25 yıl
O gün, bu gün aslında ne oldunun yanıtını aradık hep.
Türkiye ve dünyada yankılanan o eylem, kimine göre bir hataydı, kimine göre kaçınılmaz bir eylem.
Binlerce işçi, Mengende barikatı aşıp ilerlemeye çalışsa ne olurdu?
Bu büyük eylem ile Türk-İş Başkanlığına hazırlanan Efsane Başkan Şemsi Denizerin öldürülmesinin arasında bir bağlantı var mıydı?
Denizer bugün yaşasa, eminim anlatacağı çok şey vardı.
O günü anlamak için geçmişte Sevkuthan N. Karakaşın kendisiyle yaptığı röportajı paylaşıyoruz.
O dönemi unutanlar ve o dönem üzerinden farklı siyasi sonuç çıkarma telaşında olanlar için önemli bir röportaj
[*] [*] [*] [*]
Soru: Zonguldak'ta maden işçisinin çözümlenemeyen toplu iş sözleşmesinden hareketle her zamankinden farklı, tüm şehri kucaklayan ve harekete geçiren bir eylemlilik yaşandı. Bu öyle bir eylemlilikti ki, grevin belli bir noktasından sonra, sadece işçileri değil, şehri de Ankara'ya yürüttü. Bunun alt yapısını nasıl oluşturdunuz?
Denizer: Grev, Zonguldak maden işçisine, halkına uzun yıllar öcü olarak gösterilmiş. İstenen, masa başında verilmemesine rağmen, grev yapılmamış. Sadece işçiye değil, Zonguldak halkına da grev mahvedici, yıldırıcı bir araç olarak anlatılmış. Yönetime geldiğim ilk günden itibaren bu anlayışı yıkmaya çalıştım. Çünkü, toplu iş sözleşmesinin grevsiz çözüleceğine ihtimal vermiyordum. Gerçekten de öyle oldu. Üstüne üstlük tüm halkın can damarı olan madenlerin kapatılması tehditleri de yoğunlaştı. Biz grev kararı aldık. Aldığımız andan itibaren de memurlar, esnaf grevden korkmaya başladı. Emekli korkuyor, işsizler korkuyor, velhasılı şehrin bütün kesimleri korkuyor ve grup grup bize gelerek "greve çıkmayın, anlaşma zemini yaratın" diyorlar. "Neden?" diyorum, cevapları "grev kötü bir şey" oluyor. Onlara günlerce grevle birlikte iktidarı rahatsız edeceğimizi, amacımızın emek piyasasını yükseltmek olduğunu, vereceğimiz mücadelenin her kesimin yararına olacağını anlattım. Çeşitli toplantılar düzenleyerek, Zonguldak işçisinin sorununun tüm Zonguldak halkının sorunu olduğunu işledik. Ve nihayet 30 Kasım'da greve başlama kararı aldık. Grev programımızı yaptık. Amacımız çok sesli grev yapmaktı. Bütün dünyaya, Türkiye'ye sesimizi duyurmak istiyorduk. Programımıza göre 20 gün eylemlilik sürecek ve bu süre içinde Türkiye'yi de hazır hale getirecekti. Amacımız Türkiye'yi de eyleme sokmaktı ki Eylül ayından itibaren bunu sağlamak için Türk-İş'e baskı yapmaya başlamıştık. Bu baskıyı, greve başlayacağımız günlerde daha da yoğunlaştırdık. Süresiz genel grev yapılmasını istiyorduk. Ama Türk-İş oyalaya oyalaya iş bırakma eylemini 3 Ocak'a sarkıttı. Halbuki biz 20 Aralık'a kadar Türkiye İşçi Sınıfı'nı yürüyüşe ve eylemliliğe hazırlayıp, bunu Aralık sonundaki Türk-İş eylemliliği ile birleştirmek istiyorduk.
Soru: Bu kadar geniş bir eylemlilik istemenizdeki amaç neydi?
Denizer: Demokrasi mücadelesi. Türk insanının, Türk çalışanının isteklerinin gerçekleşmesi mücadelesi
Şunu hesapladık... Türkiye'de sömürü çarkının ters dönebilmesinin tek yolu, halkın kendi oylarına, kendi yönetimine el koyabilmesi ile mümkündü ve bunun yolunu açmalıydık...
