Münir Nurettin Selçuk’un, o muhteşem eseri geldi aklıma...

Yok başka yerin lütfu, ne yazdan ne de kıştan

Yok başka yerin lütfu, ne yazdan ne de kıştan

Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış'tan

Ah Kalamış'tan...

Yok zerre teselli, ne gülüşten ne bakıştan

Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış'tan

Ah Kalamış'tan...

Istanbul'u sevmese gönül aşkı ne anlar,

Aşkı ne anlar...

Düşsün suya yer yer erisin eski zemanlar,

Eski zemanlar...

Sarsın bizi akşamda şarap rengi dumanlar,

Şarap rengi dumanlar...

Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış'tan

Ah Kalamış'tan...

Of off... 

Fethettiniz ay parlayarak sen gülerekten

Gündüz koya sen gel gece kalsın aya nöbet of of

Ses çıkmıyor artık, ne kürekten ne yürekten

Emret güzelim istediğin şarkıyı emret of of

Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış'tan

Ah Kalamış'tan...

Dava açıldı!

Azıcık Zonguldak gündeminden kurtulayım istiyorum.

Ama haber geliyor...

Zonguldak 5'inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldı.

Ali Bulut ve Mehmet Bulut kardeşlere, İl Özel İdaresi’nin kasasından teminat mektubu çalınmasıyla ilgili dava açılmıştı ya...

İl Özel İdaresi Şefi Muhammet Okur hakkında "görevi kötüye kullanmaktan" dava açıldı.

Bu bizim takip ettiğimiz bir konuydu.

Bir konunun daha yargıya taşınmasına vesile olduk.

Bundan sonrası yargının işi...

Biz, biraz daha huzur alalım Kalamış’tan!

Kıssadan Hisse: Kartal, tavuk, şahin...

Dört tavuk, bir kartal yuvasına gidip bir yumurta çalarlar.

Yumurtayı kümese getirdiklerinde, diğer tavuklar gördükleri bu yumurtanın çok büyük bir tavuğa ait olduğunu düşünürler.

Zaman geçer, yumurtayı getirenler de unuturlar, onlar da bu yumurtanın büyük bir tavuğa ait olduğuna inanırlar.

Günün birinde kuluçkaya yatan bir tavuğun altındaki o yumurta kırılır. İçinden simsiyah kanatlı, ilginç gagalı tuhaf bir tavuk çıkar.

Herkes şaşkın, mutludur; böylesini ilk defa görmüşlerdir.

Anne tavuk, yavrusuna dersler vermeye başlar: "Bak yavrum, yerden bulduğun böceği şöyle ye... Arpayı-buğdayı böyle ye..." 

Anne tavuk, her geçen gün yeni şeyler öğretir yavrusuna; tehlikelere karşı nasıl davranılacağını da...

Büyük yumurtadan çıkan ilginç gagalı yavru tavuk, annesinin her söylediğini yapmakta, büyüdükçe de güzelleşmektedir. 

Oldukça uzun kanatları vardır. Diğer tavuklar onun kanatlarına kıskançlıkla bakmaktadır.

Bir gün anne tavuk, yavrusuna havadan gelen tehlikelere karşı kendini nasıl savunacağını anlatırken, yavrunun gözü, gökyüzünde çoook yukarılarda süzülerek ihtişamla uçan başka bir canlıya ilişir. "Anne bu ne?" diye sorar.

Anne tavuk:

"Ha o mu? O kartal yavrum, kuşların padişahı..."

"Ne de güzel uçuyor.." deyip iç geçirir yavru tavuk.

"Evet yavrum. Ama sen sakın ona özenme... Asla onun gibi olamazsın. Senden önce baban, deden, amcan hepsi ona özendi ama hiç biri onun gibi uçamadı. Sen bir tavuksun ve bir tavuk gibi yaşamalısın."

O günden sonra küçük tavuk, ömrü boyunca arka bahçede kartalın ihtişamlı geçişini izleyip iç çeker ve her defasında, "Keşke ben de bir kartal olup uçabilseydim" diye hayıflanır.

Ve bir gün siyah uzun kanatlı büyük tavuk, ihtişamlı kartalı izlerken ölüp gider. Onu bir tavuk gibi defnederler. Oysa ölen bir kartaldır.

Bir de şahin hikayesi var!

Onu da sonra anlatacağız!