Özel günlerin bir iyi yanı da sorunların gündeme gelmesi, konuşulması ve tartışmasına vesile olmasıdır.
Önümüzde 14 Mart Tıp Bayramı var.
Doktorlara özel bu günde bir yandan kutlama yapılacak, diğer yandan mesleğin sorunlarına dikkat çekilecek, bu sorunlara çözüm istenecek.
8 Mart&[#]8217;taki Kadınlar Günü&[#]8217;nde de böyle oldu.
Kadınlara uygulanan şiddet konuşuldu, haksızlıklar, eşitsizlikler dile getirildi, bunların giderilmesi istendi.
Eğitim Sen tarafından düzenlenen yürüyüşün sonunda sergilenen sokak tiyatrosunun konusu da kadına yönelik şiddetti.
Birleşmiş Milletler Temsilciliği&[#]8217;nin şu açıklaması olayın vahametini ortaya koymaya yetiyor da artıyor; Türkiye&[#]8217;de kadınların yüzde 42&[#]8217;si eşinden şiddet görüyor ve 35 milyon kadın nüfusa karşın sadece 52 kadın sığınma evi bulunuyor.
Yaptığım gözlemlere göre kadına yönelik şiddet yanlış evliliklerde daha çok görülüyor.
Birçok evlilik iyice düşünülmeden, çiftler birbirini tam olarak tanımadan, hesap kitap yapılmadan yapılıyor.
Evlenmek için sevmek, aşık olmak yetiyor.
İmkanlar yeterli olmasa da Allah yardım eder, hısım akraba, eş dost destekler, geçinir gideriz deniyor.
Evlendikten sonra öyle olmadığı anlaşılıyor.
Maddi sıkıntılar, kültür farkı, hayat felsefesindeki farklılık, geçimsizliğe sebep oluyor, bu da beraberinde şiddeti getiriyor.
Ekonomik sorunların bunda çok büyük rolü var.
Bu yüzden çıkan tartışmalar, huzursuzluklar, geçimsizlikler mahkemelerde bitiyor, boşanmalarla sonuçlanıyor.
Bu arada geçen süreçte aile içi şiddet yaşanıyor.
Bartın&[#]8217;da asayiş bültenleri aile içi şiddet ya da bir başka deyişle aile fertlerine kötü muamele olaylarından geçilmiyor.
Bu suçun ne yazık ki caydırıcı bir cezası yok.
Dayak öldüresiye atılmamışsa ifadeler alınıyor, şüpheli serbest kalıyor.
Mağdurlar, yani dayak yiyen kadınlar ise çocuklar ile birlikte bir müddet sonra çaresiz baba evine dönüyor.
Şiddete maruz kalan kadınlar için gerekli olan sığınma evine yurt çapında birçok yerde olduğu gibi Bartın&[#]8217;da da büyük ihtiyaç duyuluyor.
Son zamanlarda meclise artık eskisi gibi önerge vermeyen Milletvekilimiz Rıza Yalçınkaya bu sorunu daha önce önerge konusu haline getirmişti.
Biz yeri gelmişken hatırlatalım; Bartın&[#]8217;da aile içi şiddet olayları oldukça yaygın ve kadın sığınma evi zorunlu bir ihtiyaç.
Bartın&[#]8217;da bu konuda eğitim çalışmaları yapılması da gerekiyor.
Yurt çapında yaygın olan bu sorunun ulaştığı noktayı televizyonlardaki kadın programlarına bakarak da görmek mümkün.
Ekranlar ayrılan çiftlerle dolu.
Kimi çocuğunu görmek için oraya çıkıyor, kimi tekrar birleşmek için, kimi de yardım almak için.
Ortalık parçalanmış aileden, yıkılmış yuvadan geçilmiyor.
Anlayıp dinlemeden yapılan evliliklerin sonu hüsranla bitiyor.
Aile içi şiddeti önlemenin ya da azaltmanın bir yolu da evliliklerin sağlam temeller üzerine kurulmasıdır.
Evlilik hazıklıkları yapanlar bu lafımı kulak arkası etmeseler iyi ederler.
Gazetelerin ve yazarların okunma oranları
Geçen hafta kaleme aldığım &[#]8220;67 ilin valisi değişti&[#]8221; başlıklı yazım gazetemizin internet sitesinde kendisine ayrılan bölümde arşivde bile okunmaya devam edip 500&[#]8217;ü de geçerken, bu konuyu değerlendirdiğim yazım tabi ki başlığı ilginç, çarpıcı, merak uyandırıcı, sansasyon yaratıcı olmadığı için 100&[#]8217;ü ancak geçti.
Bartın&[#]8217;ın bankadaki parasının yüksekliği ile gazetelerin okunma oranlarının düşüklüğüne dikkat çeken yazıma gelen okur mesajlarına dikkatinizi çekmek isterim.
