Bizler işiyle evli olan ve olmak zorunda olan insanlarız.
Aslında iş yaşamında başarının anahtarı da buradan geçiyor.
Ne kadar evliysen o kadar başarılı oluyorsun.
Binlerce fotoğraf çekersin.
Her birine anlamlar yüklersin.
Ama içlerinden biri diğerlerinden çok farklıdır.
Bazen hayatının fotoğrafını çekersin.
O fotoğraf senin hayatın, fotoğraftaki ise umutların, geleceğin olur.
Yılların bekarlığına son vermeye bir hafta kala biraz heyecan, biraz karmaşa, biraz panik havası içinde yaşarken önemli tavsiyeleri de bir tarafa not etmekle meşgulüm.
Ömür kısa.
Yolların nerede başladığı ve nerede biteceği belli olmuyor.
Herkes hayatta damıtılan tüm özlemlerin tadına bakma fırsatı bulamıyor.
Kimi o tatlara ulaşamıyor, kimi tadını çıkarmasını bilmiyor.
Kimine zaman yetmiyor, kimine heyecan.
İnsanoğlu ömür köprüsü üzerinde bir sürü insanla karşılaşıyor.
İçlerinden biri diğerlerinden daha özel oluyor.
Siz diğerlerinden daha özel oluyorsunuz.
Kader mi ağlarını örüyor yoksa nasip denen şeyle mi karşılaşıyorsunuz?
Onu seçiyorsunuz.
O da sizi.
Hayatın kaçıncı kilometresinde olursanız olun gün geliyor aile olmayı başarabilme çabanız ağır basıyor.
Etrafınızdaki binlerce arkadaşınız, dostunuz arasında sizin hikâyenizin mutlaka özel bir tarafı oluyor.
Kendi farkındalığınızı hissediyorsunuz.
Hele hele köklerinden ayrılmış bir ağacın dalıysanız, yaprak açabiliyor olmanıza şükrediyorsunuz.
Ve büyümek istiyorsunuz.
Ve her bahar yeniden tutunduğunuz hayatta baharlar gelip geçtikçe aslında kök saldığınızın farkında oluyorsunuz.
Yaşlansanız da can oluyorsunuz, can veriyorsunuz, umut oluyorsunuz.
Ve gün oluyor aile olma özleminiz, korkularınızdan baskın çıkıyor.
Hayatta hep daha iyiyi, hep daha doğruyu ararken, doğrulmak zorunda olduğunuzu anlıyorsunuz.
Aslında vakit geçtikçe yalnızlığı olduğu kadar, aşkı da daha bir anlamlandırıyorsunuz.
Aradığımız huzur istediğimiz kadar yakında aslında.
İnsanoğlu çocukluk yıllarında başka, gençlik yıllarında başka, orta kuşak yıllarında başka seviyor.
Elbette ilerisi de var.
Onu henüz bilmiyoruz.
Ancak günlerdir gittiğim büyüklerimden, dostlarımdan, arkadaşlarımdan mutlu bir evliliğin nasıl olabileceği üzerine örnekler dinliyorum.
Bir dönem şirketlerin evliliği gündeme gelince evliliklerinde bir şirket ortaklığı gibi algısı doğru.
Hem iş yaşamında hem aile yaşantısında mutlu olmuş, başarılı olmuş, deneyimleri olmuş dostlarımızı dinledikçe evliliğin hem çok kolay hem çok zor olabileceğini görmek daha kolay oluyor.
Bazen; &8220;Bekarlık bitti, sultanlık gitti!&8221; yaklaşımlarının yanında; bol bol; &8220;Geçmiş olsun&8221; diye takılanlarda yok değil.
Siyasilerin politik, iş dünyasının ekonomik, fikir ve sanat dünyasındakilerin estetik bakış açılarından yola çıkarak dile getirdiği görüşler aslında bir yerde toplanıyor.
Tüm anlatılanlardan çıkan sonuç, aslında kolaylaştırmakta zorlaştırmakta sizin elinizde.
Mutlu bir aile olmak istiyorsanız ortak karar almaya ve plan yapmaya hazır olacaksınız.
Artık tek değilsiniz.
Ekonomiden siyasi ilişkilere, aile içi demokrasiden kadın haklarına hata yapma lüksünüz yok!
Bütün bunların temelinde karşılıklı saygı ve hoşgörü olmak zorunda.
Şu devirde daha dün iki yabancıyken, umutlarını bize bağlayan aile büyüklerinin ve dostların bakışları altında hayatı birlikte şekillendirebilmeyi umut etmek, o güne yaklaşmak ve o gün buluşmak heyecan verici.
Bunun dışında belki de en anlamlısı yıllardır evladını görememiş bir anneye bu duyguyu yaşatabilmek.
Bu yüzden bir annenin heyecanını tarif edebilmek çok kolay değil.
Bugünü görmeyi en çok hak edenlerden bir diğeri ise babamdı.
3 Eylül bu anlamda belki sıradan bir gün olabilir.
Ama ömür köprüsünde ilerlediğim her saat bundan sonra yalnız olmadığımı inandıracak kadar değerli bir gün.
İki ailenin gelecek umutlarının düğümlendiği gün.
Bin umutla.
Bin duayla.