Bu kette gazeteci olmak zor.
Vatandaş olmak zor.
Vatandaş umudunu kıran temsilcilere kırgın.
Bizler tespit yapma yorgunuyuz.
Zonguldak´ta işlerin dedikodu ile yapıldığına inanılır.
Üretimin olmadığı yerde dedikodunun baskın gelmesi çok normal değil mi?
Gerçek sorumlulara bakıyoruz.
Çünkü kime dokunsanız bir bahanesi var.
Kimi eleştirseniz bir mazereti var.
Yani herkes haklı.
Herkesin haklı olduğu yerde bilin ki işler zaten yolunda gitmiyordur.
Tıpkı Zonguldak´ta olduğu gibi.
İnanın bazen kimseyi görmek istemiyoruz.
Kimseyi dinlemek istemiyoruz.
Konuş, konuş; sonuç yok.
Amaç gazetelere çıkmaksa nasıl olsa tüm sayfalar onların.
İstiyoruz ki başarı öne çıksın.
Hizmet öne çıksın.
Gerçekçi fikirler öne çıksın.
Samimiyet öne çıksın.
Uzlaşmacı ve iş bitirici paylaşımlar öne çıksın.
Madamlık değil adamlık öne çıksın.
Ama nerede?
Biz sayfalarımızı bir şekilde doldururuz.
İstiyoruz ki katılımcılık adına yardımcı olalım.
İstiyoruz ki gerçekçi, toplumcu sonuçları olan işlere, söylemlere, sonuçlara yer verelim.
Ancak pek öyle olmuyor.
Kimi gündemde kalmak için, kimi işini görmek için, kimi pazarlık yapmak için, kimi hava atmak için konuşunca, söylenmeden edemiyoruz.
Özünde ´haber´ olan işlerin ötesinde mazeret üreterek sayfalarda yer alanlardan gerçekten sıkıldık.
Okur da sıkılmış durumda.
Onlar ise nasıl olsa sayfalarda yer bulacaklarına inandıkları için sadece konuşuyorlar.
Büyük çoğunluğumuz içtenlikle; "Konuşuyorsun ama boş konuşuyorsun, ettiğin lafla aldığın yol arasında uçurum var" diyemiyor.
Bu kirlenmişliğe, bu ihanetlere, bu aşağılamalara, bu boş konuşmalara en başta medya alet oluyor.
Bu memleketin hayrı için cücük kadar iş yapanların attığı havaları görünce midemiz kalkıyor.
Eyy Allahım sanki Zonguldak´ı baştan sona onlar yaratmış!
Onlar olmasa zaten kimsenin ne yiyecek ekmeği, ne yürüyecek yolu, ne içecek suyu, ne eğlenecek festivali, ne de bilmem neyi varmış!
Fındık kabuğunu dolduracak kadar emeği geçenlerin ise toplumu yanıltıcı ve kendilerini şişirici işlerinden artık kusma noktasına geldik.
Hey Allah´ım.
Bu nasıl bir özgüvendir böyle.
Nasıl bir özgüvendir!
Devletin parasıyla gün geçirip emekliliğini bekleyenlerin yapılan bazı hizmetleri kendi cebinden yapmış gibi hava atması nasıl bir özgüvendir!
İşin doğrusu tahammül edilecek bir tarafı yok.
Yok.. Yok..
Bütün bunlar normal değil.
Bu bir davranış bozukluğu mudur?
Bu Zonguldaklıların biz özelliğinden midir?
Memleketin havasından suyundan mıdır?
İnanın kavramakta zorlanıyoruz.
Adına her ne derseniz deyin bu kentte boş konuşan çok ama iş yapan yok denecek kadar az.
Kim olduğu hiç önemli değil ama toplumun bu anlayışı kendi ayağına sıktığı kurşundan farksız.
İhtirasın, kinin, doymazlığın bu kadar baskın geldiği kentte neyi uzlaşı, dayanışma içinde çözmeyi bekliyoruz ki?
Ne kadar ekmek o kadar köfte gitmiş, yerine ne kadar hava civa, laf o kadar köfte gelmiş!
Yok.. Yok.. durum zaten böyleydi.!
Havasını atan atsın ona da kimsenin diyeceği bir şey yok.
Konuşan konuşsun ona da kimsenin diyeceği bir şey yok.
Konumunuz, makamınız, partiniz ne olursa olsun bahane değil iş üretin iş.
Sonuca gidin.
Hava atacaksanız ondan sonra atın!
Basını da içi boş laflarınıza alet etmekten vazgeçin!
Artık sıkıldık.
Siz utanmasanız da biz utanıyoruz!
Bu kente yaptığınız ihanetlerden utanıyoruz.
Yaptığınız fitneliklere, fesatlıklara rağmen her toplantıda, her ortamda zeytinyağı gibi su yüzüne çıkmanızdan utanıyoruz.
Yaptığınız tüm boş konuşmalara, halkı salak yerine koymalara, yediğiniz sözlere rağmen başınızı bu kadar dik tutabildiğinize şaşırıyoruz.
Neden siz utanmıyorsunuz da sizlere güvenmiş, inanmış insanlar başını öne eğiyor.
Sizlere güvenmiş oldukları için mi?
Böyle şeylerin insani olmadığına inandıkları için mi?
Vicdanları rahatsız olduğu için mi?
Bunca insan fazla bir şey istemiyor.
Boş laf değil, sadece söz verdiğiniz hizmetleri istiyor.
Halkın veya temsil ettiğiğini kitlenin, tabanın iyi niyetini daha fazla sömürmeyin.
Önce Allah, sonra kul çarpar!
Bazen halkın susması bile en büyük cezadır.
Gün olur o derin sessizlikler içinde boğulursunuz.
Canımızı daha fazla sıkmayın ki canınızı sıkmayalım!