Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Melih Gökçek, Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçildiği belli olduktan sonra şu tweti attı:

"Melih Gökçek olarak her zaman şunu söylemişimdir... Halka rağmen siyaset yapılmaz... Madem ki, millet böyle bir karar vermiştir, halka kulak verip siyasetimizdeki yanlışları görüp yolumuza devam etmeliyiz. Bir musibet bin nasihatten evladır..."

AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, "metal yorgunluğu" diyerek, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'i ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın istifasını aldı.

Sadece onları mı?

Bizim bölgeden Karabük'ün ilçesi Yenice'de Zeki Çaylı, partiden istifa etti, belediye başkanlığından istifa etmedi. MHP'den seçime girdi, kazandı.

Gökçebey'de Vedat Öztürk, ahlaki nedenlerle hem belediye başkanlığından, hem de partiden istifa etti. İYİ Parti'den seçime girdi, kazandı.

Zorla istifa ettirilen yerlerde 31 Mart seçimlerini AK Parti kaybetti.

İstifa ettirilen isimler seçimleri kazandılar.

Vatandaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a, "Her şeye karışabilirsin. Seçmen iradesine saygı duyacaksın. Sandıktan elini çekeceksin" dedi.

İstanbul'daki Ekrem İmamoğlu olayı da budur.

AK Parti, 13 bin oyla kazanan bir aday varken, seçimi iptal ettirip, 800 bin oyla kazanan bir "kahraman" yarattı.

Ankara'da Melih Gökçek'le, İstanbul'da da Kadir Topbaş'la seçime gidilmeliydi.

Ama anketlerle bu iki ismin oyunun düştüğü gözlendi.

Aslında düşen bu iki ismin oyu değil, partinin oyuydu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bunu göremedi.

Metal yorgunluğu, sadece bu isimlerde değil, AK Parti'nin tümünde ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'daydı.

17 yıl iktidarda olmak ve aralıksız iktidarda kalmak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı yordu.

Aslında "Cumhurbaşkanlığı Sistemi"ne de gerek yoktu.

Yüzde 50 zorunluluğu; hem sistemi, hem ülkeyi yordu.

Sürekli seçim, sürekli referandum için sandık başına giden halk yoruldu.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu seçimin faturasını önce kendisini üstlenmeli.

Kabinede mutlaka revizyona gitmeli.

Ardından parti genel merkezinde, teşkilat ve yerel yönetim birimlerinde köklü bir değişime gitmeli.

Sonra teşkilatlara inmeli.

Kaybeden kim varsa değişmeli.

31 Mart 2019 yerel seçimlerinden itibaren yaşanan kan kaybını durdurmak için bunlar acilen yapılmalı.

Gelelim Zonguldak'a...

Milletvekili adayı yapmadığın AK Parti eski İl Başkanı Mehmet Celil Uzun'u, Alaplı'dan niye aday yaptın?

Celil Uzun ile ilgili bir sıkıntı yoksa, neden milletvekili adayı yapmadın?

Ereğli'de Erdemir-Sendika desteğiyle seçimi kaybeden Halil Posbıyık, devrim yaparak geldi. Cumhurbaşkanının ilçeye iki kez gelişine rağmen hem mevcut belediye başkanını, hem de AK Parti adayını sildi, süpürdü, çok büyük bir farkla seçimi kazandı.

Mesela, Devrek'te aday değişmese, sonuç değişir miydi?

Mustafa Semerci yerine Sezai Bükrü'yü aday yapmak doğru muydu?

Düşünmek lazım...

Gökçebey'de Vedat Öztürk'ün Belediye Başkanlığı ve AK Parti'den istifa etmesi, İYİ Parti'den seçime girip kazanması da böyle yorumlanabilir.

Halk, seçtiği insana müdahale edilmesini istemiyor.

Bu Vedat Öztürk olsa bile...

90 sorunun 90'ını yapan imam-hatipli mi olur?

Düzce Mehmet Zahid Kevseri İmam Hatip Ortaokulu öğrencisi Ertuğrul Recep Kocaman, dün açıklanan Liseye Giriş Sınavı'nda (LGS), 90 soruda 90 net yaparak, 500 tam puan alarak Türkiye birincisi oldu.

Ertuğrul Recep Kocaman adlı genç kardeşimiz, Zonguldak'ta olsaydı, bu başarısından dolayı nasıl kutlanırdı acaba?

"Proje imam-hatip nedir ya? 'Proje imam-hatip' diye bir okul mu olur? Her tarafı imam-hatip doldurdular, içleri bomboş. Benim size verecek desteğim yok. Gidin, kendi imkanlarınızla yapabiliyorsanız yapın yapacağınızı... Yapamıyorsanız, kapatın gidin dükkanı... Görüşme bitmiştir. Dışarıda bekleyen misafirlerim var" denir miydi?