Bartın&[#]8217;ın en etkili gazetesi hangisi diye sorsam ne cevap verirsiniz?


Birçok kişi bu soruya Pusula diyecek ama bu cevap doğru değil.


Bu soruya verilecek en doğru yanıt; ayaklı gazeteler, yani dedikodu mekanizmasıdır.


Bu sorun Bartın gibi küçük yerlerin kaderi gibi bir şey.


Bizde birisi Yukarı Çarşı&[#]8217;da bir şey uydursun, buna Aşağı Çarşı&[#]8217;ya geldiğinde kendisi de inanır.


Bu örnek durumun vahametini yeterince gösteriyor sanırım.


Aslına bakarsanız dedikodu daha çok tuzu kuruların ve boş insanların işi.


Bu da madalyonun diğer yüzünü gösteriyor olmalı.


Şehirde bazı kişiler tarafından yapılan ve hastalık derecesinde kötü bir alışkanlık haline gelen dedikodu öyle etkili ki; ortaya atılan bir şey kısa sürede kulaktan kulağa yayılıyor ve hemen günün konusu oluyor.


Gazete haberi, bu haberin yanında solda sıfır kalıyor.


Yakın tarihte iki kişiyi uygunsuz bir şekilde birbirine yakıştıran bir dedikodu yüzünden neler oldu, hepimiz biliyoruz.


Birisi birkaç yerde konuştu, bu söylenti hemen yayıldı ve etkili oldu.


Bunun o insanların ve yakınlarının üzerinde yarattığı tahribatı düşünebiliyor musunuz?


Herkesin ailesi var.


Çoluğu, çocuğu var, itibarı var.


Yazık, günah.


Son günlerde yine şehirde buna benzer bir dedikodu var.


Güya birisiyle birisinin birlikte olurken çekilmiş görüntülerinden oluşan bir CD varmış.


Bu CD bazı yerlere ulaştırılmış.


Görenler anlatıyormuş, şöyleymiş, böyleymiş.


Öğrendik ki; Ortada bir CD olduğu doğru ama bu CD öyle konuşulduğu gibi uygunsuz değil.


Edindiğimiz bilgilere göre olay bir işyeri sahibi ile işyeri çalışanı arasında alacak verecek meselesinden ibaretmiş.


Ancak gelin görün ki dedikodu mekanizması bu olayda da etkili oldu.


Bu saatten sonra siz istediğiniz kadar işin aslı öyle değil böyle deyin, dedikodu amacına ulaştı bir kere.


Ayaklı gazetenin diline düşmeye görün.


Gidin kanalizasyona düşün daha iyi.


Bir insanı yakmak, adını çıkarmak bu kadar basit yani.


Hani şuyuu vukuundan beterdir derler ya işte aynen öyle.


Gelelim bir başka konuya:


Yine son günlerde yaşanan bir olayda C.A. ile Ç.A. karışıklığından kaynaklanan bir yanlış anlaşılma ise dedikodudan beter oldu.


C.A.&[#]8217;nın kim olduğunu, uygunsuz fotoğrafın nerede çekildiğini öğrendik.


Ç.A.&[#]8217;yı da tanıyoruz.


Ç.A. burada karambole gitmiş görünüyor.


Hadi bakalım ayıkla pirincin taşını.


Dediğim gibi bu olay dedikodudan beter oldu.


Dedikodu çok, hem de istemediğiniz kadar.


Bizim gazete hakkında da aylardır dedikodu yapılıyor.


Çin işi Japon işi, bunu yapan iki kişi.


Bu dedikoducuları tanıyoruz, biliyoruz.


Bu kişiler gazetemizi 6 aydır satıyorlar, açıyorlar, kapatıyorlar.


Her gittikleri yerde bunu konuşuyorlar.


Tabi bunlara inananlar oluyor.


Bazıları dedikoduyu ve dedikoducuyu seviyor.


Ördeğin ömrü vak-vak&[#]8217;la geçermiş.


Dedikoducuların ömrü de dedikoduyla geçecek.


Allah onları bildiği gibi yapsın.



Memleketimden gazetecilik manzaraları (XXIX)



Ayaklı gazetelerden ayaksızlara geçelim.


Bakalım onlarda son durum neymiş görelim.


Aslına bakarsanız ne siz sorun ne biz söyleyelim.


Hatalar azalacağına artıyor, haber tekrarları sürüyor, çıkmış haberlerle gazete çıkarmaya devam ediyorlar.


Bir gazete arife günü çıkan sayısında okurlarına bayram namazı saatini 07.06 olarak duyurdu.


Bir başka gazete ise bayram namazı saatini 07.35 olarak verdi.


Aynı gün 81 ilin bayram namazı saatini veren Milliyet Gazetesi Bartın&[#]8217;ın namaz vaktini 07.25 şeklinde gösterdi.


