Vilayet Binası ve Gazipaşa Caddesi manzaralı, National Geographic arşivinden alınmış 1951 tarihli fotoğrafın. Arkasına “fotoğrafın kullanılmaması halinde Washington’dan verildiği adrese geri gönderilmesi rica olunur” notu düşülmüş. Bu notun yerine getirilmesine gerek kaldı mı bilinmez, ama çekildiği dönemi ve atmosferi iyi anlatan bir fotoğraf, ilk göze çarpan reklam tabelaları. Bunlardan bir tanesi 2013 yılına kadar aynı yerindeydi. “FOTO BAYSAL” tabelası. Zonguldak’ın görsel tarihinin günümüze taşınmasında önemli yeri olan adreslerden birisi… Zeki Erman, Foto Ziya, Foto Birlik, Foto Aray, Seyfi Uygun ve Foto Turan gibi fotoğraf stüdyolarının da bu işte emekleri var tabi ki…



Zonguldak tarihi, fotoğraf arşiv zenginliği bakımından Türkiye’nin büyük şehirleri kadar şanslı…. Neden mi? Yerin altındaki zengin taş kömüründen… Dış sermayenin, kalorisi yüksek taş kömürünü kendi sanayilerinde kullanmak maksadıyla şehrimize akın etmesi, yanlarında teknolojiyi de taşımaları bu işe vesile olmuş. 1900’lü yılların sonlarından, 1920’li yıllara kadar olan eski Zonguldak fotoğraf arşivlerinde yabancıların payı büyük. Şimdi tebrik kartı isimlendirmesini yaptığımız kartlar, o yıllarda postcard denilen gerçek zamanlı çekilen fotoğraflardı. O yüzdendir ki eski tarihi fotoğrafların büyük bir bölümünde pul, damga ve yazı bulunur. 1920’li yıllardan sonra, yerli çekim fotoğraf arşivinin çoğaldığını gözlemlemekteyiz. Parmak sayısı kadar az olan stüdyo ve fotoğrafçıya sahip şehrimizin en eski fotoğrafçılarından biri “Foto Baysal” stüdyosu adı altında hizmet veren “Nazım Baysal”dır.



Foto-kartlarında ve tabelasında, 1934 tarihinde çıkan soyadı kanununa kadar “Foto Nazım”, soyadı kanununun kabulünden sonra “Foto Baysal” ve ya “ Nazım Baysal” ismini kullanmıştır. Kent arşivi adına özel günler, toplantılar, açılışlar, tesisler ve mekan fotoğraflarının büyük bir bölümü Foto Nazım’ın objektifinden arşivlenmiştir.



“NAZIM BAYSAL”...


Nazım Baysal 1927 yılında Yugoslavya’dan Zonguldak’a gelir. Çeşitli işler yaptıktan sonra alamünit (şipşak) makine ile fotoğraf çekmeye başlar, daha sonra Zonguldak’ın ilk fotoğraf stüdyosunu kurar. Oğlu Kemal Baysal’ı iyi bir fotoğrafçı olarak yetiştirir. Kemal Baysal daha sonra Zonguldak’ta kazandığı deneyimini dünya çapında kullanmak üzere şehirden ayrılır. Baba Nazım Baysal, yakın bir zamana kadar aynı isimle anılan Gazipaşa Caddesindeki kendi stüdyosunda fotoğrafçılık işlerine devam eder. Zonguldak’ın tarihsel arşivi olabilecek fotoğrafların yanında, Zonguldak halkının fotoğraf ve aksesuar malzemesi hizmetini de verir.



1940’lı yıllarda yanına çocuk yaşta “Hüseyin Tilki”yi çırak olarak alır, yetiştirir ve mesleği öğretir. Hüseyin Tilki, Nazım Baysal’la beraber yıllarca çalışmıştır. Ustasının işi devredip İstanbul’a gitmesinden sonra çocukları İlker ve Ömür Tilki’yle birlikte efsane ismi günümüze dek taşımışlardır. 1927 yılında aynı adreste başlayan 86 yıllık efsane isim, 1995’de Hüseyin Tilki’nin vefatı, 2013 yılında yapılan adres değişikliği ile başka bir döneme geçmiştir. Tilki kardeşler son temsilci olarak bayrak yarışını başka bir adreste taşımaya devam etmektedir…



Nazım Baysal adına 1985 Yılında meslektaşları Birol Üzmez, Fahri Bozbaş ve Ertuğrul Ünal ortak çalışması olan Zonguldak’ın ilk fotoğrafçılarından Foto Baysal arşivinden derlenen “ Bir Zamanlar Zonguldak” adı altında ilk kez eski Zonguldak tarihi fotoğraflarından oluşan sergi düzenlenmiştir.


OĞUL “KEMAL BAYSAL”…


1920’de Yugoslavya Prizrene’de doğan Kemal Baysal, 1927’de başarılı bir fotoğrafçı olan babası Nazım Baysal ailesini Zonguldak’a getirdiğinde yedi yaşındadır. 1933 yılında Cumhuriyetin onuncu yılını kutlama şenlikleri yapılırken, bütün merasim fotoğraflarını o çeker. Aynı gün bu fotoğraflar CHP İl Merkezi vasıtasıyla Ankara’da çıkan Ulus Gazetesi’ne yollanır. Ulus Gazetesi ertesi gün, içinde Zonguldak’ın da bulunduğu, şenlikleri en heyecanlı şekilde kutlayan on şehrin fotoğraflarını yayınlar. Kemal Bey’in adı da böylelikle ilk defa fotoğrafının altına yazılır ve 13 yaşındaki Kemal’e Ankara’dan basın kartı yollanır.



