Kadınlar nerede?
Demokrasi, siyaset kültürü, ekonomi, kadın-erkek eşitliği&[#]8230;
Ve daha pek çok alanda
Geri kalmış bir ülke Türkiye.
Bu koşullarda kadınlar da pek bir yerde değiller.
Bu yüzden Dünya Emekçi Kadınlar Günü de bir hak arayışı gününe değil eğlenceye dönüştürülüyor.
Kimi feministçe bir yaklaşımla, kimi de teslimiyetçi bir yaklaşımla hareket ederse, kadının nerde olduğunu ve nerede olması gerektiğini anlatamayacaklar hiç kimseye.
8 Mart geldi de ne oldu?
Sembolik açıklamalar peş peşe geldi.
Sıkıcı söylemler.
Samimiyetsiz ifadeler.
Kadın seçmenleri etkileme telaşı.
Börek - çörek günleri.
Tabi bugünü anlatan güzel örnekler var.
Ama biz bir de yerel gözle bakalım.
Kadın yöneticilerimizin sayısı iki elin on parmağını geçmiyor.
Çok uzaklara gitmeye gerek yok.
Siyasi partilerin kadına bakışı ortada.
Kadınların siyasetin neresinde olduğu söze yer bırakmayacak kadar ortada.
Emine Çift, Ak Parti Alaplı Belediyesi Meclis Üyesi Partisi´nin Merkez Karar Yürütme Kurulu´na girdi.
Bir başarı.
CHP´de hafta sonu kongre vardı.
Salonda kadınlar vardı.
Bir tanesi çıkıp partisinin kadın bakış açısını eleştiremedi.
Öneri getiremedi.
Diğer partilerde de durum aynı.
Parası olmayanın siyasete soyunamadığı bir yerde kadınların önüne engel teşkil eden etkenlerden biride ekonomik bağımsızlıklarının olmaması.
İş dünyamız zaten kısır döngülerle dolu.
İşkadını sayımız yok denecek kadar az.
Yani dün yapılan etkinlikler, kutlamalar bu mevcut şartlarda içi doldurulamayacak umutlardan ibaret.
Bunun da ötesinde.
Partilerin kadın sorunlarına karşı bakışları çok zayıf.
Partilerin kadın kolları zayıf.
Saha çalışmalarından uzak.
Bunların da farklı nedenleri olsa da en temelde sorun toplumsal yaşamın kadına dayattığı rollerden geliyor galiba&[#]8230;
Mesela mahallelerde çok zor şartlarda yaşayan kadınlar var.
Partilerin bu kadınlarla ilgili saha çalışmaları yok.
Sosyal projeleri yok.
Birde siyasi abluka altındalar.
Her nedense 8 Mart olunca ya salonlarda ya meydanlarda toplanan kadınlar taraf oldukları siyasi rotanın adına çıkıp konuşuyor.
Ortak sorunların çözümünde kadınlar bir araya gelemiyor. Propaganda hırsı masum duyguları da siyasallaştırıyor.
Bu da kadınların mücadelesini kırıyor.
Az gelişmiş toplumlarda bunlar normal.
Kadınlar bir tatlı söze, bir buket çiçeğe, bir eğlenceye kandırıldıkları sürece siyasette ve demokratik yaşamda, iş yaşamında daha uzun yıllar söz sahibi olamayacaklar.
Zonguldak´ın sınıfta kaldığı konulardan birisi de budur işte.
Kadının eli siyasete değmek zorunda.
Söylemler lafta kalmamalı.
Biliyorum, kadınlar bu kandırılmayı kabul etmeyecekler.
Etselerdi zaten Türk kadını siyasette, iş yaşamında ve demokratik kitle örgütlerinde daha fazla sorumluluklar alırdı.
Zonguldak´taki manzara böyle.
Demokrasi, siyaset kültürü, ekonomi, kadın-erkek eşitliği&[#]8230;
Ve daha pek çok alanda
Geri kalmış bir ülke Türkiye.
Bu koşullarda kadınlar da pek bir yerde değiller.
Bu yüzden Dünya Emekçi Kadınlar Günü de bir hak arayışı gününe değil eğlenceye dönüştürülüyor.
Kimi feministçe bir yaklaşımla, kimi de teslimiyetçi bir yaklaşımla hareket ederse, kadının nerde olduğunu ve nerede olması gerektiğini anlatamayacaklar hiç kimseye.
8 Mart geldi de ne oldu?
Sembolik açıklamalar peş peşe geldi.
Sıkıcı söylemler.
Samimiyetsiz ifadeler.
Kadın seçmenleri etkileme telaşı.
Börek - çörek günleri.
Tabi bugünü anlatan güzel örnekler var.
Ama biz bir de yerel gözle bakalım.
Kadın yöneticilerimizin sayısı iki elin on parmağını geçmiyor.
Çok uzaklara gitmeye gerek yok.
Siyasi partilerin kadına bakışı ortada.
Kadınların siyasetin neresinde olduğu söze yer bırakmayacak kadar ortada.
Emine Çift, Ak Parti Alaplı Belediyesi Meclis Üyesi Partisi´nin Merkez Karar Yürütme Kurulu´na girdi.
Bir başarı.
CHP´de hafta sonu kongre vardı.
Salonda kadınlar vardı.
Bir tanesi çıkıp partisinin kadın bakış açısını eleştiremedi.
Öneri getiremedi.
Diğer partilerde de durum aynı.
Parası olmayanın siyasete soyunamadığı bir yerde kadınların önüne engel teşkil eden etkenlerden biride ekonomik bağımsızlıklarının olmaması.
