Zonguldak’ta bir İl Başkanı; partisinin milletvekilinin fotoğrafını, partinin sosyal medya hesabından paylaştırmıyor!

Zonguldak’ta bir İl Başkanı; partisinin İl Gençlik Kolları Başkanının etkinlik haberlerini, partinin sosyal medya hesabından paylaştırmıyor!

Aynı etkinliğe gitseler bile paylaştırmıyor!

Milletvekilinin, kolu-bacağı ancak görünüyor!

Partinin sosyal medya hesabında İl Gençlik Kollarının etkinliğini paylaşan yönetici, görevden el çektiriliyor!

Bu İl Başkanı, o kadar ileri gitmiş ki, partideki tuvalete kendisinden sonra birinin girmesini yasaklamış!

“Başkanın şeyinin üstüne şey olmaz” diyormuş!

Yolları Ankara’da kesişecek mi?

Zonguldak’ta bir Instagram fenomeni, fırtına gibi esiyor!

Bu kişilere "internet ünlüsü, fenomen, influencer" diyorlar!

Ankara’da yaşayan bu Zonguldaklı internet ünlüsünün 50 bini aşkın takipçisi var!

Artık bu işten para kazanmaya başladı!

Tanıtım videoları yayınlıyor!

Bu Instagram ünlüsü, babasından daha ünlü!

Babasından daha çok para kazanıyor!

Allah, yollarını açık etsin!

Bakalım, bu iki ünlünün yolları Ankara’da kesişecek mi?

Tavuğu kim çaldı?

Yaşlı Yahudi, yetişkin oğlunun yanına varır. “Evlat, bir tavuğumuz çalınmış. Git, o hırsızı bul ve cezasını ver” der.

Oğlan, baştan savma başını sallayarak, “Tamam baba... Hallederim” diye cevap verir.

İçinden, “Ulan, yüzlerce tavuğumuz var. Bir tanesi çalınmış. İşim-gücüm yok, tavuk hırsızı peşinde mi koşacağım?” diye hayıflanır.

Birkaç gün sonra endişe ile babasının yanına varır, ”Baba, baba... Keçimiz ortalarda yok. Çalmışlar...” der.

Yaşlı Yahudi, “Tavuğu çalanı buldun mu oğlum? Cezasını verdin mi?” diye sorar.

Oğlan, ellerini iki yana açıp, "Ya sabır" der. Odadan çıkar, "Ulan koca keçi gitti. İhtiyarın derdine bak. Bir kart tavuğun hesabını soruyor" der, kendi kendine...

Kısa bir süre sonra çiftliğin en verimli ineği de ortadan kaybolur.

“İnek gitti baba...” diye feryat eder çocuk.

Baba, sakince sorar:

“Tavuğu çalanı buldun mu? Cezasını verdin mi?”

Nihayet, çiftlikte, ne var, ne yok hepsi çalınır. Buğday ambarı bomboş, ağıllar tenha kalır.

Her seferinde dehşet ve telaş ile durumu babasına haber veren delikanlı, hep aynı soru ile karşılaşır:

“Kart tavuğu çalanı buldun mu? Cezasını verdin mi?”

Günün birinde, delikanlı kan ter içinde babasının yattığı döşeğin başına gelir.  Yaşlı ihtiyar çok ağır hastadır artık. Dünya üzerindeki vakti sayılıdır.

“Baba... Kız kardeşim ortada yok. Kaçırmışlar...” der delikanlı...

Ölüm döşeğindeki ihtiyar, anlaşılır-anlaşılmaz bir hırıltı ile sorar;

“Tavuk hırsızını yakaladın mı? Cezasını verdin mi?”

Tavuk çalınalı aradan yıllar geçmiştir. Geçen zaman içerisinde bu çiftçi aile, ellerinde ne var ne yok kaybetmiştir. En sonunda canları ve namusları da ellerinden alınmıştır.

Yaşlı ihtiyar, son nefesini vermeden önce son kez fısıldar:

“Oğlum... Eğer sen kart tavuğu çalanı zamanında bulup, cezalandırsaydın, başımıza bunlar gelmezdi. Vurdumduymazlığını, zaaf zannettiler. Kibrini, güçsüzlük zannettiler. Yufka yüreğini, çaresizlik zannettiler. Çiftliğini talan ettiler. En sonunda arını-namusunu da elinden aldılar. Git, önce o tavuğu çalanı bul ve cezalandır."

Ve son nefesinin verir, yaşlı adam...

Kıssanın Hissesi: Zonguldak, hırsızı-arsızı bol bir memleket!

Tavuğu kimin çaldığını bulmadan sorunu çözemeyiz!

İşte biz, bu nedenle hırsız ve arsızların peşindeyiz.