Kentte iki ayrı eylem durumu var.

Zaman zaman her iki olay birbirine karışıyor.

Birincisi, “Torba Yasa” uygulamasıyla başlayan kriz.

İşveren de, işçi de zorda.

Patronlar, bu fırsatla asıl işveren TTK ile yeniden masaya oturmak istiyor.

İşçi eylem yaptıkça, Ankara izliyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, bu konuda oldukça iyimser konuşarak, uygulamada yaşanacak sorunlar içim yardımcı olacaklarını söyledi.

[*] [*] [*]

Bir de ikinci olay var.

Daha doğrusu birincisinden önce başlayan bir durum…

TTK ile HEMA arasında yaşanan görüş ayrılığı sonrası HEMA, Kandilli’de üretimi durduracağını açıkladı.

HEMA’ya göre sorun, biz dizi denetimler sonucu TTK’nın tavrı nedeniyle yaşandı.

TTK Genel Müdürü Burhan İnan’a göre, HEMA burada yetkisi olmayan sahada çalışma yapmak istiyor.

Durumda sözleşmeye aykırılık olacağından buna izin verilmiyor.

HEMA da rest çekiyor.

İşçi arada kalıyor.

“Sorunu çözün” diyor.

Görünen o ki, işçinin daha önce yaptığı, yapılan görüşmeler, verilen sözler sonrası sona eren eylemi önceki gün yeniden başladı.

Çünkü HEMA çıkışları vermeye başladı.

İşçinin tepkisi, HEMA’nın işine geliyor olabilir.

Ancak işçinin istediği tek şey var.

Sadece işi.

“Biz kimsenin şantaj malzemesi değiliz” sloganları aslında bu endişenin ve tepkinin en doğru özeti.

[*] [*] [*]

İşçiler öfkeli.

İşçiler; hem arkadaşlarına sahip çıkıyor, hem de sıranın kendilerine gelmesini engellemeye çalışıyor.

İkinci eylemleri çok anlamlıydı.

91 ruhuyla yürüdüler.

40 kilometre yürüyerek geldiler.

Uzun yıllar sonra ilk kez bu kadar cesur, kararlı, gür sesli bir eyleme tanık oldu Zonguldak.

İşçiler öfkeli…

Asıl öfkeleri ilgisizliğe…

[*] [*] [*]

İşçiler diyor ki:

“İşçiler burada, vekiller nerede?”

İşçiler diyor ki:

“İşçiler burada, Vali nerede?”

İşçiler diyor ki:

“İşçi burada, esnaf nerede?”

Herkes burada aslında…

Vekiller Ankara’da…

Valinin yapabileceği fazla bir şey yok.

Esnaf ise, kenardan bakmaya devam ediyor.

Esnaf tribünde…

Her konuda olduğu gibi…

Sorsak, onların da bin türlü derdi vardır.

Bin türlü endişesi vardır.

Geçmiş yılların hataları, kentte dayanışma ruhunun olmaması herkesi tek başına bırakmış.

[*] [*] [*]

İşçiler kararlı, ama yalnız…

Esnaf dertli, ancak yalnız…

Bürokrat dertli, ama yalnız…

İşadamı, işveren kazanmak istiyor, “istihdam” diyor, ama yalnız…

Sendikacı, sesini çıkartmak istiyor, ama yalnız…

Milletvekili, az veya çok kentine sahip çıkmak istiyor, ama yalnız…

Medyacısı yalnız…

Midyecisi yalnız…

Bir kentin birbirini bu kadar yalnızlaştırdığı yerde başka ne bekliyoruz ki?

Her başı derde düşen, “Susma sustukça sıra sana gelecek” diyor.

Diğerleri sadece bakıyor.

“Başın düştü mü dara, Haydar Dümen’i ara” tarzında garip bir durumun içindeyiz.

[*] [*] [*]

Oysa birimiz olmadan diğerimizin pek bir anlamı yok.

Keşke; kent olarak bu kadar işten, bu kadar olaydan kendimize, kentimize dersler çıkarabilsek.

Keşke; kavgamız, gürültümüz ne olursa olsun samimi olabilsek.

