Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık konuşmuş.


Konuştukları yeni değil.


Ama önemli ve geçerliliği her geçen gün artıyor.


İsimleri tartışmadan önce herkesin samimi olarak; &[#]8220;Zonguldak&[#]8217;ın sorunu ne&[#]8221; sorusuna yanıt vermesi gerekir.


Sorunlar ortada.


Herkesin bildiği, kabul ettiği sorunlar.


Ancak bunların bir çoğu görmezden gelinir.


Kurumlar arası kopukluk.


Diyalog eksikliği.


Kaprisler.


Kompleksler.


Dayatmacı anlayışlar.


Süreci iyice uzatır, içinden çıkılmaz hale sokar.


Sonuçta kusura bakmayın ama Zonguldak saltanat içinde sümsük bir yaşam sürüyor.


Her alanda sakata gelen bir memleketiz.


Ve bunun için yaratıcı ruha sahip isimlere ihtiyaç var.


Hiç mi iyi şeyler yazamayacağız?


Sonuç olarak Posbıyık hizmet etmek istediğini söylüyor.


Milletvekilliği adaylığı için bir dayatmadan kaçıyor.


Üslubunu siyasi olarak ta yorumlayabiliriz.


Ancak Zonguldak&[#]8217;ın her noktasına hizmet etmenin yolunun Milletvekili olmaktan geçtiğini de hatırlatıyor.


Aslında bu da yetmiyor.


İktidar milletvekili olmak gerekiyor.


Zaman zaman farklı konularda haberler yapıp görüşlerimizi paylaşıyoruz.


Ancak kamuoyunun uyanmamak için sürekli direnmesini de anlamak mümkün değil.


Posbıyık da bunları söylüyor aslında.


Posbıyık&[#]8217;ın bazı çıkışlarını eleştiriliyor olması söylediği bu doğrulara gölge etmez.


Bende kendisini zaman aman eleştiriyorum.


Allah aşkına tartışabileceğimiz kaç tane isim var?


Sayalım hep birlikte.


Posbıyık gibi isimler dururken, kısa yoldan siyaset yapma peşinde olanları mı meclise göndereceğiz?


Bu mudur yani olay!


Zonguldak yerel düşünmek zorunda.


Bu nedenle öncelikle kendi sorunlarına çözüm üretecek isimler bulmak zorunda.


Meclise gider gitmez.


Ama bu isimlerden biri Posbıyık.


Vatandaş ta bir garip.


Hem dayatmacı adaylara karşı, hem dayatana yanaşma yarışında!


Siyasi partilere baskı olmazsa değişen bir şey olmaz.


Bu bir anlayış meselesi.



20 yıl sonra!



Maden işçisinin 20 yıl önceki Ankara yürüyüşüyle ilgili yapılan etkinliğe katılanlar arasındaydım.


20 yıl.


Dile kolay.


O dönemin tanıkları bir bir aramızdan ayrılıyor.


O muazzam gerçek zaman geçtikçe insanın yüreğine daha fazla oturuyor.


Gururlu bir hüzne dönüşüyor.


İzlediğimiz sunumun sonunda


3 Mart 1992 grizu faciasında oğlunu kaybeden emekli maden işçisi Hasan Dede&[#]8217;nin bu sözleri 6 Mart 1992&[#]8217;de Meydan Gazetesinde yayınlanan sözleri yer alıyor.


&[#]8220;Zam isterseniz vermezler.


Güvenlik önlemleri isterseniz almazlar.


Sağlığımızda görmeye gelmeyenler.


Ölünce gömmeye gelirler&[#]8221;



Sayın konuşmacıların dikkatine!



Zaman zaman toplantılara katılıyoruz.


Konuşmacıları dinliyoruz.


Bazılarını keyifle, bazılarını ızdırapla dinliyoruz.


Adam konuşuyor.


Sanıyor ki herkes can kulağı ile onu dinliyor.


En komiği de adam aynı şeyleri 20 defa anlatmasına rağmen hala elindeki kağıttan okuyor, sunum yapıyor.


Eee tabi millet sıkılıyor.


Konuşarak, gevezelik yaparak vakit geçirmeye alışkın bir toplum olduğumuzdan mıdır, yoksa iş bilmezliğimizden midir bilmem.


Hele hele akademisyenler bir alem.


Aralarında Doçent, Profesör olmuş olanlar var.


Kağıda bağlı kalma hastalıklarına illet olmamak mümkün değil.


Pratik değiller.


Sevgili büyüğümüz Namık Aşçı&[#]8217;nın dediği gibi ilkokul, ortaokul mezunu tiyatrocular sahneye çıka çıka neler başarıyorlar.


Üniversite hocaları ise iki kelimenin belini kırmak için kafalarını kağıda gömüyor.


Bunun değişmesi lazım.


Birilerinin bu hocalara insanları, dinleyenleri böyle etkileyemeyeceklerini, ancak uyutacaklarını söylemeleri gerekir.


Konuşmacıların öncelikle kısa zamanda etkili anlatım konusunda ders almaları gerekir.


Bizim şansımız Namık Aşçı.


Ancak düz mantık.


İnsan sıkıldığı şeyi yapmazsa kendisi de çözüm bulabilir.


Sayın konuşmacıların dikkatine.


Dayanamayıp bir toplantıda patlayacağım artık!




Kambur formülü yeni alınacak işçileri kapsayacak


Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Genel Müdürü Burhan İnan&[#]8217;ın uzun vadede kurumu zarardan kurtaracak formülünü dün manşetten paylaştık.


Bakanlık tarafından sıcak bakılması beklenen formüle göre kişi başı 650 kilo olan üretimin en az bin kiloya çıkması hedefleniyor. Buna karşılık işçiler ürettiği kadar maaş alacak.


Söz konusu olan madenin disipline edilmesi.


Yani üretilen kömürden elde edilecek gelirin çalışan başına pay edilmesiyle kaçak, köçek işlerin engellenmesi amaçlanıyor.


Yani bir otokontrol sistemi.


Haberde belirtmeyi unuttuğumuz bir eksikliğimiz var.


Bu çalışma yeni işe alınacaklara yönelik.


Yani mevcut işçileri kapsamıyor.