Zonguldaklı gazeteci Cumhuriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mehmet Sucu´yu önceki gün kaybettik.
Hiç tanımadığım Sucu ile reçel tadında başlayan dostluğumuz az kalsın bir zehirli anı olarak her zaman aklımın damağına gelecekti.
Ve ben çok üzülecek, kendime kızacaktım.
Sucu ile Haziran´ın son günlerinde konuştuk.
Sucu, Karaelmas Üniversitesi ve Karaelmas Gazeteciler Derneği´nin ev sahipliğini yaptığı Medya ve Kültür Sempozyumu´na katılacak davetliler arasındaydı.
Daha önce duymuş ama kendisiyle hiç tanışma fırsatım olmamıştı.
Aradı ve konuştuk.
Zonguldak Programı, konaklama, ulaşım ve diğer detaylar konusunda konuştuk.
Rahatsızlığını bilmiyordum.
Ondan bahsetti.
"Ama gelmeyi çok istiyorum" derken sesi titriyordu.
İki gün sonra yeniden görüşüp netleştirecekti.
Israrlarım fayda etmedi ve doktorunun kesinlikle izin vermediğini bu durumda yapabileceği bir şeyin olmadığını vurguladı.
İlk fırsatta bir Zonguldak programı yapmak üzere söz birliği yaptık.
Yılbaşından önce hatta Ekim ortası Kasım gibi olabilirdi.
Cumhuriyetin bir başka Zonguldaklısı Aykut Küçükkaya aradı ve Sucu´nun Ereğli Osmanlı çileğinden yapılmış reçel istediğini ne yapabileceğimizi sordu.
Orası kolaydı.
Ancak kolay olmadı.
Önder Gazetesi´nden meslektaşım Mustafa Kemal Bektaş´a ricada bulundum.
Ancak Küçükkaya ile sonra yaptığımız görüşmede Mustafa´nın bu reçeli göndermeyi unuttuğunu fark ettim.
Yeniden görüştüğümüzde kendisi de çok üzüldü ve hemen bir kargo yaptı.
Ancak Aykut Küçükkaya ile yeniden yaptığımız görüşmede reçelin hala ulaşmadığını anladım.
Sonra Mustafa aradı ve kargonun döndüğünü söyleyince bir adres güncellemesi yaptık.
Azim´in reçelleri meğerse Cumhuriyet´in bir diğer adresine gitmiş muhtemelen oradaki görevlinin ilgisizliği nedeniyle kargoyla geri gönderilmişti.
Bir ay oldu ya da olmadı.
Reçeli sonunda ulaştırmayı başardık!
Ve Aykut Küçükkaya´dan Sucu´nun memnuniyetini aldık.
Sucu, doğup büyüdüğü ve çok sevdiği Zonguldak´ı son bir kez göremeden veda etti.
Ölüm haberinin ardından Mustafa Kemal Bektaş´ı aradım.
O da çok üzüldü.
Ve bir reçelin geç de olsa ulaşmış olmasının buruk tadıyla kendisini her zaman saygı ile anacağız.
Sucu´yu kaybettiğimize mi üzülmeliyim, yoksa son isteklerinden birini gecikmeli de olsa yerine getirmiş olmasına mı sevinmeliyim.
Oysa ertelediğimiz ne çok şey var.
Bir gün çok geç olabilir!
Hiç tanımadığım Sucu ile reçel tadında başlayan dostluğumuz az kalsın bir zehirli anı olarak her zaman aklımın damağına gelecekti.
Ve ben çok üzülecek, kendime kızacaktım.
Sucu ile Haziran´ın son günlerinde konuştuk.
Sucu, Karaelmas Üniversitesi ve Karaelmas Gazeteciler Derneği´nin ev sahipliğini yaptığı Medya ve Kültür Sempozyumu´na katılacak davetliler arasındaydı.
Daha önce duymuş ama kendisiyle hiç tanışma fırsatım olmamıştı.
Aradı ve konuştuk.
Zonguldak Programı, konaklama, ulaşım ve diğer detaylar konusunda konuştuk.
Rahatsızlığını bilmiyordum.
Ondan bahsetti.
"Ama gelmeyi çok istiyorum" derken sesi titriyordu.
İki gün sonra yeniden görüşüp netleştirecekti.
Israrlarım fayda etmedi ve doktorunun kesinlikle izin vermediğini bu durumda yapabileceği bir şeyin olmadığını vurguladı.
İlk fırsatta bir Zonguldak programı yapmak üzere söz birliği yaptık.
Yılbaşından önce hatta Ekim ortası Kasım gibi olabilirdi.
Cumhuriyetin bir başka Zonguldaklısı Aykut Küçükkaya aradı ve Sucu´nun Ereğli Osmanlı çileğinden yapılmış reçel istediğini ne yapabileceğimizi sordu.
Orası kolaydı.
Ancak kolay olmadı.
Önder Gazetesi´nden meslektaşım Mustafa Kemal Bektaş´a ricada bulundum.
