1989&[#]8217;dan beri bu mesleğin içindeyim.


Gazeteciliğe spor muhabirliğine özenerek başladım.


Bartınspor&[#]8217;un profesyonel ligdeyken şehirde estirdiği heyecandan çok etkilenirdim.


Bu heyecan beni gazeteciliğe sürükledi.


Hafta sonlarını iple çekerdim.


İnanış muhabiri arkadaşım Bahri Aktaş ile birlikte kolumuza üzerinde kocaman harflerle basın yazan yeşil kolluğu takar, boynumuzda fotoğraf makinesi ile sahanın içinde dolaşır, maç başladığında da bütün gazetecilerle rakip kalecinin arkasında konuşlanırdık.


Safranbolu Gündem gazetesi ile başlayan gazetecilik maceram 1991&[#]8217;de Zonguldak Adalet ve 1994&[#]8217;te Milliyet gazetesi ile devam etti.


Milliyet gazetesine stadyumdan telefonla kadroları yazdırır, önce ilk yarı sonucunu sonra maç sonucunu bildirir, hakemlere ve futbolculara yıldız verirdik.


Telefonu şehirlerarası görüşme hattı 131&[#]8217;e yazdırır, öyle bağlattırdık.


O zamanlar şimdiki gibi değildi.


Haberleşme bugünkü gibi hızlı değildi ve gelişmemişti.


Bilgisayar yoktu, internet yoktu, vardıysa bile yaygın değildi ve çok lükstü.


Fotoğraf makineleri bugünkü gibi anında görüntü, yani dijital değildi.


Milliyet bize film gönderir, biz bu filmlerle benim emektar Canon AE-1 ile çekim yapar ve soluğu Yukarı Çarşı&[#]8217;daki Yaşar Color&[#]8217;da alırdım.


Burada filmleri banyo ettirir, sonra da karta bastırırdım.


İstanbul&[#]8217;a haberleri ve fotoğrafları zarf içinde otobüsle gönderirdim.


Zarfı genelde gece 23.00 otobüsüne verir, haberlerin sabah saatlerinde İstanbul&[#]8217;da olmasını sağlardım.


Bu maraton 1994&[#]8217;den 2000&[#]8217;e kadar böyle devam etti.


Milliyet Haber Ajansı muhabirliği sonrası Hürriyet haber Ajansı ile birleşmeden doğan Doğan Haber Ajansı&[#]8217;nda da bir yıl muhabirlik hizmetim var.


Daha sonra Sabah gazetesi muhabirliği ile İstanbul basınına devam ettim.


Sabah döneminde haberleri fotoğrafları ile birlikte internetten göndermeye başladım.


Neredeyse 10 yılı bulan otobüs dönemi sona ermişti.


Daha sonra yerele ağırlık verdim.


2001&[#]8217;de Değişim gazetesi, 2003&[#]8217;de Ekspres gazetesi ve Ekim 2009&[#]8217;dan bu yana Pusula gazetesi.


Gazetecilik benim muhabirlik yaptığım dönemde çok zahmetliydi.


Biz bu mesleğin yıllarca çilesini çektik.


Bizim zamanımızda sadece haberi ulaştırmak değil bilgiye ulaşmak da çok zahmetliydi.


Devlet şimdi ki gibi şeffaf değildi.


Ayrıca yıllarca sigortasız çalıştık, gıkımız çıkmadı.


O nedenle şimdikiler şanslı sayılır.


Gazetecilik bizim zamanımızda zahmetliydi ama zevkliydi.


O zaman ki heyecan çok farklıydı.


İşimize aşıktık, mesleğimizden büyük haz alırdık.


O zamanlar gazetecilik daha saygındı, şimdiki gibi ayağa düşmemişti.


Bu işi yapmaması gerekenlerin sayısı eskiden çok azdı.


Şimdi yapması gerekenler azınlıkta kaldı.


O nedenle dernek başkanımız 24 Temmuz Basın Bayramı mesajında &[#]8220;Herkes gazete sahibi olabilir ama gazeteci olamaz&[#]8221; dedi.


Başkanımız doğru söylüyor.


Buna biz de şu ilaveyi yapmak isteriz: Herkes gazetede çalışabilir, gazete elemanı olabilir ama gazeteci olamaz.


Nitekim böyle çok örnek var.


Basın Bayramı bizi eski günlere götürdü.


Bu vesile ile biraz nostalji yaptık.


20 yılı aşkın bir süredir gazetecilik yapıyorum, bayram nedir bilmiyorum.


Gazetecililiğin birçok sorunu, önünde aşılması gereken birçok engeli var.


Basın özgürlüğü kısıtlı, gazetecilerin maddi durumları ve sosyal hakları yetersiz.


Gazetecilerin çoğu asgari ücret artı sigortaya talim ediyor.


Yani açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor.


Ayrıca sansür değişik şekillerde halen daha var.