İş dünyamız zaten kısır döngülerle dolu.
İşkadını sayımız yok denecek kadar az.
Yani dün yapılan etkinlikler, kutlamalar bu mevcut şartlarda içi doldurulamayacak umutlardan ibaret.
Bunun da ötesinde.
Partilerin kadın sorunlarına karşı bakışları çok zayıf.
Partilerin kadın kolları zayıf.
Saha çalışmalarından uzak.
Bunların da farklı nedenleri olsa da en temelde sorun toplumsal yaşamın kadına dayattığı rollerden geliyor galiba&[#]8230;
Mesela mahallelerde çok zor şartlarda yaşayan kadınlar var.
Partilerin bu kadınlarla ilgili saha çalışmaları yok.
Sosyal projeleri yok.
Birde siyasi abluka altındalar.
Her nedense 8 Mart olunca ya salonlarda ya meydanlarda toplanan kadınlar taraf oldukları siyasi rotanın adına çıkıp konuşuyor.
Ortak sorunların çözümünde kadınlar bir araya gelemiyor. Propaganda hırsı masum duyguları da siyasallaştırıyor.
Bu da kadınların mücadelesini kırıyor.
Az gelişmiş toplumlarda bunlar normal.
Kadınlar bir tatlı söze, bir buket çiçeğe, bir eğlenceye kandırıldıkları sürece siyasette ve demokratik yaşamda, iş yaşamında daha uzun yıllar söz sahibi olamayacaklar.
Zonguldak´ın sınıfta kaldığı konulardan birisi de budur işte.
Kadının eli siyasete değmek zorunda.
Söylemler lafta kalmamalı.
Biliyorum, kadınlar bu kandırılmayı kabul etmeyecekler.
Etselerdi zaten Türk kadını siyasette, iş yaşamında ve demokratik kitle örgütlerinde daha fazla sorumluluklar alırdı.
Zonguldak´taki manzara böyle.
Eşref ve Posbıyık nereye?
CHP Kongresi&[#]8217;nde İki Belediye Başkanı İsmail Eşref ve Halil Posbıyık´ın desteklediği isim İdris Şahin kaybetti.
CHP baştan beri düştüğü yanlışlar sonucunda partisine oy ve sempati kazandıran bu iki ismi ötekileştirdi.
Ötekileştiren Osman Yayla´nın seçimi alması değil. Bu sürece kadar yaşananlar.
Bu tartışmalar bu kadar kırıcı ve incitici olmadan yapılabilirdi.
Bundan sonrası çok önemli.
Genel Merkez seçim dönemi geldiğinde bu tabloyu nasıl değerlendirecek?
CHP kamuoyu baskısına nasıl direnecek?
Eşref ve Posbıyık´ın gücünü arkasına almayan bir CHP, ne kadar başarılı olabilir?
Bu soruların yanıtı aranacaktır.
CHP´nin iki yıldır pek tadı tuzu zaten yoktu. Osman Yayla kanadı da çok vasat bir yönetim sergiledi.
Olumsuz tabloyu ne kadar değiştirebilecekler?
Milletvekilleri Ali Koçal ile Ali İhsan Köktürk kanadı arasındaki çekişme parti yönetiminde çatlaklara neden olur mu?
İki Milletvekili son iki yıl birliktelik adına koydukları olumsuz tabloyu tersine çevirebilirler mi?
Mümkün görünmüyor. Zorunlulukta bir araya gelen iki isimden Ali Koçal´ın izleyeceği yolu merak ediyorum.
Eşref ve Posbıyık´ın şu aşamada yapmaları gereken tek şey var beklemek.
Genel seçime kadar geçen zamanı mevcut şartlarda en iyi şekilde ve kırmadan dökmeden değerlendirmek.
İkisi de Milletvekili olmak istiyor.
Bu ötekileştirmek onların işini kolaylaştırmış olabilir.
Çok uzak bir ihtimal değil!
CHP baştan beri düştüğü yanlışlar sonucunda partisine oy ve sempati kazandıran bu iki ismi ötekileştirdi.
Ötekileştiren Osman Yayla´nın seçimi alması değil. Bu sürece kadar yaşananlar.
Bu tartışmalar bu kadar kırıcı ve incitici olmadan yapılabilirdi.
Bundan sonrası çok önemli.
Genel Merkez seçim dönemi geldiğinde bu tabloyu nasıl değerlendirecek?
CHP kamuoyu baskısına nasıl direnecek?
Eşref ve Posbıyık´ın gücünü arkasına almayan bir CHP, ne kadar başarılı olabilir?
Bu soruların yanıtı aranacaktır.
CHP´nin iki yıldır pek tadı tuzu zaten yoktu. Osman Yayla kanadı da çok vasat bir yönetim sergiledi.
Olumsuz tabloyu ne kadar değiştirebilecekler?
Milletvekilleri Ali Koçal ile Ali İhsan Köktürk kanadı arasındaki çekişme parti yönetiminde çatlaklara neden olur mu?
İki Milletvekili son iki yıl birliktelik adına koydukları olumsuz tabloyu tersine çevirebilirler mi?
Mümkün görünmüyor. Zorunlulukta bir araya gelen iki isimden Ali Koçal´ın izleyeceği yolu merak ediyorum.
Eşref ve Posbıyık´ın şu aşamada yapmaları gereken tek şey var beklemek.
Genel seçime kadar geçen zamanı mevcut şartlarda en iyi şekilde ve kırmadan dökmeden değerlendirmek.
İkisi de Milletvekili olmak istiyor.
Bu ötekileştirmek onların işini kolaylaştırmış olabilir.
Çok uzak bir ihtimal değil!