Keşke; siyasetimiz, ideolojimiz ne olursa olsun en azından bu kentin ortak sorunlarında dayanışmaktan, birliktelikten bu kadar korkmasaydık.

Hatamızla, günahımızla samimi olabilsek…

O zaman, bu kadar yalnız olur muyduk?

O zaman, birbirimizi bu kadar yalnızlaştırmış için uğraşır mıydık?

Bakan’ın tepkisinden çıkan sonuç!

Torba Yasa sonrası patronların işçi çıkartmalarıyla başlayan durum Ankara’da ses getirdi.

Ama nasıl?

İşte önemli olan da burası;

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Fox TV´de katıldığı programda çalışma hayatıyla ilgili soruları yanıtladı.

Soru geldi Zonguldak’a…

Diyor ki Çelik:

“Bu çerçevede asgari ücretle veya asgari ücretin biraz üzerinde bir rakamla yerin 500 metre altında insanın çalıştırılması düşünülebilir mi?

Olamaz.”

[*] [*] [*]

Devam ediyor.

Yapılan düzenlemelerin işverene henüz bir yansımasının olmadığına dikkati çeken Faruk Çelik diyor ki:

"Ekim ayında Meclis açılıyor.

Eğer siz ilgili Enerji Bakanlığıyla bir anlaşma yaptıysanız ve gerçekten de o anlaşmaya aykırı şekilde sizin maliyetlerinizi etkileyen bir tablo ortaya çıkıyorsa, hükümet olarak biz, bunun giderilmesi konusunda tabii ki çalışma yapacağız.

Ama henüz patronlar, kasasına, kesesine bir kuruş olumsuz bir şey yansımayan bir atmosferde diyor ki: ´Ben, işçiyi kapıya koydum.´

Bu ahlaki değil, açık söylüyorum.”

[*] [*] [*]

Devam ediyor Bakan Bey:

“Buradan sesleniyorum;

Uygulamanız yanlıştır, siz alırsınız dosyanızı, gelirsiniz, dersiniz ki:

´Biz bu anlaşmaya rağmen şöyle bir zararla karşı karşıyayız, bunun telafi edilmesiyle ilgili hükümetten gerekli çalışmayı yapmayı istiyoruz.´

Biz, tüm kesimleri dinliyoruz.

Meclis açılır açılmaz bu konuda gerçekten neyin yansıyacağını ne kazanıyorlar, ne anlaşma var, bu anlaşmaya aykırı nasıl bir gelişme var?

Bunu telafi etmek tabii ki parlamentonun ve hükümetin görevidir.

Ama o noktaya gelmeden hemen işin başında, kanun çıkmış 10 gün olmuş, ´İşçi buradan 500 lira fazla alacak, bir gün eksik çalışacak, o halde biz de işçiyi kapıya koyalım´ gibi bir yaklaşımı kabul etmek mümkün değil."

[*] [*] [*]

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın daha ılımlı açıklamasının ardından Çelik’in bu tepkisi dikkat çekici…

Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanı Zeki Çakan, Pusula’daki açıklamalarında çok önemli bir şey söylemişti.

“Sorunu doğru anlatmak gerekir.”

Bizler de birinci sayfadan yaptığımız çağrı da, “Zonguldak göçükte kaldı. Sesimizi duyan var mı?” derken, bu doğru anlatıma özen göstermeye çalışmıştık.

[*] [*] [*]

Döndük, dolaştık, başladığımız yere geldik.

Eğer 22 işveren, dertlerini ve taleplerini en sade ve yalın haliyle anlatabilselerdi, milletvekilleri Zonguldak’ın dertlerini anlattırabilselerdi, şimdi böyle bir fotoğraf ortaya çıkmazdı.

Zonguldak, “kaş yapayım” derken, göz çıkardı!

Patronlar, iktidarın gözünde blöfçü oldu.

Patronlar, Bakan Çağlayan’a ve Zonguldak milletvekillerinden önce otursunlar, kendilerine kızsınlar.

Yıllardır birbirleriyle güven ortamı oluşturamayan işverenlerin bu zoraki dayanışmasından sakat çocuk doğdu!

Umarız, tüm bunlar kendilerine ders olur.

Bundan sonraki süreçte birlikte hareket etmeyi ve birbirlerinden korkmamayı öğrenirler!