Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) geçen yıl kent adına, üniversite adına çok önemli etkinliklere imza attı.

Bu etkinliklerin 2015 yılında artarak devam etmesi en büyük arzumuz.

Çünkü üniversite, bu kentin en önemli artı değerlerinden biri…

Bu kentin şu anda en önemli moral değerlerinden biri…

Üniversite ile birlikte kentin de bunu önemsemesini, özümsemesini bekliyoruz.

Kentle bütünleşme ve kenetlenme adına çok eksik var.

[*] [*] [*]

Geçtiğimiz aylarda yapılan Zonguldak sempozyumu, bu bağlamda çok önemliydi.

Zonguldak’ın ilk gazetecisi Tahir Karauğuz’un oğlu Doğu Karaoğuz (Karauğuz) “İnsan, Mekan, Mekan Bağlamında Zonguldak Sempozyumu” başlıklı yazısında görüş ve düşüncelerini paylaşıyor.

Siyasetçileri, sorunları okumaktan sıkılan okurlarımız için Doğu Bey’in anı kokan, tarih kokan, mazi kokan o yazısını paylaşıyoruz.

[*] [*] [*]

Karaelmas diyarı olarak bildiğimiz Zonguldak ken­tinin, 1992 yılında "Karaelmas Üniversitesi" adıyla kurulan ve 2012 yılında "Bülent Ecevit Üniversite­si" adını alan bilim ve irfan merkezinde, 16-18 Ekim 2014 tarihleri arasında bir sempozyum düzenlendi.

"İnsan, Kimlik, Mekan Bağlamında Zonguldak Sempozyumu" adını taşıyan bu etkinlikte, açılış ko­nuşmalarından birini yapmak üzere davet edilmiş olmanın bana büyük onur verdiğini öncelikle belirt­mek isterim. Üniversitenin, büyük bir değerbilirlik göstererek konferans salonuna adını verdiği ve adı­na bir müze açtığı, Zonguldak´ın ilk gazetecisi, ba­bam Tahir Karauğuz´un anısına, bu sempozyumda bana konuşma görevinin verilmesinin hazzı içinde memleketim Zonguldak´a tekrar gelmenin sevincini yaşadım.

[*] [*] [*]

Ancak, doğup büyüdüğüm, çocukluğumu ve gençliğimi yaşadığım bu şehrin yemyeşil bahçele­ri, ormanlık alanları nerdeyse tamamen betonlaşmıştı. Öyle ki, bazı binalar sanki denizin içine doğru yürüyen beton bloklar görünümündeydi. Ülkemizin ne yazık ki her kentinde görülen bu duruma tabii üzülmekle beraber, bir şey dikkatimi çekti: Zongul­dak´tan ayrılıp Kozlu yoluna girildiğinde, sol tarafımızdaki sırtlarda bir yerleşim merkezi pırıl pırıl parlıyordu. Burası, "Bülent Ecevit Üniversitesi" idi. Kentin tepeden tepeye geçen engebeli arazisine rağmen, yerleşim plânı açısından göze rahat gö­rünen, hiçbir çirkinliğin göze batmadığı bir yerdi burası. Fakülteleri, yönetim binaları, araştırma merkezleri, enstitüleri, kampüsü, sağlık merkezi ve hastanesi ile yabancı üniversitelere taş çıkarırca­sına komple bir üniversite. Çekirdeği 1924 yılında bu kentte kurulan "Yüksek Maadin ve Sanayi Mektebi”ne kadar dayanan ve kuruluşundan bugüne kadar geçen 22 yıl içinde bir çok aşamadan geçerek bugünlere gelen üniversite, 11 fakülte, 3 yüksek okul, 7 meslek okulu ve 1 devlet konservatuvarı ile, gerçekten karaelmas kentinde bir yıldız gibi parlıyordu.

[*] [*] [*]

Sempozyumun açılış töreninde yaptığım konuş­mada, bu kentin ilk Müslüman madencisi olan büyük dedem Ahmet Ali Ağa´nın İncivez Mezarlığı’n­daki kabrinde, yeni kitabım olan "Karaelmas”ın ilk madencilerinde sözünü ettiğim gibi, "Genç yaşta girdim madene / Oldum ihtiyar/ 55 yılım madende geçti / Her şeyi madende öğrendim / Ceher" yazdı­ğını, bu "Ceher" sözcüğünün Arapça "Güneş yüzü görmeden" demek olduğunu belirterek, onların bundan 150 küsur yıl önceki çalışma koşullarında ocaklarda ne eziyetler, ne acılar çekmiş olduklarını anlatmış, o günlerden bugünlere kadarki süreçte ocak güvenliğinin sağlanması yönünde bir ilerleme sağlanamamış olduğunu son Soma ve Ermenek olaylarında maalesef görüldüğünü belirtmiştim. Bu nedenle, üniversitemizin ve ülkemizdeki tüm ilgili kurumların, ocaklardaki çalışma güvenliğinin Avru­pa standartları düzeyine çıkartılması konusunda ça­lışmalar yapması dileğini her zaman taşımaktayım.

