İlkokulu Atatürk İlköğretim Okulu&[#]8217;nda okudum.
Hani çok eski olduğu için yıkılmasına ve yeniden yapılmasına karar verilen okul.
1970&[#]8217;li yıllardı.
O zamanlar bizden okula kalorifer yapılacak diye para toplarlardı.
Öğretmenler bize, biz de annemize babamıza söylerdik.
Ailelerimizden aldığımız paraları getirir verirdik.
Bizim zamanımızda buna benzer birçok konuda yardım istenir, para toplanırdı.
Bırakın kaloriferi, okul ve yurt binası yaptıran, bu tür yatırımlara önemli katkılarda bulunan bir milletiz.
Eğitime yüzde 100 destek kampanyaları kapsamında ülke çapında uygulanan projelerin haddi hesabı yok.
Camiye yardım dediklerinde de mutlaka elimizi cebimize atarız, gönlümüzden ne koparsa veririz.
Şu yaşıma geldim, hükümetin ya da Diyanet İşleri Başkanlığı&[#]8217;nın hiç cami yaptırdığını duymadım.
Bildiğim kadarıyla ülkedeki camilerin büyük çoğunluğu vatandaşların eseri.
Yardımlaşmayı seven, zor durumdaki insanlara maddi manevi destek olup katkıda bulunan bir milletiz.
Genelde böyleyiz. Bunun son örneğini Van depreminde gördük.
Depremin üzerinden 10 gün geçti. Van&[#]8217;ın bazı yerlerinde taş üstünde taş koymayan felaketin hemen ertesi günü yurdun dört bir yanında yardım kampanyaları başlatıldı.
Halen devam eden bu kampanyalara katılmak için insanların adeta birbiriyle yarış ettiklerini görüyoruz.
Büyük işadamlarının yaptığı yardımlar arasında dudak uçuklatan rakamlar var.
Van için toplanan yardımlarla yeni bir Van daha kurulur diye düşünüyorum.
İnşallah yerinde kullanılır, hak sahiplerine eşit bir şekilde dağıtılır da bu yardımlar amacına ulaşmış olur.
Dünya üzerinde halkı en çok vergi veren ülkelerden biriyiz.
Ayrıca nüfusumuzun büyük bölümü geçim zorluğu çekiyor, açık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Bu yardımlar buna rağmen yapılıyor, yapılabiliyor.
Bu millet daha birkaç ay önce başta Somali olmak üzere açlıktan insanların hayatını kaybettiği Afrika ülkelerine yardımda bulundu.
Dünya Afrika&[#]8217;daki drama seyirci kalırken Türk insanı oraya yardım yağdırdı.
Bakın önümüz bayram.
Bu millet kurban kesecek, fakir fukaraya et dağıtacak.
Sadece et değil gıda maddesi, giyim kuşam eşyası ve para da verecek.
Biliyorsunuz aynı şekilde her Ramazan ayında yoksullara el uzatılıyor, birçok yardımda bulunuluyor.
Bu millet işte böyle yardımlaşarak ayakta duruyor.
Mayamızda var, hamurumuz böyle yoğrulmuş.
Yardımlaşmayı genelde seviyoruz.
Acıları paylaştıkça azaltıyoruz. Olmasa bile veriyoruz.
Durumu müsait olmayan insanlar bile elinden geleni yapıyor.
Gönlü zengin bir milletiz.
Buluyor buluşturuyor, zorda kalan kişilere yardımcı oluyoruz.
Bu durumumuzdan istifade eden uyanıklar bile var.
Duygu sömürüsü yaparak yardım toplayan birçok kişi bankalarda ya da evlerinde çıkan paralarla zaman zaman basına haber konusu oluyor.
Fakir diye bilinen ve yardım toplayarak geçinen bazı insanların aslında ne kadar zengin olduklarını, onları nasıl zenginleştirdiğimizi anlıyoruz.
Bu yüzden bazen yardım isteyen kişilere &[#]8220;acaba gerçekten ihtiyacı var mı?&[#]8221; diye tereddütle baktığımız da oluyor.
Devletimiz de insanımız gibi yardım sever.
Valiliklerin bünyesindeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları fakir fukaraya gıdadan paraya, yakacaktan sağlığa pek çok konuda yardım yapıyor.
Sosyal devlet olduğumuzu gösteren bu yardımlar sayesinde ülkemizde ve yöremizde birçok insan yaşamını sürdürüyor.
Dünyanın başka hangi ülkesinde böyle yardımlaşma örnekleri var?
Varsa bile çok azdır.
Allah devletimize zeval vermesin, bu fakir millete güç kuvvet versin.
Valilik, belediye ve terminalin yeri, deprem ve sel
Jeoloji Yüksek Mühendisi Şevki Bayraktaroğlu&[#]8217;nun depremle ilgili değerlendirmelerini &[#]8220;Deprem değil bina öldürür&[#]8221; başlığı ile manşetimizden vererek, uyarıcı ve bilgilendirici bir yayıncılık anlayışı ile toplumun dikkatini çekmeye çalıştık.
