Çocukluğumda ve gençliğimde yaşadıklarım tepetaklak değişti. O zamanlar bugünleri hayal dahi edemezdim. Şimdiki çocuklar ve gençler de anlatacaklarımı hayal edemez. TV&[#]8217; deki belgeselleri izlerken, 1940- 55 yıllarındaki Zonguldak&[#]8217;ın köyleri, insanları aklıma gelir.

Babam Yeni Çarşı&[#]8217;da esnaflık yaparken, ticaretimizin yoğunluğu köylüler ve işçilerin müşterimiz olmasından kaynaklanıyordu. Şimdi Zonguldak&[#]8217;a vasıtayla en fazla yarım saatte ulaşılan köylere, o zamanlar araba yolu olmadığından, 2-3 saatlik yürümeyle gidilirdi.

Gariban köylü, satabildiği ürünlerini sırtlarında ve ellerinde taşıyarak, pazar yerine gelirdi. Yaz - kış, çarık ve kendi dokudukları bezden elbiseleri giyerlerdi. Muhakkak, bellerine kuşak bağlarlardı. Köyüne dönerken, gazyağı, tuz, varsa şeker, iplik, satın alırlardı.

Bizim dükkândan da balta, hayvan nalı, mıh, çarık, çivi, hayvan koşum malzemeleri&[#]8230; alırlardı. Köylülerin çoğu alışveriş için bizi tercih ederdi. Yaptığımız alışverişlerde tartıya ve düzgün hesaba uyar, ellerine de bir kâğıda yazarak, hesap hülasası verirdim. Çok saf olmalarından, okuyup yazma bilmeyişlerinden yararlanmaz, harama girmezdik.

Köylerimiz çok gür, sık ağaçlarla dolu ormanlar içlerindeydi. Köylülerden keten tohumu, kabak çekirdeği, balmumu ve av derisi satın alırdık.

Gelelim avladıkları hayvanlara:

En kıymetlileri beyaz göğüslü &[#]8220;sansar&[#]8221;dı. Kırmızısı daha az değerliydi. Sansar, kedinin iki-üç misli büyüklüğünde, uzun kuyruklu bir hayvandı. &[#]8220;Kunduz&[#]8221;sa, suda yaşayan, sarışın tüylü, kuyruğuyla birlikte gövdesinin uzunluğu çok olanı makbul (10-15 karış) , hem karada hem suda yaşayabilen bir havyandı. &[#]8220;Porsuk&[#]8221;un ise derisi biraz pis kokardı: Tilki büyüklüğünde, bol tüylü, kurnaz bir hayvandı. Şimdi değerli sayılan tavşan ve tilki derilerini, kıymetli olmadığı için almazdık.

Arada bir de, ayı postu gelirdi. Ben babamdan, gelen derileri incelemeyi öğrenmiştim. Elimde tarakla derileri tarar, dikiş var mı diye kontrol eder, hamlamış yerleri var mı diye inceden inceye bakar, kusurluysa, kusuruna göre değer biçerdim. Avcı köylü, bu hayvanlara tuzak kurarak, iple veya dumanla boğarak, zedelemeden öldürmeye çalışırdı. Hayvanlara mezalim yaptıkları için, tanıdığım bütün avcılar, muhakkak ellerinden, ayaklarından, gözlerinden, bir yerlerinden sakatlanmıştır.

Biz bu derileri İstanbul&[#]8217;a götürür, kürk işleyen gayrimüslim sanatkârlara satardık.

Balmumu, keten tohumu, kabak çekirdeği çuvallar dolusu köylerden gelir, onları da İstanbul&[#]8217;a gönderirdik.

Artık, Zonguldak&[#]8217;ın köylerinde bu hayvanlar ve ürünler yok..Karabakal ve bıldırcın kuşları bile kalmadı. Filyos Irmağı yabani ördek kaynardı. Irmaktaki, dünyanın en leziz balıkları hayal oldu.

Yabani hayvanları aşırı avlayarak tükettik&[#]8230; Ziraat ilaçları ve aşırı gübreyle toprağımızı zehirledik. Ormanları tükettik, havamızı çeşitli gazlarla kirlettik. Aşırı tüketim israfıyla ekolojik dengeyi bozduk.

[*][*][*]

Sayın okuyucum, ormanımızı, toprağımızı korumaya çalışan TEMA&[#]8217; ya ( Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) destek verin. Onları mücadelelerinde yalnız bırakmayın Bu cennet vatanı yok etmeyelim. Her şeyimizi bunu düşünerek yaşamaya çalışalım.

Sağlıkta ve huzurda olmanızı dua ederim.