Ali Bektaş’ın rotayı Zonguldak’a çevirmesinin ardından yerine kimin aday gösterileceği merak ediliyor.

Ertan Şahin ve Akın Kaymak kafa kafaya gidiyor.

Ömer Çamur ise yok.

Her üç isim de kendisine güveniyor.

Ama insanlar, onlara ne kadar güveniyor?

Parti onlara ne kadar güveniyor?

Milletvekilleri, teşkilat onlara ne kadar güveniyor?

Burası önemli…

Mesela Ertan Şahin…

AK Parti’nin Kozlu’dan alıp Zonguldak’a aday gösterecek kadar güvendiği bir isim olan Ali Bektaş’ı hedef alıcı yaklaşımlar içinde.

“Çaycumalı müteahhitler ile Ankaralı müteahhitler ne zaman Kozlulu oldu da Kozlu’da belediye başkanı belirlemek için ayak oyunları yapıyorlar?” diyor.

Çıkıp o ayak oyunlarını tek tek anlatmalı.

Bu sözlerin ucunun, Ertan Şahin’e sıcak bakmadığı ileri sürülen Ali Bektaş’a gittiğini sağır sultan duyuyor, biliyor.

Bunu diyen Şahin, daha dün müteahhitlere verdiği sözleri ne çabuk unutmuş?

Sorsanız Ertan Şahin’e, Bektaş’ı hedef alması söz konusu değil.

Şahin, potansiyeli yüksek ve Kozlu için gerekli bir isim olmasına karşın baştan yanlışa düştü.

Başka bir isim…

Ömer Çamur…

Ali Bektaş ile Belediye Meclisi’ne girdi.

Ama gördük ki, hiçbir şey öğrenmemiş.

Siyaseten tarif etmek gerekirse, “cahil cesareti”yle hareket ediyor.

Bir tarafta Ali Bektaş’a “Ustam” diyor.

Diğer yandan, “Kozlu’yu çakallara bırakmayacağız” diyor.

Sorsanız, “Asla Ali Bektaş’ı kastetmedim. Etrafındakileri kastetmedim. Beni istemeyenleri kastettim” diyecek.

Sorsanız, “Ertan’ı kastetmedim. Ertan zaten eski kurt” diyecek.

Ömer Çamur yetmiyor; Ali Bektaş’tan istediklerini alamayınca, Kozlu’nun namus bekçisi, dürüstlük abidesi kesilen AK Partililer ile hareket ediyor.

Sorun, Ömer Çamur’da değil.

Sorun, Ali Bektaş’ın, Ömer Çamur’u, çamurdan çıkaramamış olmasında!

Ali Bektaş’ın eksikleri, hataları, yanlışları elbette vardır.

Hiçbir şey yapmamış olsaydı, hizmet için, Kozlu için risk almasaydı, zaten bunlar olmazdı.

Bugün Zonguldak için bu denli güçlü aday olmazdı.

Bir hesabı varsa, zaten verecektir.

Acı olan, Bektaş’ın yerine gelmek isteyen bu iki ismin, Bektaş aleyhine tavır ve davranış göstermekte ısrar etmeleri.

Acı olan, bu iki ismin, Ali Bektaş’ın aleyhine medyada yayınlar yaptırmaları.

Hem Ali Bektaş’ın yerine gelmek isteyeceksin, hem de Bektaş aleyhine kampanya yürütenlerle beraber hareket edeceksin.

Onlarla yatıp kalkacaksın.

Onlarla ittifak yapacaksın.

Gerçekten çok komiksiniz.

Ali Bektaş’ı salak mı zannettiniz?

Hayırlı işler, bol güneşler…

__

Siyasette “Dokunmak…”

Doktor Abdullah Sapmaz, ilginç bir kişilik.

Herkesle her şartta kolay iletişim kurabilen bir isim.

AK Parti’den Çatalağzı aday adayı oldu.

Şansı zor olsa da durumu fena değil.

Kilimli’de Seçkin Özdemir ve Çatalağzı’nda Abdullah Sapmaz örnekleri, hekimlikten siyasete geçişin nasıl hızlı olabileceğini gösteriyor.

İnsanlara dokuna dokuna gelmenin avantajı.

Mesela sendikacılar için bu söz konusu değil.

Memur-Sen İl Temsilcisi Kamuran Aşkar, hepimiz kadar Zonguldak’ı düşünen, derdiyle tasalanan ve bir şeyler yapma arzusuyla yanıp tutuşan bir isim.

Kilimli için ismi geçiyordu.

Ama olmadı.

Pek çok nedeni var.

Bazen iyi niyet, hayaller, çabalar, sizin ne kadar yetenekli olduğunuzu anlatmaya yetmiyor.

Siyasette dokuna dokuna gelenler, her zaman daha fazla kabul görüyor.

Ya halka dokuna dokuna geleceksiniz, ya da sizi tepeden inme yapacaklara dokunacaksınız.

Bu herkesin yapabileceği bir şey değil.

__

İktidar-cemaat çatışması…

Hükümet-cemaatin “dershane” gerginliğinden hangi marazın çıkacağı merak ediliyor.

Medya üzerinden karşılıklı salvoların şiddeti giderek artıyor.

Dershaneler, buzdağının görünen tarafı.

Hoca Efendi’nin “Mavi Marmara” olayının sonrasında sergilediği İsrail’i masum kılan tavrı, önemli kırılma noktalarından biriydi.

MİT ve polis içindeki çatışmalar, yine başka bir kırılma noktasıydı.

Aslında pek çok neden var.

CHP ve MHP gibi partiler de, bu çatışmadan nemalanmanın peşinde.

Özellikle CHP’nin yerden yere vurduğu cemaatten medet umar duruma gelmesi dikkat çekici.

CHP’nin yapamadığını, cemaat çoktan yapmış durumda.

Malum seçim…

Başka bir detay ise, bu tartışmanın AK Parti örgütlerinde de yükselmesi.

Yerelden bakalım.

AK Parti’nin il yönetiminde cemaat gibi düşünen de var, hükümet gibi düşünen de.

Kimi diyor: “Hükümet haklı.”

Kimi diyor: “Hoca Efendi haklı.”

Bu tartışmaların devam ediyor olması ve uzaması tez ayrılık getirir.

Olası bir yol ayrımında kim zararlı çıkar?

Cemaat desteğini kaybeden AK Parti, seçimlerde dibe vurur mu?

İktidar gücünden yoksun cemaat ne yapar?

Valla bunlar derin işler, derin sorular.

Yanıtları da çok derin.

“Et-tırnak” gibi olmuş dayanışmada yaşanacak ayrılığın kazananı olmaz.

Genel hatlarıyla bizim görebildiğimiz, bu işten daha çok cemaat zararlı çıkar.

Yerel düzeydeki tartışmalarda şimdiden kırılmalar yaşanmaya başlamış durumda.

Kısacası, güç; tehdit haline geliyor, tehdit olarak görülüyor veya algılanıyor ise, böylesi çatışmalar kaçınılmaz.