Genel seçim heyecanının başladığı bugünlerde, yerel seçim heyecanından geriye nelerin kaldığına bakalım.

Bu kentte, il merkezi ve ilçelerde yaşanan onca beklentiye karşın neler yaşanıyor?

Verilen sözlere karşın neler yapılıyor?

Neler yapılmıyor?

Zaman hızla akarken, vatandaşlar ne umdu, ne buldu?

İşte Zonguldak Belediyesi…

Ne yazık ki, değişen pek bir şey yok.

CHP’li Meclis üyelerinin; imar, yetki ve kişiye özel iş takipleri dışında kente ve Zonguldak Belediyesi’ne kattıkları fazla bir şey olmadı.

Kaldı ki, Meclis üyeleri içinde de bu konularda ciddi görüş ayrılıkları var.

Kavgalar var.

Tartışmalar var.

Bunların bir kısmı basına yansıyor.

Bir kısmı yansımıyor.

Ancak hantal Zonguldak Belediyesi; iş, hizmet üretmekten aciz…

Yapılanlara haksızlık etmeyelim, ama yapılanlar, yapılmayanların yanında devede kulak.

Kurumsallaşmadan, halkla ilişkilerden, iletişimden, toplumsalcılıktan uzaklaşan bir belediye görünümü ne yazık ki devam ediyor.

Ve sizler-bizler hesap sormaktan aciz kullarsınız.

Diğer belediyelerde durum ne?

Aslında pek farklı şeyler yok.

Belediyelerin ve belediye başkanlarının pek çoğu yapılmamış hizmetlerin reklamlarıyla meşgul.

Bazıları medya algısı ile günü kurtarıyor.

Oysa yapılan en iyi reklam, hizmettir.

Bunun farkına varmamışlar belli ki.

Varanların da pek işine gelmiyor.

İyi örneklerin sayısı yok denecek kadar az.

Başlangıç aşaması için iyi örneklere gösterebilecek az sayıdaki isimlerden biri, Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı…

Pusula TV’de yayınlanan “Artı Eksi” programının ilk belediye başkanı konuğu oldu Kantarcı…

Kente değer katanları ve fark yaratanları ağırlamaya özen gösterdiğimiz programda sorularımızı yanıtlayan Kantarcı’yı dinlemekten zevk aldık.

Travmatik ruh hali içinde yaşayan Zonguldak’ın bu ruh halinden kurtulması için belediye başkanlarına büyük görevler düşüyor.

Ancak onların yine büyük bölümü bunun farkında değil.

Kantarcı hariç.

Muhalefet partili bir belediye başkanı olmasına karşın bahanelere sığınma çabasında değil.

Kantarcı’nın adaylığı gündeme geldiğinde, “60’lık delikanlı” diyerek bu işe soyunmasının gereksiz olduğunu söyleyenlerdendim.

Kaldı ki, “Yıkılamaz” denilen Mithat Gülşen’in karşısında şansını zayıf görenlerdendim.

Kantarcı, az farkla seçimi aldı.

Kaybetmiş olsaydı, bugünkü değişimi pek anlamak mümkün olmayacaktı.

İyi şeyler yapmak istiyor Kantarcı.

Güzel başlangıçlar yaptı.

Elbette dezavantajlı yönleri de var.

Ancak fotoğrafın büyüğüne bakmak gerekiyor.

Görsel zenginlikten fiziksel değişime, planlı yerleşkeden modern yaşama, şeffaf yönetimden güven veren belediyeciliğe pek çok anlamda güzellikler bekliyor Çaycuma’yı.

Kantarcı, daha iyilerin yapılabileceğini, daha iyi hizmetlerin tasarruf ederek yapılabileceğini göstermek istiyor.

Ve diyor ki:

“Umarız bu yaptıklarımız, bulaşıcı olur.”

Umarız öyle olur.

Ancak, Zonguldak’ta görev yapan belediye başkanları yıllardan beri Almanya, Yunanistan, Fransa, Güney Kore, Japonya gezdiler.

Gördükleri güzellikleri anlata anlata bitiremediler.

Eskişehir’e gittiler, öve öve anlatmaktan bıkmadılar.

Kastamonu Deresi’ni gördüler, öve öve bitiremediler.

İzmir’in bulvarını, Kadıköy’ün rıhtımını, Sinop’un sahilini, Bursa’nın hizmet anlayışını, başka başka kentlerin müzelerini, Gaziantep’in hamamlarını anlata anlata bitiremediler.

Zonguldak’a döndüler.

Gördüklerinin tersini yapmaya devam ettiler.

Hala da öyle…

İşte Kantarcı, bu kabuğu kırmaya çalışıyor.

Yapmaya çalıştıklarının “bulaşıcı” olmasını diliyor.

Umarız öyle olur.

Zonguldak, yakında Çaycuma’yı konuşacak.

