7 Kasım 1914 tarihinde Kafkas Cephesi’ndeki Sarıkamış Harekâtı’na destek, askerî malzeme ve kışlık giysi taşırken Zonguldak’ın Ereğli (Kandilli) açıklarında Rus donanması tarafından batırılan 3 Osmanlı gemisi, bugün denizin dibinde hiç bozulmadan duruyor olabilir.
Enver Paşa’nın hiç kimseye haber vermeden verdiği emri ile İstanbul Boğazı’ndan herhangi bir savaş gemisi koruması (refakat) olmaksızın yola çıkan bu silahsız yük gemileri, Zonguldak’taki maden ocaklarını bombaladıktan sonra üslerine dönen Rus donanması ile karşılaşmış ve sabah saatlerinde açılan ateş sonucu kısa sürede batırılmıştı. Gemilerde bulunan askerî personel ve tonlarca kışlık mühimmatın kaybedilmesi, Sarıkamış Harekâtı’nın lojistik açıdan ağır bir darbe almasına neden olan en kritik kırılma noktalarından biri olmuştu.
Batırılan gemilerden Bezm-i Âlem, Osmanlı Türkçesinde kelime anlamı olarak “dünya meclisi”, “dünya eğlencesi” veya “dünya meşk yeri” anlamına gelmekteydi. Bahr-i Ahmer, Osmanlı Türkçesinde kelime anlamı olarak “Kızıldeniz” demekti. Mithat Paşa gemisine ise hem Türk demokrasi ve hukuk tarihindeki öncü devlet adamlarından olan hem de aynı zamanda Zonguldak Maden Mektebi Müdürü Refik Fenmen’in de dedesi olan Mithat Paşa’nın ismi konmuştu. Mithat Paşa’nın Zonguldak’ta adı bir mahalleye, bir okula ve bir de tünele verildi. Kaderin cilvesi işte; yola çıktığı iki gemi ile birlikte Mithat Paşa’nın adını taşıyan gemi de Zonguldak açıklarında battı.
Bazı kaynaklarda bu gemilerde 3 bin, bazı akademik bildirilerde gemilerin toplam personel sayısı yaklaşık 220 olarak veriliyor. Bunlardan 17’sinin kurtulduğu, yaklaşık 120’sinin esir alındığı belirtiliyor. Gemide ayrıca 4 pilot ve teknik personel bulunuyordu. Denizden sağ kurtulabilen sınırlı sayıdaki asker, mürettebat ve bazı Alman subaylar, Rus donanması tarafından sudan toplanarak Sibirya’daki esir kamplarına götürüldü. Enver Paşa’nın olayın duyulmaması için bu olayın gizli tutulması emrinden dolayı birçok asker Rusya’da unutuldu. Bazıları orada kaldı veya öldü. Bazıları kaçarak ülkeye döndü, bazıları da olaydan 8-9 sene sonra ancak ülkelerine dönebildiler.
Bu üç geminin denizin dibinde yüksek oranda bozulmadan duruyor olması, bilimsel olarak son derece yüksek bir ihtimaldir. Bunun en büyük nedeni, Karadeniz’in kendine has ve dünyada eşi benzeri az bulunan oksijensiz su yapısıdır.
Gemilerin tam olarak kaç metre derinlikte olduğu bugün kesin olarak bilinmemektedir; ancak deniz coğrafyası uzmanları ve su altı arkeologları, bu batıkların 200 metre ile 1.500 metre arasındaki bir derinlikte olabileceğini tahmin etmektedir.
Karadeniz’in yaklaşık 150-200 metrenin altındaki derinliklerinde oksijen tamamen tükenir ve yerini yüksek miktarda hidrojen sülfür gazına bırakır. Normalde deniz tabanındaki ahşapları yiyerek tüketen “gemi kurdu” adlı canlılar ve metallerin hızla paslanıp çürümesine yol açan oksijenli solunum yapan bakteriler, bu oksijensiz ortamda yaşayamaz. Oksijensiz ortam, organik maddelerin ve metallerin çürümesini neredeyse tamamen durdurur. Nitekim Karadeniz’de daha önce yapılan bilimsel araştırmalarda 2000 yıllık antik Roma ve Bizans ahşap gemilerinin bile direkleri, halatları ve oyma detaylarıyla sanki dün batmış gibi sapasağlam durduğu keşfedilmiştir.
Bezm-i Âlem, Bahr-i Ahmer ve Mithat Paşa gemileri ahşap değil, çelik gövdeli buharlı gemilerdi. Metal gövdeler, oksijensiz alanda paslanmaya karşı çok daha dirençli kalır.
O sıralarda Rus tehdidine karşı gemiler kıyıya paralel seyrediyordu fakat çok da kıyıda yaşanmış olamaz. Böyle olsaydı kıyıdan sesler duyulurdu. Zonguldak açıklarında deniz seviyesi, kıyıdan 3 km sonra 200 metrenin altına iniyor. 200-1000 metre derinde kaldılarsa adeta birer zaman kapsülü gibi korunmuşlardır. Hatta beraberinde taşıdıkları uçaklar da aynı şekilde bozulmadan kalmış olabilir.
Bu olaydan iki yıl evvel, 1912 yılında Titanik adlı yolcu gemisi batmıştı. Geçtiğimiz yıllarda bulunan geminin ciddi anlamda çürüdüğü görüldü. Titanik, Atlas Okyanusu’nun 3.800 metre derinliğinde yatıyor. Bu derinlik zifiri karanlık ve çok soğuk olsa da bol miktarda oksijen içerdiğinden Atlas Okyanusu’nda bu gerçekleşmiyor.
Biraz fazla iddialı olur ama eğer 7 Kasım 1914 saat 7.45’te gece nöbetinden dönen bir kişi kamarasında uyuyorsa, gemi batarken içeride kalmış ise bedeni aynen korunmuş olabilir. Karadeniz’in dibinde bugüne kadar insan eliyle çekilmiş canlı doku fotoğrafları olmasa da su altı arkeologları ve adli tıp uzmanları, bu eşsiz ortamın “mumyalayıcı” etkisini bilimsel olarak doğrulamaktadır. Eğer o trajik sabahta gemilerin ambarlarında veya makine dairelerinde dışarı çıkamayarak gemiyle birlikte derinlere çöken şehitlerimiz olduysa bedenleri adeta birer balmumu heykel gibi bozulmadan günümüze ulaşmış olabilir.
Bugün bu üç kahraman gemi, Sarıkamış’a götüremedikleri tonlarca askerî malzeme, mühimmat ve şehitlerimizle birlikte Ereğli açıklarında karanlık çölde yatmaktadır. Yakın tarihte bu bölgede kapsamlı bir su altı arkeolojik arama ve görüntüleme çalışması yapılmadığı için gemilerin son durumu tam olarak bilinmiyor. Ancak Karadeniz’in yapısı gereği, doğru teknolojiyle (ROV - İnsansız Su Altı Araçları) aşağı inildiğinde tarihin en hüzünlü ve en iyi korunmuş I. Dünya Savaşı batık alanlarından biriyle karşılaşmamız neredeyse kesindir.
Hayati Yılmaz ile
Zonguldak Tarih






