İşte en zor zamanlardan biri.
Bir dünya gürültü patırdı.
İş.. İş..
Telefon.
Dedikodu..
Sohbet..
Haber..
Dernek..
Tepkiler..
Tepkisizlikler..
Her gün her gün köşe yazısı yazmanın ne kadar zor olduğunu bilir misiniz?
Yaygın basındakiler gibi oturup gün boyu kelimelerle fantezi yapma şansımız yok.
Kısa zamanda çok dokunaklı ve evrensel nezakete sahip yazılar yazmak zorundasınız.
Saat gecikiyor. Gazetenin bitmesi lazım.
Böyle zamanda gel de şöyle oturaklı bir yazı yaz!
Zor. Bir yazar ne ister?
Okurun aradığını, duymak istediklerini, görmek istediklerini yazmak ister.
Yazdıklarının toplumsal bir faydasının olmasını ister.
Okur ne ister?
Sokakta, kahve köşelerinde saatlerce kafa yorduğu konuları ertesi gün gazetelerde, köşelerde okumak.
Yazarların, duygularına tercüman olmasını bekler. Böylece ´Bizim gibi düşünenler de varmış" diyip kısa da olsa rahat bir nefes alabilmektir okuru mutlu eden. Okurlar, yazarlardan cicili bicili yazıları pek duymak istemez!
Milletvekilleri´nin aynı ´cek-cak´larını duymak istemezler. Somut ve inandırıcı şeyler okumak isterler. Bazen öyle oluyor ki çok uzaklarda karşılaşıyorsunuz.
Biri çıkıp sizi tanıyor ve yazılarınızı hatırlatıyor.
Hatta bazen ben bile hatırlayamıyorum.
İşte bunlar bizim gibi günlük yazı yazanlar için doping oluyor.
Ancak yine de bazen ne yazacağımız konusunda sorun yaşıyoruz.
İş burada biraz da okura kalıyor.
Yazar yazınca ses gelsin ister.
Gelmeyince kendinden de kuşku duyar!
Yazar yazdıklarının bir işe yaradığını görmek ister.
Bazen okurdan ilgi bekler.
Okurun bir görevi de bir telefonla, bir e-mail ile yazarlara düşüncesini aktarmaktır.
Bu daracık zamanlarda her gün her gün yazı yazmanın keyfi biraz da okurun ilgisine bağlıdır.
Kim olursa olsun.
Okurlar olarak gazeteleri ve yazarlarını okuduğunuz sürece gazeteler güçlenir.
Tepkilerinizi verdiğiniz sürece yazarlar cesaret bulur.
Coşkun´un itirazına ortak olmak!
Dünkü yazımda; "Hangi Sivil Toplum Örgütleri?" demiş ve örgütlerin organize edilemeyen çabalarını ve keyif sendromlarına dikkat çekmiştim.
Çünkü bir çoğu fındık kabuğunu doldurmaktan uzak!
Sivil Toplum Örgütü deyince korkanlardan mıyız?
Galiba hala bu baskı var.
Dünkü yazımın ardından Esnaf Odaları Birlik Başkanı Muharrem Coşkun aradı. Bu detaylara hiç girmedik.
Teşvik Paketi´ndeki eksiklikler üzerine yaptığı çalışma hakkında bilgi verdi.
Hazırladığı mektubu Başbakan ve Bakanlıklara göndereceğini söyledi.
Güzel.
Kendisinin diğerleri gibi kompleks yapmadığını biliyorum.
Bu yüzden kendisine, diğer ilgili kurum ve sivil toplum örgütleri ile birlikte yapmalarını önerdim. Merkez ve tüm ilçelerdeki STK´lar toplansınlar.
Ortak metni ve ortak tavrı birlikte göstersinler.
İnsan olabilmek
Zonguldaklılar olarak kavrayamadığımız bir şey var.
Bir çoğumuz bir birimizden korkarak karşımızdakini bitirme düşüncesine giriyoruz!
Allah ıslah etsin!
Ve hazin sonlara tanık oluyoruz.
Ne yazık?
Paylaşmaktan korkmamak aslında pek çok sorunu en baştan çözüyor.
Ahhh şu bizim entrika hastalıklarımız!
Şu karşındakini küçümseme ve hava atma hastalıklarımız!
İş dünyasında, siyasette.
Hatta mezarda bile!
Niyet okuyuculuklarımız!
Önyargılarımız!
Hoşgörüsüzlüğümüz!
Ne yaparsak yapalım bunlardan kurtulamadığımız sürece gelir bir duvara mutlaka toslarız!
Acele etmeyin!
Herkesin yüreğindeki niyete göre toslayacağı bir duvar mutlaka vardır!