Bizim Zonguldak´taki siyasi tabloyu görünce dönüp dolaşıp Almanya gezisi sırasında konuştuğumuz Alman siyasetçiler geliyor aklıma.
Siyasetlerinin temel felsefesi şeffaflık.
Parlamentoların dışından baktığınız da yer yer içerdeki genel kurul görüşmelerini izleyebiliyorsunuz.
Bazıları tamamen şeffaf.
Belediye meclisleri buna dahil.
Yani bizdekinin tam tersi.
Üstelik mekanların camlarına film çekilmiyor.
Bir de Türkiye´ye bakın.
Binalar cam giydirme.
Üzerine simsiyah filmler bindirme.
Arabalara bakın.
Makam araçlarına ve özel araçlara.
Alman siyaset kültürü üzerine gördüklerim ve tanık olduklarım beni çok şaşırtmıştı.
Bizdekinin tam tersi.
Kavga var, görüş ayrılıkları var.
Ama şeffaflık olgusu çok kutsal bir değer.
Bizimkilerin kozmik odaları gibi değil.
Ne yapalım ülkenin talihi!
Ama bu geleneksel değiş sancısının yanında insanların kendi şeffaflığı da önemli.
Ahlak ve medeniyet dersi veren ırka yakışmayan bir düzen içindeyiz.
Kendisi şeffaf olmayan siyasetçiler hangi toplumu şeffaflaştıracak?
Yılların geleneksel siyaseti artık yürümüyor.
Kin ve nefret ekerek siyaset yapanların da artık çoktan çekilme vakti.
Toplum, kendisini değil bireyleri kucaklayan siyasetçiler istemiyor.
Sorunları değil menfaatlerini tartışan siyasetçiler istemiyor.
Sadece eleştiren, alternatif fikir üretmeyen siyasetçi istemiyor.
Ağzı ile yüreği başka konuşan siyasetçi istemiyor. İnandığını konuşmayan siyasetçi istemiyor. Korkutan ve korkan siyasetçi istemiyor. Şımaran siyasetçi istemiyor.
Dedikodu yapan siyasetçi istemiyor.
Kişileri öteleştiren, kendi gibi düşünmeyeni hakir gören siyasetçi istemiyor.
Halka inanmayan, halkı inandırmak için numara yapan siyasetçi istemiyor.
Özeleştiri yapmayan, özür dilemeyi bilmeyen siyasetçi istemiyor.
Kıçı havada, burnu tavada siyasetçi istemiyor. Yalandan yere ahlayan, uflayan siyasetçi istemiyor. Kozmik odalarında başka, sokakta başka, medya da başka konuşan siyasetçi istemiyor.
Kendi söylediğine inanmayan siyasetçi istemiyor. Yediği naneyi inkar edeni sevmiyor.
Sıkışınca; "Siyaseten" diyen siyasetçiye güvenmiyor. Genel başkanlar tarafından dayatılan siyasetçi istemiyor.
Ama sonuç hep aynı, hep aynı.
Halk sadece çözüm istiyor, seçilmek için değil çözüm için kavga eden siyasetçi istiyor.
Bu haliyle durum pek iyi değil.
Ne yazık ki siyaset alışkanlığımız değişmediği sürece siyasetçi profilimiz de değişmeyecek.
Siyasetçiler kozmik odalara saklandığı sürece siyaset ve toplum şeffaflaşamayacak.
Halk kapıyı tekmeleyip siyasetçiyi odadan çıkarmadığı sürece gelenek değişmeyecek.
Siyasetlerinin temel felsefesi şeffaflık.
Parlamentoların dışından baktığınız da yer yer içerdeki genel kurul görüşmelerini izleyebiliyorsunuz.
Bazıları tamamen şeffaf.
Belediye meclisleri buna dahil.
Yani bizdekinin tam tersi.
Üstelik mekanların camlarına film çekilmiyor.
Bir de Türkiye´ye bakın.
Binalar cam giydirme.
Üzerine simsiyah filmler bindirme.
Arabalara bakın.
Makam araçlarına ve özel araçlara.
Alman siyaset kültürü üzerine gördüklerim ve tanık olduklarım beni çok şaşırtmıştı.
Bizdekinin tam tersi.
Kavga var, görüş ayrılıkları var.
Ama şeffaflık olgusu çok kutsal bir değer.
Bizimkilerin kozmik odaları gibi değil.
Ne yapalım ülkenin talihi!
Ama bu geleneksel değiş sancısının yanında insanların kendi şeffaflığı da önemli.
Ahlak ve medeniyet dersi veren ırka yakışmayan bir düzen içindeyiz.
Kendisi şeffaf olmayan siyasetçiler hangi toplumu şeffaflaştıracak?
Yılların geleneksel siyaseti artık yürümüyor.
Kin ve nefret ekerek siyaset yapanların da artık çoktan çekilme vakti.
Toplum, kendisini değil bireyleri kucaklayan siyasetçiler istemiyor.
Sorunları değil menfaatlerini tartışan siyasetçiler istemiyor.
