Sanıyorum,

Adnan Oktar,

Benim kadarı kedicik dememiştir.

Biliyorsunuz,

Birbirinden güzel kedicikleri vardı kendisinin.

‘İnşallah, Maşallah’ diye diye,

Adamı kodese yolladılar.

İlginç ve değişik bir tarikattı.

Neyse,

Zonguldak’ın da,

Kediciği meşhur oldu.

Adnan Oktar seçmelerine yollasak,

Vallahi seçilirdi.

Ama bu kedicik,

Kendisine aslan denilmesini bekliyor.

Ama bu kedi,

Kumunu pisledikçe,

Kumunu bizim temizlememizi izliyor.

Hey kedi!

İnsanda biraz asalet olur.

British Shorthair,

Siyam,

Van kedisi…

Senin asaletin yok.

Sokakta doğmuşsun,

Köşe bucak ağızlarda taşınmış,

Hasbel kader bu güne gelmişsin.

Sokak kedisi seni.

Kötü kedi Şerafettin!

Mart ayında kudurmanı anlıyorum.

Olsun.

Bak sana güzel bir dörtlük ile peşrev çekip,

Harika bir finalle devam edeceğim.

“Kötü kedi Şerafettin,

Nerden kaldın, çok beklettin?

Hayat hep bi kavga hep bi gürültü,

Zaman kötü kolla g.tü”…

Son dörtlük çok manidar oldu.

Çıkış yolundan devam edelim.

Bu bizim kedicik,

Birinden çok korkuyor.

İsmi geçince,

Kronik şekilde,

Üşütme,

İshal,

Kabızlık…

Sindirim sistemine ait ne varsa,

Bir anda ortaya çıkıyor.

Bağırsakları çözülüyor.

Bağırsaklasak da mı saklasak?

Bağırsaklamasak da mı saklasak?

Güzel bir hikaye ile devam edelim.

“Ah Eşref dedem ne ettin!

Kâmil Pasa bir ara tuvalete girince bir de ne görsün! Tuvalet kapısının iç tarafında kendi resmi asılı değil mi! Öfkeyle dışarı çıkarak:

" Ben kî senin amirinim, resmimi hiç utanmadan helaya nasıl asarsın? " deyince,

Eşref:

" Bu bir alay konusu değil Paşam. Müthiş bir korku sonucu resminiz helaya asılmıştır! "

Pasa:

" Ne demek istiyorsun? "

" Arzedeyim Paşam, malumu âlileridir kî bendeniz sizden çok korkarım. Son zamanlarda kölenize âriz olan kötü bir hastalıktan muzdaribim "

Pasa büsbütün kızmış...

Esref :

" Müsaade edin efendim. Baktım ki kabızdan şişip  çatlayacağım. Bunun üzerine resminizi hemen ayakyoluna astım! İçeri girip heybetli fotoğrafınızı görünce korkudan bir anda... "

Eşref sözünü tamamlamadan Kamil Paşa ve salonda bulunanlar hep birden kahkahayı basmışlar”…

Bizim kediciğin de sindirim sorunları var.

Bazı şeyleri sindiremiyor.

Benim tavsiyem,

Aslan K.’nın fotoğrafını klozetin karşısına asması.

Fitil görevi görür.

Bağırsakların zaten hemen çözülür.

Ama işte devamlılık,

Bağırsakları kandırmaya bilir.

Popoyu her zaman ikna edemeyebilirsin.

Ara ara fotoğrafları değiştirmek gerekir.

Aslan K. Şifalı gelmez ise,

Karabüklü pideciyi dene.

Ara ara değiş bunları.

Bir ara sanırım denedin,

Çalışanların Gazipaşa’da,

Senin klozet iğrençliğini konuşuyor.

Bu kıyağımı asla unutma.

Senin doktorun benim.

Özel muayene ücreti de almayacağım.

Kötü Kedi Şero!

*          *          *          *          *          *          *          *

Zonguldak Belediye Başkanı Ömer Selim Alan’ın,

Dördüncü senesi.

Dört sene zarfı boyunca,

Fiziki değişim için,

En ciddi rol üstlenen,

Ömer Selim Alan oldu.

Bir irade ortaya koyuldu.

Ancak,

Zonguldak’ta,

Değişimi istemeyen bir güruh mevcut.

Özellikle,

Mimarlar Odası,

Bu noktada,

Bu gürühun maşası olmuş durumda.

Onu durdur.

Bunu yapma.

Aman olmaz.