Bakın Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı Sezai Hangişi &[#]8220;Bartın&[#]8217;ın bankadaki parası ve gazetelerin okunma oranları&[#]8221; başlıklı yazıma ne demiş;
&[#]8220;Arif Bey yazınızı ilgiyle okudum. Kendi konumum gereği okumayla ilgili olan kısmına yorum yapacağım. Evet hepimiz konuşmaya; insanımız okumuyor, şu kadar kitap, gazete dergi satılıyor, kişi başına şu kadar düşüyor diye başlarız. Hatta daha ileriye gider eğitimcilerimiz bile hiç okumuyor deriz.
Geçen yıl bu konuda sıkça yazılar da yazıldı. Ben bu konuya bir pencere açmak istiyorum. Türk Eğitim-Sen şubesi olarak 6 yerel ve 5 ulusal gazeteye aboneyiz, bu gazeteler her gün gelir ve aşağı yukarı 30-40 kişi bu gazeteleri okur.
Öğretmenevini düşünelim; oraya da günlük gazeteler gelir ve çok sayıda müdavim bu gazeteleri okur, eski belediye binasının altındaki çay ocaklarını düşünelim oraya da her gün özellikle güzel havalarda yüzlerce kişi oturur ve çoğunluğu oradaki gazeteleri okur. Bir başka örnek; berber salonlarının hepsinde en az 2-3 gazete olur ve gelen her müşteri bu gazetelere göz atar.
Bu anlamda salt tirajlara bakarsak gazetelerin okunmadığı konusunda yanılabiliriz. Şu var gazete alma alışkanlığımız yok ama bir yerde gazete bulursak hemen okuruz. Sigara almaktan vazgeçemeyiz ama gazete almayabiliriz.
Konuya bu pencereden bakarsak gazete okuma oranının o kadar da düşük olmadığını söyleyebiliriz. İyi çalışmalar dileğiyle&[#]8221;
Sayın Hangişi konuya farklı bir bakış açısıyla yaklaşmış.
Okumuyoruz derken sadece gazeteleri kastetmemiştim.
Kitap da okumuyoruz.
Hangişi&[#]8217;nin gazeteler için verdiği örneği kitap için veremeyeceğimize göre durumumuz hiç iç açıcı sayılmaz.
Ankara Makine Mühendisleri Odası Enerji Komisyonu Üyesi, Enerji Uzmanı Haluk Direskeneli&[#]8217;nin elektronik posta adresime gönderdiği mesajda şöyle;
&[#]8220;Değerli Arif Bey; Sen ne yazarsan yaz, ben her gün seni okurum.
Ali Rıza Beyi ve Şevket Beyi de okurum.
Ulusal medyada okuyacak yazar kalmadı.
Yöresel haberler, yorumlar, makaleler daha iyi. Selamlar saygılar&[#]8221;
Direskeneli gibi düşünenlerin sayısının artması dileğiyle&[#]8230;
Hoparlörden köpek uyarısı
Belediye şu sıralar her gün hoparlörden köpek uyarısı yapıyor.
Bunun sebebi son zamanlarda şikayetlerin artması.
Uyarı anonslarında sahipli köpeklerin sahiplerine &[#]8220;köpeklerinize sahip çıkın&[#]8221; deniyor.
Bartın bu soruna yıllardır çözüm bulamadı.
Çözüm belli; köpeklerin kayıt altına alınması, kısırlaştırılması, aşılanması ve daha sonra salıverilmesi.
Çoğalmalarını önlemekten başka çare yok.
Bakın sokaklara ortalık bugünlerde yine köpek kaynıyor.
Sürüler halinde geziyorlar, başta çocuklar ve yaşlılar olmak üzere birçok insanı korkutuyorlar.
Sahipsiz köpekler yetmezmiş gibi bir de sahipli köpekler sorun yaratıyor.
Köpek hareketi bir türlü kontrol altına alınamıyor.
Valilik tarafından Ocak 2008&[#]8217;de yayınlanan bir genelgemiz de olmasına rağmen yine de bir sonuca ulaşılamadı.
Belediyenin uyarılarını her yıl belli dönemlerde duyuyoruz.
Bir senesine bu uyarılar tam bir ay sürmüş, başıboş dolaşan köpekleri toplayacağım, sahipli köpekleri ortalıkta dolaşırken görürsem sahiplerine ceza keseceğim diyen belediyenin bu dedikleri lafta kaldığı için uyarılar boşa gitmişti.
Allah&[#]8217;tan çok büyük vakalar olmuyor. Kuduz salgınları ya da ölümle veya sakat kalmayla sonuçlanan saldırılarla şans eseri karşılaşmıyoruz.
Köpek sahibi olup da köpeğine sahip çıkmayan birçok kişi var.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu, Bartın&[#]8217;da kafayı çekip de sokaklarda nara atanların sayısını nasıl azalttıysa köpek sahiplerini de aynı şekilde hizaya getirecektir.
Para cezaları uygulanmadıktan sonra bu sorun çözülmez.