Türkiye Gazeteciler Cemiyeti dün bir açıklama yaptı.


Son dönemde iki kadın gazeteciyle ilgili söylem ve saldırıları kınadı.


Açıklamanın bir bölümü şöyle;


&[#]8220;Demokrasi ülkeyi yönetenler için farklı görüşlere tahammül etme sanatıdır. Yöneticiler gazetecilerin rahat çalışma koşullarını sağlamak, halkın bilgi edinme hakkını korumak ve basın özgürlüğüne saygı göstermekle sorumludurlar. Oysa iktidar gazetecilere yönelik sözlü ve fiziksel şiddet olaylarının olağan olaylar haline getirilmesine zemin oluşturuyor. Halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eden gazetecilere bu şiddetin layık görülmesini yadırgadığımızı bir kez daha vurguluyoruz&[#]8221;


Yaygın medya bu seçimde tam anlamıyla sınıfta kaldı.


Yerel basınında çok iyi olduğu söylenemez ancak yaygın basınla kıyaslanmayacak kadar iyi durumda olduğunu söyleyebiliriz.


Başbakan Erdoğan kim işine gelmiyorsa açık hedef gösteriyor.


Diğer liderlerinde bu tip yaklaşımları var.


Muhalefet Partisi olduğu için onlarınkiler arada kaynıyor.


Toplumda son yıllarda sistemli olarak yaşanan kamplaşma bu seçim sürecinde daha da belirginleşti.


Yaygın medya bu kamplaşmanın tam ortasında kaldı ve darmadağın oldu.


Perişan edildi.


Kimisi gönüllü yoldan çıktı.


Kimisi zaten dünden razıydı.


Kimisi sisteme uydu, kimisi tehditler karşısında çark etti.


Yaygın medyada yaşanan bu trajik gelişmeler bir şeylerin iyi gitmediğinin en bariz göstergesi.


Kimi yaygın medya organları ise tek kutuplu yayıncılıklarından taviz vermeden linç kampanyalarının ateşleyicisi oldu.


Gazetecilikten başka herşeyi yapmaya devam ediyorlar.


Kısaca yaygın medya kendi ayağına sıkınca şamar oğlanına döndü.


28 Şubat sürecinin şamar oğlanları gibi, bugünün şamar oğlanları da bu iktidar gidince çıkıp yaşadıklarını anlatıp günah çıkartacaklar.


Bu yaşanılanların hiç biri normal değil.


Hem siyasetçiler, hem medya kamplaşmaya, kutuplaşmadan da öte karşındakini gücü oranında linç etmeye kalkıştığı sürece daha kötüye gideceğiz.


Herkes birbirine hakaret ediyor.


Sonra hiçbir şey olmamış gibi davranacaklar.


Ancak hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.


Başbakan bir alem, gazeteciler başka bir alem.


Güç, kendinden olmayanı, kendi gibi düşünmeyeni, karşı duranı linç etmek için varsa ne siyaset yapmanın, ne gazetecilik yapmanın hiç bir anlamı yok.



Dede &[#]8211; Torun sevgisi



Kanser nedeniyle hayatını kaybeden Zonguldak Barosu eski başkanlarından Türkiye Barolar Birliği Denetleme Kurulu Üyesi Av. Mehmet Mevlüt Ünlü´nün cenazesinde 4 yaşındaki torunu Doruk Gürmeriç&[#]8217;in çığlıklıklarına tanık oldu. Öyle bir çığlıktı ki ne izahı mümkün ne bir açıklanabilmesi kolay bir şey. Dedeler ve torunlar arasındaki sevgi bağları çok özeldir. Annesinin kucağında dedesinin tabutunun bulunduğu araca el sallayan Doruk&[#]8217;un sorularına kimse kolay kolay yanıt veremezdi. "Dedem beni görmüyor. Neden beni görmüyor" diyerek ağlayan Doruk&[#]8217;un ısrarlı sorularına; "Deden seni yukarıdan görüyor" yanıtı verilebildi. Doruk&[#]8217;un gökyüzüne bakıp; "Ben göremiyorum ama çok yukarıda" sözlerindeki acı ve umut yüreğimizi parçaladı. Mevlüt Bey&[#]8217;e allah&[#]8217;tan rahmet sevenlerine ve dostlarına sabır diliyoruz.


Sığ siyaset!


Zonguldak&[#]8217;ta halk adına politika yapmaya kalkanların yetersizliği karşısında bazen saç baş yolmamak mümkün değil.


Kimisi para, kimi iman gücüyle yola çıkmış.


Zonguldak siyasetinin yaşadığı kan kaybı tavan yapmış durumda.


Siyasetin hizmet üretme sanatı olduğunu unutanlar dedikoduya soyunuyor.


Özellikle genç siyasetçilerin büyüklerinden ders alması şart.


Almazlarsa kendileri bilir.


Vakti geldiğinde biz gereken kolaylığı sağlarız!