Çifte standartlar ülkesindeyiz.
Yıllardır böyleydi.
Yine böyle.
İşte çok basit bir örnek.
Son dönemlerde meydana gelen maden
kazalarında ocak ve işletme sahipleri
soruşturma ve inceleme sürecinde göz altına
alınıp cezaevlerine paket oldu.
17 Mayıs´ta Karadon´da Yapı Tek firmasının
hazırlık çalışması yaptığı 540 kodunda 30
maden işçisi meydana gelen patlama sonucu
yaşamını yitirdi.
Aradan 14 gün geçti.
Siz kimsenin göz altına alındığını duydunuz
mu?
Biz de duymadık.
İnsanlar buradaki garip çelişkileri soruyor.
Peki bu patlama Bursa´da olduğu gibi özel
veya redevaslı sahalardan birinde meydana
gelseydi.
Bırakın 30 işçiyi.
5 işçi ölseydi.
O zaman da aynı müsamaha gösterilecek
miydi?
Yoksa olayın hemen sonrasında yaka paça
göz altına alınıp ihmal, tedbirsizlik nedeniyle
ölüme neden olmaktan yargılanacklarmıydı?
Kaçak ocaklarda yıllardır ölenlerden birini
ocak sahibi diye kayda geçiren devlet böyle bir
durumda ne yapacak.
Kimsenin başına gelmesini istemeyiz.
Ancak Bursa´da maden ocağının sahibini ve
yöneticilerini toplayıp yargıya teslim eden devlet
organları muhtemel o ki Zonguldak´ta aynısı
yapar.
Ama TTK´nın bünyesindeyseniz bir dizi
soruşturma, inceleme, araştırma derken olaylar
unutulur gider.
Ben mi abartıyorum şimdi.
Değişen bir şey yok aslında.
İşimize geldiği gibi yani.
Nasıl olsa kanunlar, yaptırımlar, hükümler,
fıkralar yoruma açık.
Türk insanı çifte standardı seviyor.
Hem de hastalık boyutunda.
Zaten bu hastalık değil mi her şeyin bu kadar
başı bozuk olmasına neden olan?
Her zaman bir müdahale yöntemi vardır
bizde.
Üstelik bu müdahale yöntemlerinin de
mutlaka kanunda bir yeri vardır.
Nasıl işimize geliyorsa öyle.
Zaten bu yorumlamalar değimli bu çifte
standartları doğuran.
Yerine göre korumacı, yerine göre
cezalandırıcı bir anlayışla hırpalanan insanların
ta kendisi değil mi?
Yasaları da kendine benzeten bir
Türkiye´deyiz ki bu çok acı bir manzara.
&[#]8216;Türkiye neden küçük işlerle uğraşmaktan
büyük işlere zaman ayıramıyor?&[#]8217; sorusunun
cevabını aslında burada bulmak mümkün.
Çünkü bizim insanlarımızın ahlak
erozyonunda artış dürüstlük genlerini fena halde
bozmuş.
Dürüst insanlar ararken acaba ne kadar
dürüstüz diye sormayı akıl edemeyen bir
toplumdan ne bekleyebilirsiniz?
´Ben ne kadar dürüstüm´ diye soramayan ve
kendine samimi bir yanıt veremeyen insanların
hakim olduğu her yerde adalet duygularının,
paylaşım duygularının nasıl sağlanmasını
bekliyorsunuz?
Türkiye´de Zonguldak´ta bir şeylerin gerçekten
düzelmesinin yolu bu dürüstlük ve şeffaflık
duygularının gelişmesinde yatıyor.
Demokrasi dediğiniz nedir ki?
Birilerini kayırmak, birilerini yermek mi?
Kendine yalan söyleyebilme yeteneğine sahip
insanların yönettiği ülke ne kadar demokratik, ne
kadar şeffaf olabilir?
Halkın adalet duygularını nasıl törpülemeden
koruyabilir?
Dürüst liderler.
Dürüst uygulamalar.
Şeffaf yönetimler.
Yasaların da dürüstçe uygulanmasını
sağlamada bir adım olacaktır.
Adalet dürüst ve şeffaf insanlarla sağlanabilir
Çıkar ve korku muhasebesiyle yaşayanlar
adalet sağlayamazlar.
Adalet, kanun ve vicdan muhasebesini
koruyabilen, yaşatabilen ve nefes aldırabilenlerle
sağlanabilir.
Geri kalmış bir ülke olduğunu kabul etmeyen
Türkiye´de adaletin adaletli sağlanabilmesi
yasalar tarafından güvence alınmadığı sürece
pek bir şey değişmez.
İl Özel İdaresi´nde bir süre önce ortaya
çıkarılan yolsuzlukların akıbeti merak
ediliyor.
Aldığımız bilgilere göre polis Cuma
günü geçtiğimiz aylarda ortaya çıkarılan
ve bazı isimlerin tutuklanmasıyla
sonuçlanan mazot yolsuzluklarıyla ilgili
yakın takipte.
2008 yılından bu yana meydana geldiği
belirtilen mazot yolsuzluklarının içinde
gerçekten aydınlanması, yanıtlanması
gereken sorular var.
Meydana gelen mazot hırsızlıklarıyla
ilgili olarak mahkeme aşaması devam
ediyor.
Ancak bilinenlerin dışında bilinmeyen
ve işlerine devam eden başka isimler var
mı?
Yani tek sorumlular mazot çaldıkları
iddia edilen insanlar mı yoksa bu duruma
bildikleri halde göz yumanlar mı?
Ortada bir denetim sorunu olduğu
görülüyor.
Kendi birimlerinde meydana gelen
mazot hırsızlığından habersiz mi gibi
duranlar kısa bir kontrol yapsalardı zaten
bazı şeyleri zamanında ortaya
çıkartırlardı. Peki bu birimlerin başında
bulunanlar neden hala aynı
görevlerindeler?
Bu durum ve tablo çalışma barışını
bozuyor, dürüstlüğe duyulan saygıyı
köreltiyor. İl Özel İdare yönetiminin kendi
bünyesinde sıkı bir denetim ve izleme
yapması şart.