Ortada bir bayram üç tane farklı bayram namazı saati var.


Gel okur olda kafan karışmasın.


Bir gazete Sanayi Sitesi Yardımlaşma ve Yaşatma Derneğinin açılışını haber yapmış.


Haber 20 Kasım tarihini taşıyor.


Oysa bu haber bir başka gazetede 13 Kasım günü çıkmıştı.


Başka gazetelerde çıkan haberlerle çıkmayı alışkanlık haline getiren bu gazete Ticaret ve Sanayi Odası bünyesindeki Kadın Girişimciler Kurulu toplantısının haberini bir hafta içinde iki kere verdi.


20 Kasım tarihli haber aslında 13 Kasım&[#]8217;da çıkan haberle aynı ve bu gazete bu haberi hem 13 Kasım&[#]8217;da hem de 20 Kasım&[#]8217;da yayınladı.


Bu gazete Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekiminin bir açıklamasına yer vermiş.


Ağız ve Diş Sağlığı Haftası&[#]8217;ndayız ama haberde haftanın h&[#]8217;sinden söz edilmiyor.


Sayın Başhekim açıklama yapacak da 15 Kasım&[#]8217;da başlayan ve 22 Kasım&[#]8217;daki Diş Hekimliği Gününü de içinde olacak şekilde kutlanan haftadan bahsetmeyecek öyle mi.


Bize çok ilginç geldi.


Gel de bu haberden şüphelenme.


Bir gazete Türkiye&[#]8217;nin dört bir yanında yapılan ve yaygın basında çıkan açıklamaları haber olarak veriyor.


Günlük yayınlanan ve resmi ilan alan gazetelerde 3&[#]8217;te 2 yerel haber ağırlığı olması gerekiyor.


Bu gazete birçok sayısında bu kuralı ihlal ediyor.


Bir gazete Valimiz İsa Küçük&[#]8217;ün eşi Emine Küçük&[#]8217;ü huzurevine yapılan bayram ziyaretinde gösteren iki fotoğrafa yer vermiş.


Vali Bey&[#]8217;in eşi bu bayramda huzurevinde yoktu.


Sadece huzurevinde değil çocuk yuvası ve şehit ailesi ziyaretinde de yoktu.


Vali Bey&[#]8217;in eşini huzurevinde gösteren fotoğraflar da zaten iki ay önceki Ramazan Bayramı&[#]8217;nda çekilen fotoğraflar.


Anlayacağınız muhabirleri pek becerikli bu gazetede Ramazan Bayramı fotoğraflarıyla Kurban Bayramı haberi yapmışlar.


Bunlar polis telsizi dinleyerek, asayiş haberi yapmayı, bir toplantıda iki tane soru sormayı gazetecilik sanıyorlar.


Oysa gazeteci olabilmek için o kadar çok vasıf, meziyet, özellik, ilke, prensip, bilgi, birikim, deneyim, tecrübe gerekiyor ki bazı kişiler bunların çoğunu rüyasında bile göremez.


Bunlar bir de &[#]8220;en iyi gazeteci biziz&[#]8221; havalarında sağda solda caka satıyorlar.


&[#]8220;Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz&[#]8221; derler.


Durum ne kadar vahim görüyorsunuz.


İşin ilginç yanı bunlar benim kendilerini yakalayacağımı bildikleri halde böyle yapıyorlar.


Ya bizi takmıyorlar ya da haber ve resim yokluğunda çaresizlikten bu şekilde davranıyorlar.


Mesleğimizin çeki düzene girmesi, eski saygınlığını ve itibarını kazanması için verdiğimiz mücadele sürecek.



Bir bayram da böyle geçti



Bayramların en güzel yanı insanın uzak veya yakındaki eşini, dostunu, arkadaşını, büyüklerini arayıp hal hatır sorması ve hasret gidermesidir.


Bir de mezarlıkların ziyaret edilmesi ki galiba en önemlisi de bu.


Ancak ne hikmetse mezarlıklara yapılan ziyaretler her geçen bayram azalıyor.


İnsanın eşini dostunu araması kadar ölüsünü de araması ve sorması gerekir.


Ölüye saygısı olmayanın diriye de olmaz.


Cümleyi tersinden okursak, diriye saygısı olmayanın ölüye de olmaz.


Mezarlık ziyaretlerini görev bilmek lazım.


9 günlük bayram tatili göz açıp kapayıncaya kadar geçti.


Bayram öncesi yazımda da dediğim gibi parası ve sağlığı olana, derdi tasası olmayana her gün bayram.


Bayramın en güzel tarafı tatil yapmak ise herhalde en kötü tarafı da bayram sonrası işe başlamak olmalı.


İnsanın uzun tatilin rehavetini üzerinden atması kolay olmasa gerek.


Güle güle tüketim, hoş geldin üretim.