Dünyada öyle kentler var ki mezarlarıyla para basıyorlar.

Merdivenleriyle para basıyorlar.

O kentte yaşamış yazarların, çizerlerin, ressamların evleriyle uğrak yeri oluyorlar…

Sokaklarıyla, taşlarıyla cazibe merkezi haline geliyorlar.

Turizm hep güzel şeylerle olmuyor.

Yerine göre arka mahalleler bile turizm için önemli bir değer oluyor.

Aklınıza ne gelirse o kent için bir gelir kapısı, bir istihdam alanı haline geliyor.

Her şey bir kültürel miras haline gelebiliyor.

Ama bunlar öyle durup dururken olmuyor.

Bu potansiyelleri ortaya çıkaracak kurumlar, yöneticiler gerekiyor.

[*] [*] [*]

Bir kentin her türlü sorunu olabilir.

Ama tüm o sorunlar varken de turizm değerleri oluşturulabilir.

Bunlar bazen çok zor olabilir ama bazen neden kolay olmasın?

Zonguldak bu anlamda tarihi binalara sahip olmayabilir.

Tarihi binaları küçük beyinli yöneticiler tarafından yıkılmış olabilir.

Bu kentin doğru dürüst yolu olmayabilir.

Mekanları olmayabilir.

Olsun!

Bazen bir kentin bu hali de bu tür şeyler yapmak için yeterlidir!

[*] [*] [*]

Sinema filmi Kelebeğin Rüyası’nın fragmanı bizleri heyecanlandırıyor.

Orada çok derin bir Zonguldak var.

Bu kentin sancıları var.

Aşkları var.

Acıları var.

Şairleri var.

Mükellefiyet döneminin kendisi var.

Zonguldak ilk kez böyle bir yapıtla sinemaya taşınıyor.

Ama bu kentteki kabiliyetsiz ve ruhsuz yöneticileri hatırlayınca kolumuz kanadımız düşüyor.

[*] [*] [*]

Bazı filmler vardır ki sizin yapamadığınız reklamın babasını yapar.

İlgiyi o kente çeker.

Onunla birlikte o kentteki yollara, duvarlara, müzelere, mutfağına çeker.

Turlar düzenlenir.

İnsanlar o sahnelerin çekildiği yerlere ilgi duyar.

O kente gidince para harcarlar.

Kültürel dokusuna bulaşırlar.

Kelebeğin Rüyası da öyle.

İnanıyoruz ki o film ve filmin çekildiği sahneler gözleri Zonguldak’a çevirecek.

Ama…

Ama işte!

Bizde bunları görebilecek kaç tane yönetici var?

[*] [*] [*]

Mesela liman arkası.

Mesela TTK’nın Yayla Konağı Misafirhanesi.

Eski tenis kortu.

Kelebeğin Rüyası’nda göreceksiniz.

Biz yıllardır görüyoruz.

Kent dışından gelenler ‘acayipliği’ne hayran kalıyor.

Sinemacılar, belgeselciler kıskanıyor, görüntülüyor, yayınlıyor.

Ne Belediye Başkanları geldi geçti; buraları bir sosyal donatı haline dönüştüremedi.

Temizleyip düzenleyemedi.

Sanki çok işti!

Valiler, Belediye Başkanları, Kültür ve Turizm Müdürleri, her yerde bir hak sahibi olan TTK Genel Müdürleri böylesi basit şeyleri göremediler, anlatamadılar!

Çok da işlerineydi!

[*] [*] [*]

Biz bu kentin pek çok unsurunun, turizmsel ve kültürel değer olduğuna inanıyoruz.

Bununla birlikte ekonomiye ve istihdama katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Küçük bir mirasın bile iyi ve doğru pazarlandığı taktirde bu kente moral kazandıracağına inanıyoruz.

Ama bunları doğru dürüst konuşup hayata geçirme çabasında olan yöneticiler göremiyoruz.

Bu durum gerçekten sinir bozucu.

Ve ağzımızı ne kadar tutsak da aklımızdan geçenlere engel olamıyoruz!

[*] [*] [*]

Örneğin TTK’nın Yayla Konağı.

Filmin orada çekilen sahnelerinin fotoğrafları temin edilip sergilenemez mi?

Ve başka bir şey daha;

Eğer destek olunsaydı filmde göreceğimiz eski Zonguldak platosu, İstanbul’da değil Zonguldak’ta kurulacak ve kalıcı binalardan yapılacaktı.

Hatta Kozlu Sahil Projesi’nin ikinci etabının işletme hakkını alan Demir Madencilik ile bir anlaşmaya varılmıştı.

Ama Demir Madencilik, Sahil Projesi’nden vazgeçince işler yattı.

Hiç bir Belediye Başkanı da; “Gel kardeşim. Bu fırsat kaçmaz. Ben destek oluyorum. Eski Zonguldak’ı buraya kuralım” diyemedi.

[*] [*] [*]

Geçmiş yıllarda çok yazdık çizdik.

Ama dediklerimizi anlayan, yorumlayan ve fırsata dönüştürebilen yönetici, Belediye Başkanı, kurum çıkmadı.

Yöneticilerin çoğunluğunun ‘memur kafalı’ olduğu yerde bu fikirlerin sahiplenip hayata geçirilmesini beklemek belki de en büyük hataydı!

En garibi de ne biliyor musunuz?

Başka ülkelerde, başka kentlerde gördüklerini öve öve anlatan, yere göğe sığdıramayan yöneticilerimizin Zonguldak’taki mirası göremeyecek kadar kör olmaları!

İlgisiz olmaları!

Görmek istememeleri!

Önce gazeteciydi!

Usta gazeteci Mehmet Ali Birand yaşama veda etti.

Mesleki yaşantısındaki duruşu nedeniyle her zaman çok tartışılan bir isimdi.

Duyguları, öfkeleri, fikirleri bir yana; gazetecilikte çok derin bir iz bıraktı.

Bu kadar tartışılan bir isim olmasaydı gazetecilikte de böylesi bir iz bırakması mümkün olmazdı.

Sağlığında hakkında pek çok iddia ortaya atıldı.

Öldü ama aynı iddialar devam ediyor.

Sosyal medya üzerinden saldırılar devam ediyor.

Abdullah Öcalan ile yıllar önce yaptığı röportajdan ötürü hedefti.

PKK liderinin meclise girmesi gerektiği yönündeki yazısıyla hepten hedef oldu.

Fikri özgürlüğün yerleşmediği Türkiye’de fikirleriyle çok tartışılan bir adam oldu.

Mehmet Ali Birand’la ilgili her şey söylenebilir.

Herkes onu sevmeyebilir.

Yazdıklarını, savunduklarını, yöntemini kabul etmeyebilir.

Ama o; önce gazeteciydi.

Önce insandı.

Ustaydı.

Mekanı cennet olsun.