[*] [*] [*] [*]
Soru: Yani bir iktidar mücadelesi mi?
Denizer: Elbette... Çünkü demokratik talepleri kazanmadan ekonomik talepleri kazanmak mümkün değildir, ya da kalıcı olamaz. Toplumun ekonomik ve demokratik haklara kavuşabilmesi Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Anavatan Partisi (ANAP) ile mümkün değildi.
Ekonomik hakları alabilmek için iktidar mücadelesinin şart olduğu noktasından hareket ettik. Bunun için siyasi iktidarı hedef aldık. Baştan itibaren zaten siyasi sloganlar atılıyordu.
Bizim tasarladığımız da belli bir zaman sonra ekonomik talepleri bir kenara bırakıp sadece demokratik talepleri dile getirerek, bir yoğunlaşma, bir yönlendirme oluşturmaktı. Ve de zaten böyle oldu.
[*] [*] [*] [*]
Soru: O zaman grev, hak almak için değil, iktidarı değiştirebilmek için başladı?
Denizer: Tabii ki öyle...
[*] [*] [*] [*]
Soru: Peki böyle bir sorumluluğu neye dayanarak yüklendiniz? Anladığım kadarıyla Zonguldak olayına Türkiye'de bir toplumsal hareketin ateşlenmesi gözüyle bakılmış. Neye güvendiniz? Böyle bir olayı yapabilmek için toplumun diğer kesimlerinden ya da en azından Türk-İş'ten destek aldınız mı? Ya da birlikte hareket ettiğiniz sendikalarla bu konuyu tartıştınız mı?
Denizer: Benim yapımda şu vardır. Bir şeyin yapılmak zorunda olduğunu bildiğimde emrivaki yaparım. Eğer, "Ankara'ya yürüyeceğim, siz de bana destek olun, bunu tartışmak için bir toplantı yapalım" deseydim, bu düşünceye katılınmayacağını, ya da yapılacak toplantıya gelmemek için herkesin mazeret bulacağını bilmek lazım.
Ben yürüyüş kararını kendim verdim. Bunun yapılmasına inandığım için bu kararı verdim. Kamuoyuna açıkladım ve kendi yönetimimizde bile tartışması ondan sonra oldu.
[*] [*] [*] [*]
Soru: Niye?
Denizer: İnsanlar yarınlarını düşünürler. Korku herkesin içinde vardır. Korku insanın doğru düşüncesini kemirir. Ben kararı verdim, açıkladım ve "korkan insanlar gelmesinler, korkan insanlara toplamda yer yok" dedim. Tabii kimse korkuyorum demez. Herkes aslan kesilir, "ben de varım" der. İnsanların bu duygusuna hitap etmek için kararları hep böyle verdik. Tabii, Türk-İş'in bu hareketin tamamen karşısında olacağını biliyordum.
Onun düzenin yaşaması, devam etmesi yolunda bir kurum olduğunu görmemek mümkün değil. Ondan istifade etmenin yolu ancak emrivaki
Gelmek zorunda kalsın... Bu düşüncelerle hareket ettik.
[*] [*] [*] [*]
Soru: Peki şartların hepsi beklediğiniz gibi gerçekleşseydi ne umuyordunuz? İktidar nasıl değişecekti, yerine kimler gelecekti?
Denizer: Özal istifa edecekti, ortaya yeni bir şekil çıkacaktı.
[*] [*] [*] [*]
Soru: Ne tür bir şekil?
Denizer: Yeni bir parlamento
[*] [*] [*] [*]
Soru: Yani bir seçim mi?
Denizer: Evet... Yeni bir parlamento, emekten yana, demokratik bir parlamento. Yoksa diğeri için Türkiye'nin her tarafında örgütlenmek ve bir siyasi hareketin içinde olmak gerekir. Bizim de öyle bir aktivitemiz yoktu.
[*] [*] [*] [*]
Soru: Ve bunun da Zonguldak'tan başlayacağını düşünüyordunuz?
