler geliştirmişler.

Sayın Aşkar, diğer yandan sendika içinde kendisinin artık gitmesini isteyen şube başkanı ve sendika yöneticilerinin kimler olduğunu, onların kurumlardaki bağlantılarının kimler olabileceği üzerine tahmin yürütmeye başlamış.

Bize de homurdanmışlar!

"Niye"nin altında bir kasıt aramışlar.

Son yazıda da söyledim.

O yazıyı Memur-Sen üyesi olmadığı veya sendikanın veya sendika adına iş bitirmeye çalışanların talimatlarını yerine getirmek istemediği zaman hedefe konulan, hastanelerde, okullarda sendika kimliğine sığınanlar tarafından ezilenler, dışlananlar, horlananlar adına yazdım.

Şu bilinsin ki, az bile yazdım.

Daha neleri var?

Kurumlarda iktidarın İl Başkanı Zeki Tosun, Merkez İlçe Başkanı Metin Karaduman'ın dediğini değil, düne kadar FETÖ'cülere sahip çıkıp kurumların içinde nötrize eden Memur-Sen'in dediği oluyor.

Allah aşkına bir düşünün.

Bunlar daha önce de yazıldı.

Bu sendikacılar...

Valiyi ayrı şikayet ediyorlar, il başkanını, ilçe başkanını ayrı...

Yetmiyor, milletvekillerine bile ayar veriyorlar.

Bu konu; Atilla'nın, Ahmet'in, Mehmet'in meselesi değil.

Bu konu; ülkenin olduğu kadar Zonguldak'ın sorunu...

Bırakalım herkes bildiğini konuşsun.

Kırılan kırılsın...

Dökülen dökülsün...

Milli Eğitim Müdürü Turgut Özbek'in ceza almasına neden olan da bu yapı...

Gerçekten çok daha fazlası var.

Yakında birbirlerine düşecekler.

Çünkü geçen haftalarda Kamuran Aşkar'ı bile Ankara'daki abilerine gammazladılar!