Güncel siyaset haberleri ve koşuşturma içinde kitap okumaya zaman ayıramaz olduk.
Hoş; çocukluktan da zaten alışkın değildim.
Bir çok kitabın daha üçüncü beşinci sayfasında okumaktan sıkılan biri olarak, yeni bir kitaptan ne istediğini pek de bilmeyen bir huyum vardır.
Metin Köse yeni bir kitap çıkardı.
Roman sınıfında kabul edilse de tarihten notlar gibi sanki.
Zonguldak kömür havzasında işçilerin nasıl jandarma dipçikleri ile çalıştırıldığını anlatıyor.
Mükellefiyet döneminden anılar tadındaki roman, bir dönemi çok güzel özetliyor.
Metin Köse&[#]8217;den posta yoluyla gelen kitabı için öncelikle kendisini kutluyorum ve teşekkür ediyorum. Zonguldak&[#]8217;ta herkesin başucunda olması gereken bir çalışma.
Bugüne kadar yazılan pek çok yerel tarih kitabının ötesinde bir çalışma.
Zonguldak&[#]8217;ta herkesin başucunda olması gereken bir çalışma.
&[#]8216;Kör Bekir&[#]8217; başlıklı bölümde, maaşlarını alan işçilerin köye dönüşlerinde başlarından geçenler anlatılıyor:
&[#]8220;... Şakir Ağa, gözünü geçitin bittiği yerden ayırmıyordu. Geçen dönem oradan araziye çıkılan yerde eşkıya pusu kurmuştu. Madenciler tek sıra halinde geçitte ilerliyor, bitiş noktasındaki dik kayanın yanından sağa dönünce gözden kayboluyorlardı. Önde giden Topuz Recep, Karabaş Mehmet, Değirmenci Selahattin bitiş noktasından sağa döndüler. Ahmet de onları takip etti. Tüneli andıran yoldan araziye çıkınca yine pusuya düştüler. Ahmet, eli tetikte olan eşkıyayı görünce katın bıraktı. Eşkıyalar, tüfeklerini madencilere doğrultmuş hepsini esir almışlardı. Şakir Ağa, katırdan inip ellerini havaya kaldırırken öksürüyordu. Arkadan gelenlerle birlikte, kısa sürede madencilerin hepsi esir edildi.
Eşkıya başı: "Eller yukarda duracak!"
Madenciler ellerini yukarda tutuyordu.
"Tek sıra olun!"
Hemen tek sıra oldular.
"Soyunun!"
Madenciler, şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Hava çok soğuktu.
"Soyunun lan!"
Ceketlerini çıkarmaya başladılar.
"Hepsi çıkacak! Hepsi!"
Göynekleri, pantalonlan da çıkardılar.
"Hepsi, dedim ya!"
Sadece donlan kalmıştı.
"Donlar da çıkacak!"
Şakir Ağa: "Öhhö! Öhhö! Ağala etmen! Hava çok soğuk!"
Eşkıyabaşı, havaya bir el ateş etti. Ses kayalıklarda yankılandı.
"Soyunun lan! Çabuk!"
Donlannı da çıkardılar. Soğuktan titriyorlardı. Utançlarından elleriyle apış aralanm tuttular.
Eşkıyabaşı: "Herkes üç adım geri! Çabuk!"
Madenciler, üç adım geri gittiler.
Eşkıyabaşı, adamlanna bağırdı...
"Elbiseleri arayın!"
Eşkıyalar elbiseleri aramaya başladılar. Bir yandan da eğleniyorlardı. Para bulan hemen eşkıyabaşına dönüp, "Bunda da va Bekir Aa" diyordu.
Bekir Ağa, büyük bir kahkaha attı.
"Olacak tabi! Mayiş aldılar ya!"
Ahmet´e, bu gülüş yabancı gelmedi. O gece, Çavuş´un konuştuğu eşkıyayı hemen tanıdı.
Madenciler soğuktan titriyor, çeneleri birbirine vuruyordu. Birkaç dakika geçmeden vücutları morarmaya başladı. Hepsi öylesine zayıftı ki kemikleri sayılıyordu. Bakımsız, çelimsiz, kupkuruydular. Hiçbirinin pazusu yoktu. Hiçbirinin yanaldan etli değildi. Hiçbirinin göbeği yoktu. Bacaklan çelimsiz, raşitik bir görüntüye sahipti. Çok geçmeden, soğuğa direnenlerin direnci de çözüldü. Çeneleri takırdamaya başladı. Titrerken inlemeye benzer sesler çıkarıyorlardı. Arada bir kendilerine sarılır gibi yapıp ısınmaya çalışıyor ancak avret yerlerinin utancından hemen elleriyle apış aralarını tutuyorlardı. Eşkıyalar, elbiseleri didik didik aradı. Topladıklarım bir torbaya koyup Bekir Ağa´ya getirdiler.
"Buyur Ağam!"
Bekir Ağa: "İyice aradınız mı?"
"Son kuruşuna kadar ağam."
"Güzeeel!"
Bekir Ağa, elindeki torbayı şöyle bir kaldırıp baktıktan sonra heybesine yerleştirdi. Gözlerinin içi gülüyordu. Yeniden bir kahkaha attı.
"Burdan benim iznim olmadan kimse geçemez!"
.!?
"Bana derler Kör Bekir!"
Sonra, atıyla madencilerin sırasını bir uçtan bir uca gidip geldi.
"Şimdi herkes adını söylesin.
İşçiler hâlâ titriyordu.
"Baştan başlayın!"
Zayıf, cılız seslerle isimlerini söylemeye başladılar.
"Purtuloğlundan Yakıp."
"Akçasu´dan Şaban."
"Dirgine´den Satümış."
"Kozluçay´dan Ehmet."
"Sofular´dan Mehmet."
"Sabunlar´dan Ercep."
"Hışıroğlu´ndan Irmazan."
"Sabunlar´dan Seletin."
"Sabunlar´dan Şakir."
Sıra Ahmet´e gelirken Eşkıyabaşı bağırdı:
"Seletin! Şakir!"
Seletin: "Bize mi deyon!"
"Size deyon!"
Şakir Ağa, hâlâ öksürüyordu.
Eşkıyabaşı: "iki adım ileri!"
Selahattin ve Şakir Ağa iki adım ileri çıktılar. Eşkıyabaşı çift kırma tüfeğini onlara doğrulttu. Peşpeşe iki el ateş etti. Ses kayalıklarda yankılandı. Selahattin ve Şakir Ağa yere yığıldılar. Selahattin hemen hareketsiz kaldı. Şakir Ağa, boğuk boğuk birkaç kez öksürmeye çalıştı. Kar, kana boyanmıştı. Bembeyaz karda, çırılçıplak iki kara ceset vardı. Madenciler artık üşümüyorlardı. Soluk bir fotoğraf karesi gibiydiler. Ayaktakiler, önce yerde yatan arkadaşlarma sonra da olanlara inanmak istemezcesine birbirlerine baktılar. Büyük bir sessizlik oldu. Hepsi şoktaydılar. Ahmet, cesetlere uzun uzun baktı. Onların yerden kalkmalarını bekledi. Birazdan kalkacaklardı. Hele babası mutlaka kalkacaktı. "Ne ölmesi!" dedi, "Babam nasıl ölür!" Gözlerini kırpmadan bakmaya devam etti. "Hadi kalkın artık!" İkisi de kalkmıyordu. "Hadi! Üşürsünüz!" İkisi de üşümüyordu. "Hadi ses verin!" ikisi de ses vermiyordu. Yer kanlıydı. Kan, bembeyaz kan kızıla boyamıştı.&[#]8221;