İstemezükçü tayfanın kurumu,

Mimarlar Odası.

Bazı projelerde yaşanan gecikmede,

Ve,

Yeniliğin karşısında,

Bu kurumun yer aldığını sıkça gördük.

Çalıştırmama prensibi üzerine kurulu bir muhalefet,

Zonguldak’ın önünü tıkamaya devam ediyor.

CHP Grup Başkan vekili Atınç Kayınova,

Bu tezimizi doğrular nitelikte konuşuyor.

Mesela Fevkani Köprüsü’nün yıkımı konusunda,

Mahkemeden beğenmedikleri bir karar çıkarsa,

Üst mahkeme gideceğiz diyor.

Halbuki,

Merkez Çarşısı ve Fevkani için depreme dayanıksız raporu verildi.

Bu siyaset mi şimdi?

Gulu gulu dansından başka bir şey değil.

Olan Zonguldak’a oluyor.

*          *          *          *          *          *          *

Zonguldak,

Karadeniz’de bulunan doğalgaz ile,

İkinci yüzyılın enerji merkezi oldu.

Zonguldak’ın kaderi bu.

Kömüründen sonra,

Doğalgazı ile,

Ülkemizin yükünü çekeceğiz yine.

Tabi zor coğrafya olmamız sebebiyle,

Şehir sağlıklı büyüyemiyor.

Bir şehir plancısı ile konuşmuştum.

Sordum, ‘Şehirler nereye doğru büyümeli’ diye.

Bana dedi ki, “Şehirler batıya doğru büyür”…

Ereğli tarafına doğru,

Ancak Kozlu’ya kadar büyüyebildik.

Doğu istikametinde,

Filyos’a doğru büyüyebilecek miyiz?

Bize yine Güney’e,

Vadi bölgesine doğru büyümek kalıyor.

Bu çokça tartışıldı gerçi ama,

Bakacakkadı bölgesine doğru,

Şehrin genişlemesi gerekiyor.

Biz merkezde sıkıştık kaldık.

Deniz manzaralı Adliye mi olur?

Deniz manzaralı askeriye mi olur?

Deniz manzaralı Valilik mi olur?

Şehrin umumi tuvaleti bile,

Denizin dibinde.

Devlet kurumları,

Deniz kıyısından çekilmeli.

Ama işte,

Bunu uzun vadeli planlayacak bir akıl lazım bize.

Ah nerede vah nerede?

*          *          *          *          *          *          *          *

Bu aralar,

Biraz romantik ve heyecanlıyım.

Bahardan mı olsa gerek?

Yoksa kavganın güzelliğinden mi?

Bir şiirimi de ekstra yazmak istedim.

Buyrun.

*

Bundan yedi sene evvel,

Geleceğimi yazmışım meğer.

İki bulut çarpıştırmışım say,

Ellerinden tutam tutam yağmur dökülen.

Bulutlar benim eserim.

İklim değişmiş say,

İklim etkisiz eleman düşün.

Yedi iklim de aynı şey.

Ne örtün değişiyor,

Ne coğrafyan.

Yine pamuklar içindesin.

Yine dağların denize paralel.

*

Yedi yılda elli yaşıma gelmişim.

Osmanlıca dilime yerleşmiş.

Lakin demeye başladım.

Lakin,

Senden ve boynundan ötesi.

*

Tutkularım ve kırmızı gecelerim,

Farklı bedenlerin tatsızlığı.

Ölüler gömüyorum her seviştiğimde.

Mezar kazmaya başlıyorum her öptüğümde.

Güzel boyunlar cezbediyor beni

Giyotin ile vurulmalı,

Veya

Boynundan asılmalı.

*

Fransız olmalıyım biraz,

Biraz faşizm altında direniş göstermeliyim.

Ülkem olmalıyım değil mi?

Hem savaşıp hem ezilmeliyim.

Veya bir sokağa adını vermeliyim.

Senin tavrında yaşamalıyım.

Bir kahve bir kek rahatlığı.

*

Tut ki Zonguldağız mesela.

Kavgamız biter mi?

Denizimiz hiç durur mu?

Katırlarımız küfelerinde mesele taşır her gün.

Onlar da emekli oldular değil mi?

Ne acı bir son .

Hepsi memurdu aslında.

Şairlere dönmüşlerdir.

Şimdi kendi hikayeleri var da,

Çileleri nedir kim bilir?

Dar kaldırımlarımda ruhları dolaşır bizim gibi,

İki küfe, birdir birrrr…