Ancak Küçükkaya ile sonra yaptığımız görüşmede Mustafa´nın bu reçeli göndermeyi unuttuğunu fark ettim.
Yeniden görüştüğümüzde kendisi de çok üzüldü ve hemen bir kargo yaptı.
Ancak Aykut Küçükkaya ile yeniden yaptığımız görüşmede reçelin hala ulaşmadığını anladım.
Sonra Mustafa aradı ve kargonun döndüğünü söyleyince bir adres güncellemesi yaptık.
Azim´in reçelleri meğerse Cumhuriyet´in bir diğer adresine gitmiş muhtemelen oradaki görevlinin ilgisizliği nedeniyle kargoyla geri gönderilmişti.
Bir ay oldu ya da olmadı.
Reçeli sonunda ulaştırmayı başardık!
Ve Aykut Küçükkaya´dan Sucu´nun memnuniyetini aldık.
Sucu, doğup büyüdüğü ve çok sevdiği Zonguldak´ı son bir kez göremeden veda etti.
Ölüm haberinin ardından Mustafa Kemal Bektaş´ı aradım.
O da çok üzüldü.
Ve bir reçelin geç de olsa ulaşmış olmasının buruk tadıyla kendisini her zaman saygı ile anacağız.
Sucu´yu kaybettiğimize mi üzülmeliyim, yoksa son isteklerinden birini gecikmeli de olsa yerine getirmiş olmasına mı sevinmeliyim.
Oysa ertelediğimiz ne çok şey var.
Bir gün çok geç olabilir!
Akın ile Eşref´ten iki farklı yöntem önerisi
Zonguldak Platformu´nun Cumartesi günkü toplantısında Mithatpaşa Tüneli için bundan sonra neler yapılabileceği tartışıldı.
Farklı görüşler ve ortak temenniler dile getirildi.
Yer yer şüpheci, burun kıvıran bakışlar olsa da katılımcı sivil toplum örgütlerinin gösterdiği ilgiyi tebrik ediyorum.
Vali Yardımcısı Mehmet Tevfik Emre hiç yerinden kalmadan tüm konuşmaları sabırla ve inatla dinleyenler arasındaydı.
Kampanyada toplanan imzalar konusunda bundan sonra neler yapılacağı, izlenecek yolun ne olması gerektiği konusunda en net görüş farkı Zonguldak Belediye Başkanı İsmail Eşref ile yeniden aktif siyasetin içinde olan 22. Dönem Milletvekili Harun Akın arasında oldu.
Eşref alt kademeleri teker teker ziyaret edilip en son Bakanlığın kapısından içeri girmek gerektiğini, Harun Akın ise bu yöntemin zaman kaybından başka bir şey olmayacağını ve direk Bakan´a gidilerek siyaset mekanizması üzerinde baskı kurulmasını önerdi.
Platform bu işten hangi kapıya çıkar onu zaman gösterecek ancak inanın tartışmayı, bir araya gelip kafa yormayı, ve fikirleri daha samimi bir dille paylaşmayı ve ortak bir şeyler yapmanın tadını özlemişiz de haberimiz yok.
Daha çok katılımcıya daha kısa sürelerde tartışma ortamı sağlandığında bu ve benzer toplantılara ilgi artacaktır.
Bir de pratik bir dille düşüncemizi 5 dakikada anlatmayı öğrenmek zorundayız.
İşte o zaman bu toplantılardan daha verimli sonuçlar alınacaktır.
Farklı görüşler ve ortak temenniler dile getirildi.
Yer yer şüpheci, burun kıvıran bakışlar olsa da katılımcı sivil toplum örgütlerinin gösterdiği ilgiyi tebrik ediyorum.
Vali Yardımcısı Mehmet Tevfik Emre hiç yerinden kalmadan tüm konuşmaları sabırla ve inatla dinleyenler arasındaydı.
Kampanyada toplanan imzalar konusunda bundan sonra neler yapılacağı, izlenecek yolun ne olması gerektiği konusunda en net görüş farkı Zonguldak Belediye Başkanı İsmail Eşref ile yeniden aktif siyasetin içinde olan 22. Dönem Milletvekili Harun Akın arasında oldu.
Eşref alt kademeleri teker teker ziyaret edilip en son Bakanlığın kapısından içeri girmek gerektiğini, Harun Akın ise bu yöntemin zaman kaybından başka bir şey olmayacağını ve direk Bakan´a gidilerek siyaset mekanizması üzerinde baskı kurulmasını önerdi.
Platform bu işten hangi kapıya çıkar onu zaman gösterecek ancak inanın tartışmayı, bir araya gelip kafa yormayı, ve fikirleri daha samimi bir dille paylaşmayı ve ortak bir şeyler yapmanın tadını özlemişiz de haberimiz yok.
Daha çok katılımcıya daha kısa sürelerde tartışma ortamı sağlandığında bu ve benzer toplantılara ilgi artacaktır.
Bir de pratik bir dille düşüncemizi 5 dakikada anlatmayı öğrenmek zorundayız.
İşte o zaman bu toplantılardan daha verimli sonuçlar alınacaktır.