Projeler hayata geçtiğinde Çaycuma’da çok şey değişecek.

Değişim, gelişme, evrenselleşme; iş bilmeyen, iş bilmediği gibi iş bilenlerle de çalışmaktan korkanların işi değil!

Ya işi bileceksiniz…

Ya da işi bilenlerle birlikte, onlara güvenerek çalışmayı öğreneceksiniz.

Hepsinden önemlisi isteyeceksiniz.

Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir’in bu anlamda Kantarcı’dan destek almasını tavsiye ediyoruz.

“Babamın hikayesi”

Mesai arkadaşımız Öznur Güneş babasını kaybetti.

Ölüm, ayrılık, acı, bu defa göz göre göre geldi.

Ne kadar geç de olsa her ölüm erken.

Eğer bizi bırakıp giden bir babaysa…

Eğer bizi bırakıp giden bir anneyse…

Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın.

Haber şu cümlelerle başlıyordu:

“Babasının yalan söylediğini fark eden küçük kızın yazdığı mektup karşısında gözyaşlarınızı tutamayacaksınız.”

Sonra şöyle devam ediyor:

“Tüm dünyada sigorta, emeklilik ve tasarruf hizmetleri sunan MetLife şirketi, Hong Kong’da oldukça duygusal bir reklam filmine imza atmış. Çok kısa zaman içinde milyonlar tarafından izlenen bu reklam filminde, küçük bir kızın dilinden, kendisine daha güzel bir hayat sunabilmek adına her türlü işi yapan babası için yazdıkları anlatılmaktadır. Oldukça duygusal şekilde anlatılan bu çabayı izlerken gözyaşlarınızı tutamayabilirsiniz. ‘Bir Çocuğun Geleceği, Tüm Fedakarlıklara Değer’ temalı bu kısa film, yaklaşık iki hafta içinde milyonlarca kez izlendi.”

Bu sunumdan sonra izlememek mümkün mü?

Filmde neler mi oluyor?

“Küçük kız, babasını en sade, ama en anlamlı cümlelerle anlatır. Baba, okumaya başlar küçük kızının kaleminden dökülenleri... Kızı için ‘dünyanın en akıllı, en iyi yürekli, en eğlenceli, en yakışıklı kişisi ve küçük kızının kahramanı’ olduğunu okurken, oldukça mutlu olur. Yüzünde kocaman bir tebessümle bunları okuyan babanın yüzü, kendisi için ‘Yalan söylüyor’ dediğini görünce birden değişir. Kızının geleceği için her türlü fedakarlığı yapan baba, küçük kızının tüm bunları bildiğini görür. Kızını üzmemek için bir işi olduğunu, yorulmadığını, her şeyi satın alabileceklerini, mutlu olduğunu söyleyen baba, ‘kendisi için her şeyi yapan bir babası’ olduğunu bilen kocaman kalbi olan küçük kızına ağlayarak sarılır. Çocukluğun verdiği masumiyet ve fedakarlığın en güzel tanımı, bu baba ile küçük kız arasındaki duygusal bağ…”

Filmdeki kadar harika bir sunumla ifade edilemese de, babaların ortak hikayesi bu.

Özellikle de yemediğini yedirmeye, giyemediğini giydirmeye çalışan tüm babaları hatırlatıyor.

Başımız sağ olsun Öznur.

Metin Demir…

Zonguldak TSO Başkanlığı´ndan istifa eden Salih Demir, görevi TSO Yönetim Kurulu Üyesi Metin Demir´e teslim etti.

Metin Demir, Salih Demir’in yeğeni…

Demir’in bu görevi başkasına bırakmasını bekleyemezsiniz.

Kaldı ki, Metin Demir, kamuoyunun farklı kesimlerince sevilen bir isim.

Pozitif iletişim, pozitif düşünce adına artıları olan bir isim olmasına karşın bu yönleri pek çokları tarafından bilinmez.

Kent adına ciddi duyarlılıkları olmasına karşın bu düşüncelerini yeterince paylaşma imkanı bulamamış bir isim.

Zonguldak Belediye Başkanlığı düşüncesi gerçekleşmemiş olsa da, meclis üyesi olarak göreve devam ediyor.

Her ne kadar Demirlerin bir bireyi olduğu için zaman zaman hedefte olsa da, Zonguldak’ın geleceğinde söz sahibi olması kaçınılmaz isimlerden birisi.

Şimdi TSO Başkanı…

İleri ki günler ne olur, belli olmaz.

Her şeyi tek başına yapmasını beklemek imkansız.

Kendi artılarını da katarak başarılı olacağına inanıyoruz.

Umarız TSO’yu, Zonguldak’ın sorunlarına çok daha duyarlı bir hassasiyet kazandırmak için çalışır.

Başarılar diliyoruz.

Yolu açık olsun.