Umarız etkili olmuşuzdur.
Bayraktaroğlu&[#]8217;nun zeminin ve doğru malzeme kullanımının önemine değinen sözlerini bir kez daha dikkatinize sunuyoruz.
Bartın&[#]8217;ın her yeri yapılaşmaya müsait değil.
Bilhassa kentin ortasından geçen ırmağın çevresi bu konuda oldukça sakıncalı.
Buralarda yapılaşmadan kaçınmak gerekirken tam tersini yapıyoruz.
Ondan sonra ya sel vuruyor ya deprem.
Aynı zamanda Çevre Meclisi Üyesi olan Bayraktaroğlu&[#]8217;nun zemin konusuna dikkat çekerken verdiği örnekler oldukça çarpıcı.
Bayraktaroğlu, Valilik, Belediye ve Terminalin yanlış yerde olduğunu söylüyor.
Bu sözler aklımıza Makine Mühendisi Faruk Papila&[#]8217;yı getiriyor.
Papila bunu iki yıl önce söylemiş, Valilik ve Belediye binasının taşkın sel sınırı içinde tehdit ve tehlike altında bulunduğunu ifade etmişti.
Yıllar önce çizilen bu haritanın 1998&[#]8217;de yaşanan büyük sel felaketi göz önünde bulundurularak yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunmuş, bunun Bartın&[#]8217;ın menfaatine olacağını vurgulamıştı.
Papila bu vurgulamayı defalarca yapmış ama sesini kimseye duyuramamıştı.
Onu Hindistan&[#]8217;daki sağır sultan duymuş, nedense duyması gerekenler duymamıştı.
Bizim işimize geleni duymak, işimize gelmeyeni duymamak gibi bir alışkanlığımız var.
Herhalde bundan olsa gerek.
Bartın deprem ve sel bölgesi olan bir yerleşim yeri.
Kentimizde, sahillerimizde kaçak binaların çokluğuna dikkat çeken yazılarımı hatırlarsınız.
Bunlar hakkında verilen yıkım kararlarının uygulanması gerektiğini birçok kez dile getirdim.
Bu kararları biz uygulamazsak doğa kendisi uyguluyor zaten.
Biz istediğimiz kadar geciktirelim sonunda gereği öyle ya da böyle oluyor, yapılıyor zaten.
Bayraktaroğlu&[#]8217;nun sözlerini gelin birlikte bir kez daha okuyalım:
&[#]8220;Deprem, dünyanın doğal bir davranış şeklidir. Ayrıca deprem, can kaybı dışında olumsuz bir şey de değildir. Bizim doğamızı zenginleştirerek tarım topraklarımızı artıran ve bize yaşam olanağı sağlayan bir unsurdur.
Ama biz bu unsuru olumsuz yönde kullanıyoruz. Binalarımızı gerektiği gibi sağlıklı bir şekilde uygun yerlere yapmıyoruz. Bartın&[#]8217;a yüzlerce yıl evvel yerleşmiş olan atalarımız, ilimizde yerleşim yeri olarak en uygun olan Kırtepe ve Halatçıyaması gibi sağlam yerlere yerleşmişler.
Aladağ ve Orduyeri gibi yüksek bölgeler de ev yapılacak uygun yerlerden. İlimizi çevreleyen ırmak, kendi yatağında akıyor. Fakat ırmağın getirmiş olduğu alüvyonlarda meyve ve sebze üretmemiz gerekirken, oralara binalar yapıyoruz.
Irmağın geçtiği yerlerin zeminleri sağlam değildir, bizler o bölgelere binalar yapıyoruz. Bina yapan mühendislerimizin hepsinin dürüst olması gerekiyor. Meydana gelen depremlerde, binalarda kullanılan malzemelerde ne kadar haksız kazanç varsa, bunun bedelini orada ölen insanlar ödüyor. Türkiye deprem bölgesidir. İlkokuldan itibaren çocuklarımıza jeoloji dersinin mutlaka ve mutlaka öğretilmesi gereklidir.
Bartın&[#]8217;da zeminin çok sağlam olduğu yerlerle çok sağlam olmadığı yerler var. Özellikle yeni valilik, belediye, şehirlerarası otobüs terminali ve otoyolun geçmiş olduğu alandaki bütün zeminler bana göre yanlış olan seçimlerdir. Bunun bedelini biz ödeyeceğiz&[#]8221;
Bayraktaroğlu&[#]8217;nun pazartesi günkü gazetemizde yer alan açıklamalarından önemli bir bölümü birlikte tekrar okumuş olduk.
Bu sözlerin hayati önemi var.
Japonya gibi az bedel ödemek istiyorsak kulak vermeliyiz.
Binamızı sağlam zemine doğru malzemeleri doğru bir şekilde kullanarak yapmalıyız.
Depremle yaşamayı öğrenmeliyiz.