Bu bazen karşımıza ağır yaptırımlar öngören yasalarla çıkıyor, bazen eleştiriye karşı gösterilen tepki ve saldırılarla çıkıyor.


Gazetelere maddi manevi destek verilmemesi de bir tür sansür değil midir?


Ekonomisi zayıf olan gazete ne kadar verimli olabilir, güçlükle ayakta dururken ne kadar doğru ve düzgün yayın yapabilir ki?


Devlet resmi ilan desteğini gazeteler yaşasın diye yapıyor.


Toplum bu desteğin 4&[#]8217;te birini bile vermekte zorlanıyor, naz yapıyor.


Bir de mesleğin içinde bulunan bazı kişilerin gazeteciliğe verdiği zararlar var.


En önemli sorunlardan biri de bu.


Bu da Osman Turna&[#]8217;nın dediği gibi gazetecilerin kendi kendilerine uyguladığı sansür.


Bu şartlarda basın bayramı olmaz.


Şahsen ben kutlamıyorum.


Gazetecilerin koşulları iyileştirilmedikten sonra bayram bizim neyimize.


Dileriz AK Partinin ustalık döneminde gerekli yasal düzenlemeler de yapılmak suretiyle ve tabi ki toplumun da üzerine düşen vazifeyi yerine getirmesiyle birlikte gazeteciliğin de sorunları çözülür.



Memleketimden gazetecilik manzaraları (LXXIII)



Manzaralarda bugün 73&[#]8217;teyiz.


Muhteşem bir dizi oldu. Aldık başımızı gidiyoruz.


Yazılarımızı kıskananlar, haberlerimizi de kıskanıyorlar.


Bizim 5 ay önce kullandığımız haberi 18 Temmuz&[#]8217;da manşetten veren mevkutenin sahibi yayınlarına çeki düzen vereceğine sağa sola gazetecilik dersi vermeye çalışıyor.


Güya bizim Manşet&[#]8217;le bazı haberlerimiz aynıymış.


Gazeteciler birbiriyle dayanışma içinde olabilirler, aynı habere gidebilirler.


Bu şahıs dayanışma nedir bilmediği için rakiplerine bu şekilde sataşması normaldir.


Kıskanmış belli ki.


Okuduğunu anlamamış olmalı ki bazı haberlerimiz için noktasına virgülüne kadar aynı demiş.


Bir daha okumasını tavsiye ederiz.


O zaman haber başlıklarının, haber girişlerinin, bağlantı cümlelerinin ve ara başlıkların aynı olmadığını görecektir.


Aynı olan şey sadece haber konusu kişinin yaptığı açıklamadır.


Adam aynı anda yaptığı açıklamada bir gazeteciye başka diğer gazeteciye başka mı konuşacak? Dolayısıyla haberlerin burası benzeyebilir. Bu da çok normaldir.


Saçma sapan konuşmuş. Aslında cevap vermeye değmez ama biz yine de bazı kişiler bunun yazılarını bir şey sanıp inanabilirler düşüncesiyle bir iki laf etmeden duramıyoruz.


Bu şahıs noktasına virgülüne kadar aynı haber görmek istiyorsa kağıt üzerinde eşinin üzerinde kayıtlı gözüken ama aslında kendisinin olan mevkuteyle kağıt üzerinde kendi adına görünen mevkuteye baksın.


İletişim&[#]8217;in künyesinde görünen bir muhabirin Halk&[#]8217;ta imzasıyla haberleri çıkıyor.


Kendisi bu durumdayken tutmuş başkalarının haberlerini çekiştiriyor.


Ele verir talkını kendi yutar salkımı derler ya işte aynen öyle.


Bazıları herkesi kendisi gibi bilirmiş.


Bizim gözlükle mözlükle işimiz olmaz.


Haberini yaptığımız kişi ve kurumlardan bir şey beklemeyiz.


Vermek isterlerse de almayız, çalışanlarımız da almaz, aldırmayız.


Ayrıca kimin kimden kopya çektiği, kimin kimi takip ettiği, peşinden gittiği belli.


Pusula gazetesi çıktığından beri (yaklaşık iki yıldır) haberlerine muhabirlerinin imzasını koyan bir gazete.


Siz de bu uygulama iki-üç aydan beri var.


Bizi izlemeye devam edin. İzleyin ama doğru izleyin.


İnternetten aldığınız başkasına (genellikle ajanslara) ait haberlerin altına muhabir imzası koymayın.


Bir de tutmuş benden ilham alıyorlar demiş.


Hiç gülesim yoktu.


Eğer o ilham denen şey dünyada bir tek sende kalsa yine de gidip almam.


Sen kimsin ki başkasına, özellikle de bana ilham vereceksin.


Boyun yetmez benim gazeteciliğime yetişmene.


Sen önce gazeteni bayat, kullanılmış, tekrar edilmiş ve Türkçe&[#]8217;si bozuk haberlerden temizle, ondan sonra ahkam kes.