Kemal Baysal daha sonra İstanbul’a taşınır. İstiklal Lisesi’ni bitirir. Lise yıllarında Tasvir-i Efkargazetesinde foto muhabirliği yapar. Sonrasında Almanya’ya giderek Berlin’de Kunst und Werk adlı fotoğrafçılık okulunda okur. Berlin’de olduğu süre içerisinde kameraman asistanı olarak filmlerde görev alır. Ülkeye döndüğünde, Faruk Kenç’in yönettiği Günahsızlar (1944) filmi ile görüntü yönetmenliğine başlar. 1946’da Amerika’ya giderek orada Kodak Film Fabrikası’nda sinema ve fotoğraf üzerine eğitim alacaktır. New York’taki " The School of Modern Photography"ye girmiş. Okuldan sonra Hollywood’a giderek "Universal Pictures"da Ali İpar’ın eşi olan Virginia Bruce’un çevirdiği bir film setini izleme ve filmin kameramanı ile birlikte bilgi alışverişi yapabilme imkanı bulmuştur.



Geri geldiğinde İstanbul’da Baysal Fotoğraf Stüdyosu’nu kurar. Ardından Fato: Ya İstiklal Ya Ölüm (1949), Tanrı Şahidimdir (1950), Parmaksız Salih (1950) filmlerini görüntüler. 1950 yılından sonra görüntü yönetmenliği yapmasa da açmış olduğu stüdyo ile sinema dünyasında uzak kalmaz.



Türkiye’nin çeşitli yerlerinin havadan fotoğraflarını çeken ilk fotoğrafçılardan da olan Kemal Baysal yıllar sonra ZOKEV’in konuğu olarak (Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı) Zonguldak’a gelmiştir. 2002 yılında ZOKEV’ce düzenlenen Nazım Baysal Fotoğraf Yarışmasının sergi açılışına da katılan Baysal, düzenlenen söyleşi de kente dair anılarını da anlatmıştır.

Kemal Baysal, 2005 yılında İstanbul’da hayata gözlerini yumdu…



TÜRKİYEDE FOTOĞRAFCILIĞIN TARİHİ VE PORTREDE “KEMAL BAYSAL” İMZASI…


Fotoğrafın ülkemiz sınırları içine hangi koşullar altında ve nasıl girdiği yolundaki bilgilerimiz oldukça sınırlı olmakla birlikte, gerek iç ve gerekse de dış kaynaklı verilere göre batıda Nicéphore Niepce ve L.J.M. Daguerre ortaklığına bağlı ilk fotografi çalışmalarının pratik uygulamalara dönüştüğü 1830’lu yıllar bir başlangıç noktası olarak kabul edilirse, bu tarihten çok kısa bir zaman sonra (yaklaşık yirmi yıl kadar) Osmanlı sınırları içinde, özellikle İstanbul’da teknik bir yenilik olarak Tanzimat (1839-1876 yılları arasında I. Abdülmecid / Abdülaziz döneminde) ve II. Abdülhamid (1876-1909) döneminde kullanılmaya başlandığını biliyoruz.



Ülkemizde fotoğrafın bağımsız bir araç olarak kullanım alanları bulması, siyasal ve toplumsal açıdan yeni bir devletin oluşmaya başladığı 1920’li yılların biraz daha ötesine uzanır. Ümmet toplumundan ulus aşamasına geçildiği bu dönemde, toplumsal yapı ile birlikte kültür ve sanatımızdaki çağdaşlık hareketinin yeni devlet bilinciyle bütünleşerek olgunluk aşamasına varması, yeni kültür kadrolarının elinde işlenip zenginleşmesi, ancak Cumhuriyet döneminin açmış olduğu özgür ortama girilmesiyle mümkün olabilmiştir.



1930’lar Türkiyesinin kültür ortamını fotoğrafi açısından değerlendirirken, halkevlerinin önemini vurgulamak gerekecektir. Gerçekten de halkevleri, diğer alanlarda da olduğu gibi, fotoğrafide de yeni dönemin yönlendirici tek kuruluşudur. Kurulduğu 1932’den itibaren çatısı altında kurslar düzenleyerek, fotoğrafi için yeni bir başlangıç oluşturmaya başlamıştır.



Ülkemizde portre fotoğrafçılığının yaygınlaşması, Cumhuriyet döneminde (1932) vesikalık fotoğrafın günlük yaşantımıza ve nüfus cüzdanlarımıza girmesiyle başlayan bir süreçtir. Portrenin gerçek anlamda duygu ve estetik değerler kazanması, 1950’li yıllardan sonra Kemal Baysal, Yaşar Atankazanır gibi fotoğraf sanatçılarının öncülüğünde başlamıştır. Ancak portre’nin katı stüdyo kurallarından kurtulup daha bir başka yumuşaklığa yönelmesi 1960 sonlarına rastlar.



1960’lı yıllardan itibaren belirgin bir ivme kazanmaya başlayan Türkiye’deki fotografi olgusu günümüze gelene kadar dünya ile paralel olarak hızla ilerlemiştir.



Yardımcı kaynaklar…

Zonguldak Nostalji

zonguldaknostalji.com

ahmetonergezgin.com.tr

Ahmet Öztürk (ZOKEV)