Toplum genellemesinden ziyade,
Zonguldak ölçeğinde,
Bir tespit yapalım.
Çok geriye gitmeye gerek yok.
TTK son işçi alım sürecini hatırlayalım.
Yabancı uyruklular işe alınacak.
Yok kuradan yabancı çıktı.
O oldu.
Bu bitti.
Başvurudan sonra,
Kura aşamasına geçildi.
Bir yıl önce,
Türk vatandaşlığına geçen,
Maden mühendisi Mısırlı Abdelrahman Abdelattey,
İşe girme hakkı kazandı.
O dönem,
Abdelrahman için,
Neler söylendi neler.
Genç adam,
Hayattayken linç edildi.
Sosyal medyadan tehdit edildi.
Bir dünya mesele.
Peki şimdi,
Bu yabancı düşmanlığına,
Veya insaniyet sorgulamasına,
Şu pencereden bakalım.
Önceki dün,
Afgan uyruklu Vezir Muhammad Nurtani,
Bedeni yakılarak yok edilmeye çalışıldı.
Yani bu vahşet değil mi?
Abdellattey ile Nurtani’yi ayran iki farklılık var.
Biri Mısırlı diğeri Afganistanlı.
Biri Türk vatandaşı diğeri değil.
Ancak ikisinin ortak bir yönü var.
İkisi de Zonguldak’ta bir şekilde linçe uğradı.
Bir insanı yakmak nedir?
Bunu akıl edenler,
Ve düşünenler,
Aramızda dolaştılar.
İnanılır gibi değil.
Yine zayıf görünen zulme uğradı.
Yine sahipsiz görülen horlandı.
Yine kalabalıklar kendi adaletini sağlamaya çalıştı.
Sessiz yığınların,
Sessiz tekillerin kaderi mi bu?
Ve inanır mısınız?
Zonguldak’ta bu zulme karşı yaprak kıpırdamadı.
Ancak ben bunun sebebini biliyorum.
Bu şehirde,
Sadece Mısırlı ve Afganlılar zulme uğramadı.
Bu şehir öz evlatlarına da aynı şeyler yapıldı.
Yani yerli yabancı olmanız da bir şey ifade etmiyor.
Seçkinlerin kendi adaleti.
Burjuvanın kendi yasası.
Sermayedarların kendi kararları.
Ve ancak,
Zulme uğrayanlar var karşılarında.
Orman kanunu gibi.
Güçlünün,
Zayıfa üstün gelme meziyeti.
Ne talihsiz adammışsın Nurtani…
* * * * * * * * *
Zonguldak’ta,
Gerçek şovenizmi yapanlar,
Her zaman haklı olmak için,
Saçma sapan argümanlar üretmeye çalışıyorlar.
Aslında argümanları ve korkuları şu;
Yıllardır kafalarına vuruyorduk, bunlar şimdi neden baş kaldırıyor!
O cilalı cümlelerin altında yatan,
Asıl gerçek budur.
Bunu söyleyenler ise,
Zonguldak yerlilerini,
Devrekli’yi,
Beycumalı’yı,
Gökçebeyli’yi,
Çaycumalı’yı,
Karamanlı’yı,
Kozlulu’yu,
Hep kafasında kızılcık sopası ile idare etmek isteyenler.
Kesinlikle Zonguldaklı değiller.
Pontus veya Grek olabilirler.
Sırf Beycumalı diye,
Yalan haberler ile,
Bürokratı hedef tahtasına koyanlara,
Başka ne diyebilirsiniz?
Bu Pontus uzantısı,
Bizans huyudur.
Bizans oyunudur.
Biz bu Bizans oyununu,
Geçtiğimiz hafta,
Bir yerde daha görmüştük.
Aynı entrika,
Aynı riyakarlık.
Sırf yerli diye saldırılan Zonguldaklılar,
Yıllar içinde,
Köylülükten,
Kendi aydınını yetiştiren bir halka dönüştü.
Kendi sermayesi,
Kendi burjuvası,
Ve kendi aydınlarını ancak yetiştiriyor.
Ve bu birikim,
İtirazı beraberinde getiriyor.
Madenkeşiliğin ezikliği artık bitti.
‘Hayt’, ‘Höyt’ mafyalığı bitti.
Geçmişler olsun…
* * * * * * * *
Gün içinde,
Gökçebey’in aydın isimlerinden,
Nail Yurtaçan’ın kitabı hediye edildi.
‘Yaşanmış hayatlar ve Anadolu’dan renkler, nefesler’ isimli eser.
Özellikle,
Vadi bölgesinde bulunan,
Önemli şahıslar,
Renkli isimler,
Kitapta sade bir dil anlatılmış.
Yumuşak bir üslubun teşviki ile,
Hikayelere kapıldım gittim.
Nail Üstad’a bu noktada teşekkür etmek gerekiyor.
Güzel bir eser bıraktı.
Mesela Çanakçılar Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanlarından Mithat Çanakçı’nın,
Gençlik yıllarından yazdığı bir şiire,
Kitapta yer verilmiş.
Aynen aktarıyorum.
‘Gömlek giydim ketenden, bir yar sevdim Tefen’den,
Mevlam şahidim olsun, ben ayrılmam senden.
Ekin ektim biçemedim, ben kimseyi sevemedim.
Yemin ederim senden geçemedim, Tefen’de kimseye söyleyemedim’…