Zonguldakta yılları geçmiş bir dostumuz, iki günlüğüne kente gelip döndükten sonra telefonla görüştük. Zonguldak ne kadar geriye gitmiş
İnsanlar ne kadar mutsuz ve umutsuz
dedi.
Ayaklar baş, başlar ayak olmuş koca kentte.
Sermaye el değiştirmiş.
Yılların birikimiyle değil, kısa yoldan zengin olanlar tutmuş dört bir yanı.
Para kazanan değil, paranın kazandığı insanlar kenti olmuş Zonguldak.
Bu adama oy verirsem, Zonguldaka ne faydası olur?un yerini, Bu adama oy verirsem, bana ne verir? almış.
Gelen vermiş de
Kime
Kendisini korkutan ite
Kime
Kopuğa
İmkanı olan, fırsatını bulan kaçıyor kentten.
Nüfusumuz bir yılda 6 bin azalmışsa, bunun başka bir anlamı var mı?
Kimsenin umudu yok bu şehirde.
Kimse mutlu değil bu şehirde.
Bir şey yapmak lazım
Ama ne?
Bir sihirli el değmesi lazım bu şehre
Öyle bir el ki!..
Kıssadan Hisse: Bir gün hesabını vereceksin!
Kasabanın birinde, zengin bir tüccar yaşarmış. Öleceği vakit vasiyetinde, Ben mezara konulduğum gün, kim gelir benimle bir gece mezarda kalırsa, ona servetimin yarısını bırakacağım demiş. Çoluğu-çocuğu, akrabaları servetin yarısı bırakılmasına rağmen bunu yerine getiremeyeceklerini düşünüyorlarmış. Kısa bir müddet sonra adam ölmüş. Adamın vasiyeti kasabada zaten meşhurmuş. Bunu duyanlardan biri de, kasabanın en ücra köşesinde yaşayan hamalmış. Adamın öldüğü haberini duyunca, yakınlarına, kendisinin bir gece mezarda kalabileceğini söylemiş. Bunun üzerine cenaze merasiminden sonra hamalı da adamla birlikte kabre koymuşlar. Hamal, Zaten bir tane ipim, bir tane de küfem var. Kaybedecek bir şeyim yok. İyi ettim de bu adamla buraya girdim. Çıktığımda kasabanın hatırı sayılır insanlarından biri olacağım diye düşünüyorken, bir gürültü kopmuş ve dünyada daha önce hiç karşılaşmadığı yüzlere orada rastlamış. Gelen melekler, aralarında konuşuyorlarmış:
Bu ölü olan zaten elimizde... Onu istediğimiz vakit hesaba çekebiliriz. İlk önce şu canlı olandan başlayalım.
Adam tir tir titriyorken, başlamış melekler art arda sorular sormaya:
Söyle bakalım ey falan oğlu filan. Küfenin ipini nereden buldun? Satın aldıysan ne kadara aldın? Kimden aldın? Aldığın kişiyi dolandırdın mı? Hakiki değerinde mi verdin ücretini..
Adamın dili dolanıyor, sorulan sorulara cevaplar bulmaya çalışıyor, ancak, o cevap verdikçe ip ile ilgili bir başka soru ile karşılaşıyormuş. Gün ağarırken, zengin adamın akrabaları gelmiş ve adamı mezardan çıkarmışlar:
Artık kasabanın sayılı zenginlerindensin. Anlat bakalım, bir gece mezarda kalmak nasıl bir duygu?
Hamal:
Aman, lanet gitsin! İstemiyorum! Bütün mal-mülk sizin olsun! Ben bir ipin hesabını sabaha kadar veremedim, o kadar malın hesabını kıyamete kadar veremem herhalde...
Ne kadar seversen sev, bir gün ayrılacaksın.
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin. (Alıntıdır)
Günün Fıkrası: Haram!
Doğu Anadolu´ya atanarak, bir ilçede ev bakan memura, ev sahibi musluklara ilişkin açıklama yapar:
Mutfak musluğu ile banyo musluğu, kaçağa bağlı; lavabo musluğu ise su saatine bağlı.
Karşı taraf, şaşkınlıkla sorar:
Neden ikisi kaçağa bağlı da, lavabo saate?
İşte yanıt:
Lavaboda abdest alıyorduk; haram karışmasın diye kaçağa bağlamadık!..
Günün Sözü:
İşler zorlaşınca, insanların niteliği ortaya çıkar; kimisi kollarını sıvar, kimisi burun kıvırır, kimisi de toz olur
Sam Ewing