Sadece eleştiren, alternatif fikir üretmeyen siyasetçi istemiyor.
Ağzı ile yüreği başka konuşan siyasetçi istemiyor. İnandığını konuşmayan siyasetçi istemiyor. Korkutan ve korkan siyasetçi istemiyor. Şımaran siyasetçi istemiyor.
Dedikodu yapan siyasetçi istemiyor.
Kişileri öteleştiren, kendi gibi düşünmeyeni hakir gören siyasetçi istemiyor.
Halka inanmayan, halkı inandırmak için numara yapan siyasetçi istemiyor.
Özeleştiri yapmayan, özür dilemeyi bilmeyen siyasetçi istemiyor.
Kıçı havada, burnu tavada siyasetçi istemiyor. Yalandan yere ahlayan, uflayan siyasetçi istemiyor. Kozmik odalarında başka, sokakta başka, medya da başka konuşan siyasetçi istemiyor.
Kendi söylediğine inanmayan siyasetçi istemiyor. Yediği naneyi inkar edeni sevmiyor.
Sıkışınca; "Siyaseten" diyen siyasetçiye güvenmiyor. Genel başkanlar tarafından dayatılan siyasetçi istemiyor.
Ama sonuç hep aynı, hep aynı.
Halk sadece çözüm istiyor, seçilmek için değil çözüm için kavga eden siyasetçi istiyor.
Bu haliyle durum pek iyi değil.
Ne yazık ki siyaset alışkanlığımız değişmediği sürece siyasetçi profilimiz de değişmeyecek.
Siyasetçiler kozmik odalara saklandığı sürece siyaset ve toplum şeffaflaşamayacak.
Halk kapıyı tekmeleyip siyasetçiyi odadan çıkarmadığı sürece gelenek değişmeyecek.
Ak Parti Milletvekilleri sessiz mi kalacak?
TSO Başkanı Salih Demir´in limanın Zonguldak Belediyesi´ne değil, özel sektöre devri konusundaki sözlerinden yola çıkarak, Belediye Başkanı İsmail Eşref´e düşüncelerini sordum.
Eşref iddialı.
Türkiye Taşkömürü Kurumu´nun limanı özelleştirmek veya kiralamak istemesi durumunda talip olduklarını bir kez daha yineledi.
TTK bu konuda ki yol haritasının detaylarını tam olarak ortaya koyduğunda tartışma biraz daha büyür.
Bu görüşlerin yüz yüze tartışılması taraftarıyım.
Limanın özelleştirilmesine baştan karşı çıkarak alternatifli değerlendirmelerimize tepki gösteren bir kesim daha var.
Onları da göz ardı etmemek gerekiyor.
Bu liman kentten uzak bir noktada olsa bu tartışmaya gerek kalmazdı.
Ancak liman Zonguldak´ın tam göbeğinde.
Doğal bir koyda
Yani Zonguldaklıların bütün yaşamlarını olumlu olumsuz etkileyen bir coğrafyada.
Kamu ve halk yararı olmasını istiyorsak limanın Zonguldak Belediyesi´ne devri gerekir.
Eşref dünkü görüşmemiz de sonuna kadar mücadele edeceği sinyalini verdi.
Burada hükümet kanadının canının ne istediği.
Ak Parti´nin Milletvekilleri kime çalışacak onu da göreceğiz.
Halka mı yoksa dışardan gelecek olan holdinglere mi?
İsmail Eşref´in CHP´den seçilmesini gerekçe göstererek holdinglere çalışırlar veya sessiz kalırlarsa halka ihanet etmiş olacaklar.
Benden söylemesi.
Eşref iddialı.
Türkiye Taşkömürü Kurumu´nun limanı özelleştirmek veya kiralamak istemesi durumunda talip olduklarını bir kez daha yineledi.
TTK bu konuda ki yol haritasının detaylarını tam olarak ortaya koyduğunda tartışma biraz daha büyür.
Bu görüşlerin yüz yüze tartışılması taraftarıyım.
Limanın özelleştirilmesine baştan karşı çıkarak alternatifli değerlendirmelerimize tepki gösteren bir kesim daha var.
Onları da göz ardı etmemek gerekiyor.
Bu liman kentten uzak bir noktada olsa bu tartışmaya gerek kalmazdı.
Ancak liman Zonguldak´ın tam göbeğinde.
Doğal bir koyda
Yani Zonguldaklıların bütün yaşamlarını olumlu olumsuz etkileyen bir coğrafyada.
Kamu ve halk yararı olmasını istiyorsak limanın Zonguldak Belediyesi´ne devri gerekir.
Eşref dünkü görüşmemiz de sonuna kadar mücadele edeceği sinyalini verdi.
Burada hükümet kanadının canının ne istediği.
Ak Parti´nin Milletvekilleri kime çalışacak onu da göreceğiz.
Halka mı yoksa dışardan gelecek olan holdinglere mi?
İsmail Eşref´in CHP´den seçilmesini gerekçe göstererek holdinglere çalışırlar veya sessiz kalırlarsa halka ihanet etmiş olacaklar.
Benden söylemesi.