Mersin’de işlenen vahşi cinayetin ardından Türkiye, nihayet bir gerçeği ile yüzleşmeye çalışıyor.

Her ne kadar yaşananlar; şovmenlere tanınma, popüler olma, meşhur olma fırsatı verse de, sorun dağ gibi önümüzde…

Olayın politik bir malzeme yapılması ayıbı ise sürüyor.

Ve ne yazık ki, tüm kanatlardan ayıp üzerine yeni ayıplar geliyor.

Ve tüm yaşananlar, toplum olarak aslında bugüne kadar neden seyirci kaldığımızı sormamızı emrediyor.

[*] [*] [*]

Vahşetin bu kadar yüksek sesle tartışılması yerinde…

Hatta az bile…

Bu tepki sesleri daha da yükselmeli.

Ancak ucuz politika malzemesi yapmaya çalışanlara dikkat edin.

Şovmenlere dikkat edin.

Özellikle de sosyal medya kanalıyla bir acayiplik peşinde koşan ve tüm saçmalıklarını “fikir” diye sunanlara dikkat edin.

Bunları görerek, fark ederek sorunu tartışmak daha faydalı olur.

[*] [*] [*]

Tüm acayiplikleri nefretle birlikte karşılamakla birlikte şu acayip gerçeği de paylaşalım.

Türkiye’de yaşananlar, kişilerin etnik kimliği, yaşı, fiziği, güzelliği, inancı, hikayesi veya başka detaylara göre daha fazla gündemi meşgul eder veya etmez.

Yaygın medyanın yüzde 90’ı kendini bildi bileli olaya böyle baktı.

Medya, bugüne kadar tecavüze uğrayan kadınların güzelliğine göre sayfalarında yer vermedi mi?

Medya, kişilerin özel yaşamında kalan detayların ilginçliğine göre sayfalarında yer vermedi mi?

Sayfaların en güzel yerleri ona göre ayrılmadı mı?

Daha neler neler…

Aynı yaygın medya, çıkmış bugün günah tacirliği yapıyor.

Medya ile birlikte peşinden gidenler de öyle.

Allah aşkına bir düşünün.

[*] [*] [*]

Özgecan türbanlı biri olsaydı, sizce bugün Türkiye’nin dört bir tarafı bu denli ayağa kalkar mıydı?

Veya dul bir kadın olsaydı, bu tepkiler olur muydu?

Olmazdı…

Bırakın bunları…

Özgecan’ın yerinde; hayat kadını olan, ama o minibüste tek işi yolculuk etmek olan bir kadın aynı şekilde öldürülseydi ne olurdu?

O zaman ne düşünecektik?

Yüzde 99’umuz aynı şeyi düşünmeyecek miydik?

Lütfen samimi olalım.

Önce kendimizle yüzleşelim.

Böylesi vahşetler karşısında bile öldürülen kadınları; yaşantıları, kıyafetleri, inançları, siyasi tercihleri, güzellikleri ve başka şeylere göre kategorize etmeye devam ettiğiniz sürece hepimiz o cinayetlere ortak olacağız.

[*] [*] [*]

İşte tüm bu yaşananlar bize başka bir şovmeni hatırlattı.

Gözü CHP Genel Başkanlığı’nda, aklı Başbakanlıkta olan bir şovmeni…

Aslında diğer şovmenlerden pek farkı olmayan şovmeni…

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nu…

Mersin´de canice öldürülüp yakılan üniversite öğrencisi Özgecan Aslan ile ilgili attığı twit ile büyük tepki çekti Feyzioğlu…

Twitter hesabından;

"İçimiz yanıyor.

Canımız evladımız...

Bu vahşetin hesabı elbette sorulacaktır. [#]ÖzgecanAslan" mesajını paylaşan Feyzioğlu´na takipçileri, Münevver Karabulut cinayeti ve intihar eden katili Cem Garipoğlu´nu hatırlattı.

[*] [*] [*]

Neden mi?

Feyzioğlu, Türkiye kamuoyunu uzunca süre meşgul eden Münevver Karabulut cinayetinde Garipoğlu Ailesi’nin avukatlığını yapan isimdi. Cem Garipoğlu´nu günlerce saklayan babası Nida Garipoğlu´nun cinayet davasında avukatlığını yapan Feyzioğlu, kamuoyundan gelen tepkileri de dikkate almamıştı.

Feyzioğlu, 2014 yılındaki Danıştay etkinliğinde dönemin Başbakanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaşadığı tartışma ile gündeme geldikten sonra hakkında karalama kampanyası yapıldığını iddia ederek, Garipoğlu Ailesi’ni neden savunduğunu açıklamıştı.

Feyzioğlu, "Ben Cem Garipoğlu´nun babasının avukatı oldum.

Toplum bir bütün olarak bir insanı linç etmeye karar vermişti.

Kötüydü ve linç edilmeliydi.

O zaman bana dosyayı göstermediler.

Bir baba oğluyla birlikte eline testere alıp bir kızı öldürmekle suçlanıyor.

O babanın mantık çerçevesinde bu suçu işlemiş olduğuna inanmıyorum" demişti.

[*] [*] [*]

Aynı Feyzioğlu bugün farklı düşünüyor.

Üniversite öğrencisi Özgecan Aslan´ın öldürülmesinin ardından "idam ve hadım edilme" tartışmalarına ilişkin, "Burada duygusal değil, akılcı yaklaşmamız lazım. Özgecan´ın katillerinin hiçbir indirim almadan en ağır cezaya çarptırılmasının TBB olarak takipçisiyiz" dedi.

Özgecan´ın öldürülmesinin ardından, "bu tür suçları işleyenlerin idam ya da hadım edilmesi" yönündeki tartışmalarla ilgili görüşünün sorulması üzerine Feyzioğlu, bunun popülist bir yaklaşım olduğunu savunmuş.

Demiş ki:

"Onun ötesinde, idam cezalarının suçları caydırmadığı bilimsel bir gerçek.

Kaldı ki ´bu ve benzeri suçlara idam getiriyoruz´ diye en sonunda geleceğiniz yer ´siyasi suçlara da idam getirelim´ olacak.

Düşünsenize, eğer Ergenekon ve Balyoz davaları sırasında idam cezası olsaydı, belki çoktan pek çok yurtsever sahte delillerle idam edilmiş olurdu.

Burada duygusal değil akılcı yaklaşmamız lazım.

Özgecan´ın katillerinin hiçbir indirim almadan en ağır cezaya çarptırılmasının TBB olarak, Mersin Barosu olarak ve bütün barolarımız olarak takipçisiyiz.

Hapisten çürüyene kadar çıkmayacaklar."

Hadım edilme cezasının da çağdaş olmadığını savunmuş Feyzioğlu…

Demiş ki;

"Bizler, ‘Özgecanlar ölmesin’ diyorsak, ´erkek şiddetine dur´ diyecek eğitimi ve tedbirleri almak zorundayız.

Bu tedbirler daha bebek doğduğundan itibaren başlar."

[*] [*] [*]

Al Nihat Doğan’ı, vur Metin Feyzioğlu’na…

Toplum olarak nasıl sakat baktığımızı görmek için uzağa gitmeye gerek var mı?

[*] [*] [*]

Kimse, “Benim çocuğumun başına gelmez” demesin.

Elimizi vicdanımıza koyalım.

Umarız Özgecan bu ülke için bir dönüm noktası olur.

Ve bu kardeşimizin adı bu mücadeleyle yaşatılır.