[*] [*] [*]

16-17 Ekim 2014 tarihleri arasındaki iki gün için­de 60 kadar bildirinin sunulduğu sempozyumda, Zonguldak kenti ve çevresindeki arkeolojik çalışma­lar, Zonguldak kömür havzasının tarihi ve bu tarihi yaratan kişiler, bu yörede madenciliğin ve sanayii­nin gelişimi, kentin sosyo-mekansal değişimi, kent kültürü ve edebiyatı, ilk gazeteler ve gazeteciliğin gelişimi, şehrin Fransız hegemonyası altındaki yılla­rından kalan anılar ve yöresel sanatlar konularında, sempozyuma katılanların büyük ilgisini çeken su­numlar oldu.

[*] [*] [*]

16 ve 17 Ekim günleri, aşağı yukarı aynı saatlere sıkıştırılmış olan bu sunumların hepsini aynı anda izlemeye tabii ki olanak yoktu. Bu nedenle, izleyici­ler seçim yapmak zorundaydılar. Bu arada, sempoz­yumu hazırlayanların, her şeyin zamanında ve yerli yerinde olması için gösterdikleri çabayı da ayrıca takdir etmek gerekir.

Sempozyumda, babam Tahir Karauğuz´la ve çı­karmış olduğu "Zonguldak" gazetesi ile ilgili, benim için çok önemli iki bildiri vardı. Tabii ki, öncelikle on­ları izlemem gerekiyordu ve öyle de yaptım:

Kastamonu Üniversite´sinden, Sayın Doçent Dr. Mehmet Serhat Yılmaz tarafından sunulan, "Tâhir Karauğuz´un Kastamonu Basınındaki Yazı ve Şiirle­ri" başlıklı bir bildiriyi izledim öncelikle. Dolu dolu 18 sayfası ile çok kapsamlı bir çalışma olan bu bildiriden, doğrusunu söylemek gerekirse, ben, babam Karauğuz hakkında bilmediğim birçok şeyi öğrendim. Karauğuz´un, 1913-1922 yılları arasında Kastamonu basınında (özellikle Köroğlu ve Açıksöz gazetelerinde), 24 makalesi ve 55 şiiri yayımlanmış. Karauğuz´un yaşam öyküsü ve Kastamonu basının­daki yeri, bu bildiri ile izleyenlere sunuldu. Sayın Yılmaz´ı, bu çalışmasından dolayı, Karauğuz´un oğlu olarak içtenlikle kutluyorum.

[*] [*] [*]

Araştırma Görevlisi Sayın Faruk Temel tarafından sunulan, "Zonguldak´ın İlk Gazetesi ´Zonguldak´ (1923-1954)" başlıklı diğer bildiriyi izledim daha sonra. Bu konuda çok kapsamlı bir çalışma yapmış olan Sayın Temel, 20 sayfalık bildiride, gazetenin kuruluşunu, yayın serüvenini ve Cumhuriyet´in ilk yıllarında gerçekleştirilen devrimlerin savunucusu olarak genel politikasını, kömür havzasının gelişimi ile ilgili verdiği bilgi ve yorumları, gazetenin Türk­çülük ve Türk dili konusundaki tutumunu, sanat, edebiyat ve Türk kültürü ile ilgili yazılarını büyük bir titizlilikle incelemiş. Sayın Temel´in, babam Karau­ğuz´un yaşam öyküsünü içeren "Kuvay-ı Milliye Ru­huyla Bir Ömür" adlı kitabımda sözünü etmediğim (belki de atladığım) hususları da kapsayan bu çalışması en az benim açımdan dikkat çekici. Kendisini özellikle kutluyorum.

[*] [*] [*]

Bunların dışında, eski dostum, askerlik arkadaşım Prof. Dr. Sayın Sümer Atasoy´un, "Filyos-Tios: Batı Karadeniz´de Antik Bir Kent" adlı, bu yörede yapı­lan arkeolojik çalışmaları içeren sunumunu ve bu konuya ilgim nedeniyle diğer arkeolojik çalışma sunumlarını izleme fırsatını buldum. Sümer, üniver­site hocalığının verdiği rahatlık ve şakacı üslubuy­la, oturuma gelenlerin ilgiyle izledikleri bir sunum yaptı.

Sempozyumun birinci akşamı, bir ney üstadını, Sayın Ömer Faruk Tekbilek´in verdiği ney konserini izledi davetliler. İkinci akşamını ise, Sümer Atasoy ve diğer arkadaşlarla birlikte, eski günlerin anıları­nı yaşatan uzun sohbetlerle geçirmek bize ayrı bir mutluluk verdi.

[*] [*] [*]

Diğer sunumlar da tabii ki konuyla ilgilenenler ta­rafından merakla izlendi. Tüm bildiriler kitaplaştığı zaman, büyük bir bilgi hazinesi ile karşı karşıya ol­duğumuzu göreceğiz. Üniversitemiz, bu girişimi ile büyük bir atılımı gerçekleştirmiş oldu. Tüm dileği­miz, bu etkinliğin her yıl devam etmesi ve inancım odur ki, devam edecektir de.