Siyaset arenasının gürültülü günlerindeyiz.
Kimi zaman can sıkıcı bir çaba içinde olduğumuzu görüyoruz.
Kuru gürültü koparan çok oluyor.
Bir de teneke gibi olan adaylar, politik canbazlar var.
Vurdukça ses çıkıyor.
Ama beyinleri boş.
Bazen sade vatandaş olmayı daha çok istiyorum.
İşte o zaman bazı şeyleri bodoslama söylemek daha mümkün.
Beş yıl bekleyip, son 30 metrede atağa kalkan adayları da anlamıyorum.
Bu kuralı bozan tek bir kişi var.
Kozlu Belediye Başkan Adayı Ali Bektaş.
Son seçimi kaybettikten sonra durmamış ve hep insanların arasında olmuş.
Sonradan aklına adaylık gelenleri de anlıyorum.
Hadi onları da geçtik.
İyi de uzun zamandır görevde olanlara ne diyeceğiz?
Kafasında adaylık olduğu halde son güne kadar bekleyenlere ne diyeceğiz?
Bunlara birilerinin bir şey demesi gerekmez mi?
Halk ne diyecek?
Valla halk azcık rahat olsa, bunların çoğunu mahalleye bile sokmaz.
Ama insanlar bazı şeylere mecbur bırakılmış.
O yüzden pek seslerini çıkaramıyorlar.
Mesela belediye çalışanları sürekli olarak pasif tehditle karşı karşıyadır.
Bunu anlarız.
Ancak mahalle halkı, esnaf, işadamı, gazeteci, pazarcı, büfeci de ne yazık ki aynı tehdit ile karşı karşıya.
İnsanlar böyle hissediyor.
Bu yüzden boş gürültü çıkaranlara da seslerini çıkartamıyorlar.
Bu Belediye Başkan Adaylarının bence en önemli vaadi "özgüven" olmalı.
Pısırık bir millet olma yolunda hızla ilerleyen Zonguldaklı, bu kafa ile giderse her zaman yanlış tercihler yapacak.
Hatta tercih yapmak zorunda bırakılacak.
Yanlış tercihleri oylamak zorunda kalacak.
Köşegenleştirilmiş, ideolojik zımbalarla partilere tutturulmuş mantık bu tehditlerin ana unsurudur.
Bu tehditleri yemeye devam edecek misiniz?
İnternet yorumcularına...
www.pusulagazetesi.com.tr´yi dikkatli takip edenler iyi bilirler.
Haber ve yorumlarımıza gelen destekler kadar eleştirilere de saygılıyız.
Haddini aşmayan, terbiyesini bozmayan herkesin görüşlerine haberlerin devamında yer veriyoruz.
Okur yorumlarında sık sık "Bunu yayınlamayacaksınız biliyorum ama" diye sonlanan çok yorum göreceksiniz.
Ciddi bir işimiz var.
İşimizi seviyoruz. İşimize duyduğumuz saygı kadar okurların görüşlerine de saygı duymaya devam edeceğiz.
Arada sataşanlar oluyor.
Sahte isimler ile yazanlar oluyor.
Amacımız, okurun düşünceleriyle haberlere ortak olması.
Bu bağlamda bazen bizim atladığımız detayları yakalayan okurlarımız da oluyor.
Mutlu oluyoruz.
Ancak eleştiri tahammülleri olmayanların haddini aştığı zamanlar da oluyor.
Bunlardan biri dün gelmiş.
Karda yürüyüp iz bırakmadığını zanneden arkadaşımız önemli bir iz bırakmış!
Bir de başkasının adıyla yazanlar var. Bu tür okurlarımıza bir tavsiyem; daha dikkatli olun!
Gardaşım Ramazan´ı severim!
GMİS eski Genel Başkanı Ramazan Denizer´i aslında çok iyi anlıyorum.
Ömrün boyunca hayal ettiği ağabeyinin koltuğuna oturdu.
Sonra hataları, üslupları, tavırları ve hırsları yüzünden oradan küt diye düştü.
Koltukta oturmak yerine ayağa kalktı.
Kendi koltuğunu kendisi salladı.
Bunu bir türlü sindiremedi.
Sendika Başkanlığı&[#]8217;na da sindirerek gelmemişti zaten.
Bu yenilgiyi de sindirememesini anlıyorum.
Aslında iyi insandır Denizer. Duygusaldır.
Ancak bencilliği nedeniyle kaybettiği koltuğun altında daha fazla ezilmemek için şimdi Zonguldak Belediye Meclis Üyesi olacak.
Asıl sorun bundan sonra yaşanacak.
Denizer bu işle ciddi bir hata yaptı.
Denizer´e hata yaptırdılar.
Ben Denizer´i yazarken hiç kin duymuyorum. Bilakis kendisini severim.
Ama biliyorum ki kendisi fena kin duyuyor. Hatalarını sürekli hatırlattım. Birisine hatalarını, eksikliklerini hatırlatmak için düşman olmak gerekmiyor. Tabii anlayana.