Zonguldak’ın Jack London’u Halkın Sesi Gazetesinde yazan, Ahmet Öztürk hemşehrimiz, Zonguldak’ın çarpık düzenini yazmaktan, Allah muhafaza, nerdeyse çıldıracak.


ÖNCE YOKUŞ


Müreffeh vilayetlerimizle kıyaslandığında, avuç içi kadar olan Zonguldakımızdaki Kadırga Yokuşu’na dikkat çekeceğim bugün:


Yokuş’un başında, önce, Gümrük binasının çirkin yüzü karşılar sizi... Biraz ilerleyince, çirkin ve kirli badanalı, sağlı sollu, yola bitişik, çoğu metruk, kepaze binalar. Tam virajda karşımıza çıkan, kabus gibi, bakımsız, kirli, eski birkaç bina… İnsana tokat atar gibi, Zonguldak kurulduğundan bu yana, durmaktalar.


Üstelik burası şehrimizin protokol yolu. Bırakın bizimkileri, kentimize gelen yabancı devlet büyüklerinin, muhakkak geçtikleri bir protokol yolu. Evsahibi yöneticilerimizin, misafir devlet büyüklerinin yanında yüzleri kızarmıyor mu? Hele mükerrer olarak buradan geçen, kendi önemli şahıslarımızın unutamayacakları bu kepazelik daha ne kadar devam edecek?


Ankara yolundan şehrimize girişteki çirkin ve düzensiz görüntülerin üzerine, bu da kaymaklı ekmek kadayıfı oluyor!


Bu durumu düzeltmek hangi sorumlu kurum veya kurumların yükümlülüğündeyse, çaba göstermediği için, yazıklar olsun..




FENER’DEKİ FENER



Derken, Endüstri Meslek ve Teknik Lisesi’nin girişindeki kavşakta, “ben buradayım” diyen, çocuk boku rengine boyanmış Madenci Feneri, sanki eşek kuyruğuna konmuş kelebek gibi, Zonguldaklılara hakaret etmekte.



Yarabbi bunu, Genel Maden İşçileri Sendikası, TTK Yönetimi görmüyor mu? Eski bir madenci fenerini örnek alıp, aslına uygun fırçalanması ve verniklenmesi lazım. İçinde de devamlı yanan ışığıyla beraber, Zonguldak madencisinin simgesi olan bu güzel fenerin, aslına uygun şekilde olması şart. Zonguldak’ın kaderindeki yaz- boz, hiçbir ilde veya ilçede yok. Bunu sarıya boyayanlara burunlarını sürttüre sürttüre restore ettirmeli.




HARUN ERSOY, YİNE DÖKTÜRMÜŞ


“TOKİ Kaymakamı” ve “Şehr-i Muharrir” Harun Ersoy’un,Yeni Adım Gazetesindeki sütununda lütfedip, en dipte, “Şeker Dede” başlıklı, benim yazıma cevap niyetine yazdığı, baştan savma yazısını okudum. Kısa olmasına rağmen onur duydum.



Gelelim Lavuar binasına; yıkılmadan evvel projelerinin hazırlanması lazımdı. Aradan 6 senelik zaman geçti. Merak etme, Kok Fabrikası gibi, çocuklarımız, torunlarımız, 50 sene sonra bu kepazeliğin nasıl sona ereceğini düşünür dururlar.


Lavuar alanı, cemaatlerin eline verilseydi, iki seneye kalmaz, mamure olurdu. Örnek, Çaydamar’da, İstasyon’un ilerisindeki, cemaat tarafından bir senede kaba inşaatı yapılan, muazzam büyüklükteki kompleks.


HAYAL GÖRÜYOR


Harun Bey, senin ikna etmek ustalığını çok takdir ederim. İki kere ikinin beş ettiğini, siyahın beyaz olduğunu, ispat eder, herkesi inandırabilirsin. Velhasıl, kınan bende duruyor.


Senin, Ali Rıza Tığ’ın, Rıfat Dağdelen’in Lavuar Alanındaki , yıkamadıkları paraşüt kulelerinden atladığınızı görmek, inşallah bana nasip olur. “AKP Zonguldak Belediyesini kazanacakmış da, bu Lavuar alanı için yüklü tahsisat gelecekmiş.” Yahu, hükümet Zonguldak’tan bıkmış, sen ham hayal görüyorsun. Orasını ancak, çarşı-pazar gibi uyduruk ve yapılması kolay şeylerle doldururlar.


Şimdi merak ediyorum, benim bu söylediklerime cevap verebilecek misin? Eminim okuyucular da merak ederler. Sevgilerimle.





Yaz mevsimin gelişini koklayınız. Akasyalar kar gibi açtı, kuşlar, kuzular yavruladı.


Kırlar, ormanlar sizleri bekliyor.


Sağlıkta ve huzurda olmanızı dua ederim.