Denizer: Zaten biraz sağlıklı bir örgütlenme olduğunu görebilseydik, bu iş bitmişti. Uçak hazırdı. Özal kaçıyordu.
[*] [*] [*] [*]
Soru: Nerede hazırlanmıştı uçak?
Denizer: ANA uçağı hazırlanmıştı. Kapıda bekliyordu.
[*] [*] [*] [*]
Soru: Nereden biliyorsunuz?
Denizer: Güvenilir kaynaklar söylediler. Bakanlar da gidiyordu. Sabaha kadar toplantı yaptılar, "istifa edelim mi, etmeyelim mi" diye tartıştılar. Sonunda tabii ki barikat kuruldu.
Barikat kurulduğunda da düzenin siyasi partileri, sendikaları, düzene sahip çıktılar. O güne kadar ANAP'a karşı olanlar düzen değişikliğinde kendilerine yer bulamadılar. Barikat olayın son noktasıydı.
[*] [*] [*] [*]
Soru: Barikata yüklediğiniz önem ne?
Denizer: Barikat orada düzenin temsilcisiydi. Ya barikat aşılacaktı, düzen bozulacaktı, ya da barikat kalacaktı, düzen korunacaktı. Barikat aşılabilirdi. Zaten aşılmıştı da. Barikat kurulmadan önce 10 bin işçi E-5 karayoluna çıkmıştı.
E-5'e çıkmak değildi orada problem. Problem Hükümete talip olunma meselesiydi. Hükümete sahip olma durumunda bir siyasi örgütlenme olmadığını gördük. Barikatın öbür tarafı insanlarla dolduğunda, Mengen Dellerderesi'nde demokrasi kurulur, ANAP gider, yerine yeni bir parlamento kurulurdu.
[*] [*] [*] [*]
Soru: Beklenilen, işçilerin ya da diğer kesimlerin barikatın öbür tarafına mı gelmesiydi?
Denizer: Elbette ki... Barikatın bu tarafında 150 bin insan varken, diğer tarafta da 40-50 bin kişi olsa, polis, asker açacaktı barikatı. Barikat açıldığında, hükümet kaçıyor, demektir. Başka çaresi yok.
[*] [*] [*] [*]
Soru: Yola çıkarken, barikat noktasında size bir siyasi partinin sahip çıkabileceğini ve tüm gücüyle destek olup iktidara talip olacağını mı düşündünüz?
Denizer: Sahip çıkabileceğini düşünüyorduk. Bu da bunun gerekliliğinden kaynaklanıyordu.
[*] [*] [*] [*]
Soru: Sahip çıkmanın yolu ne olabilirdi? Mesela sine-i millet? Ya da vatandaşları barikatın öbür tarafına çağırmak mı?
Denizer: Sine-i milletten ziyade barikatın öbür tarafının insana ihtiyacı vardı. Sonra iş kendiliğinden hallolurdu.
[*] [*] [*] [*]
Soru: Siz Mengen'de iken diğer bazı sendika yöneticileri geldi ve neler yapılabileceği konusunda görüşebilmek için sizden toplantı talep ettiler. Yapılan toplantıda, Türkiye'nin her tarafında Mengenler yaratılması konusundaki görüşlerini dile getirdiler ve sizin düşüncenizi sordular. Siz de "Biz burayı mesken tuttuk" dediniz ve sendikacılar kendi tabanlarını örgütlemek üzere oradan ayrıldılar. Ama siz aynı günün akşamı geri dönmeye karar verdiniz...
Denizer: Bu toplantıyı 6 Ocak günü yaptık, toplantı talebi de sanıyorum benden geldi. Toplantıda öbür Pazar gününe bir şeyler yapabilmek için zaman istediler. "Kendi örgütlerimizle görüşüp, bir hafta sonra yeniden değerlendiririz" dediler. Tabii bizim onlara talimat vermeye hakkımız yok. Ben de bir hafta beklememizin mümkün olmadığını, kışta soğukta beklemeye insanların fiziksel gücünün elvermeyeceğini, saldırı ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledim.
[*] [*] [*] [*]