Zonguldak İl Milli Eğitim Müdürlüğü, taşımalı eğitim gören öğrencilere kuru gıda yerine sıcak sulu yemek verme çabasına girdi.
Doğru olanı yaptı.
Ama olmadı.
Olamazdı.
Çünkü her şeyi yanlış...
Görüldü ki, yüzüne-gözüne bulaştırdı.
Sözleşme imzalanmadan firma okullara yemek gönderdi.
Sonrasında ise, "hayrına dağıtıldı" denildi.
Yaşanan rezilliği dün fotoğraflarıyla duyurmuştuk.
Sonra gittik, gördük.
Okulları gezdik.
Gördük ki, yazdıklarımız az bile.
Okul müdürleri isyanda...
Öğrenciler, veliler isyanda...
İhaleyi alan Doyuran firması, öğrenci başına 1,8 liraya almış işi.
2 lira bile değil.
Ve bu fiyata verilen yemekten, ekmekten, kullanılan yağdan şüphe etmemek mümkün değil.
Dolayısıyla kar edebilmek için her türlü masraftan kaçıyor.
Okullara yemeği gönderiyor.
Kimi sabahın erken saatlerinde geliyor, buz gibi oluyor.
Kimisi hiç gelmiyor.
Okullara yemeği gönderiyor.
Ama personel yok.
Okul müdürleri isyanda...
Diyorlar ki:
"Kardeşim, bu yemeği getiriyorsan, 2 tane de personel getireceksin..."
"Ben öğretmenlerime, öğrencilerime servis yaptıramam, yaptırtmam..."
"Personel göndermeyeceksen, yemek de gönderme..."
"Burası lokanta, öğretmenler de garson değil..."
Gördüklerimiz bizi gerçekten hayal kırıklığına uğrattı.
Firmanın yetersizliği bir tarafa...
Okulların yetersizliği bir tarafa...
Okullarda zaten yemekhane yok.
Bazılarında kütüphaneler, taburelerle yemekhaneye çevrilmiş.
Yani öğlen aralarında öğrencilerin vakit geçirmesi gereken kütüphaneler kapalı.
Şaka gibi.
Bazı okullarda hava güzel olunca, çocuklar öğlen arasında bahçeye sıra taşıyor.
Sıra kapma yarışına giriyorlar.
Yerlerine otuyorlar.
Yemeği bekliyorlar.
Ama o yemek gelmiyor.
Bu sorun, Zonguldak´ın pek çok okulunda yaşandı.
Milli Eğitim Müdürlüğü, öğrencilere sıcak yemek vermeli vermesine de, önce o okullarda sağlıklı yemek yenilebilecek salonları oluşturmalı.
Sonra, yemek kaplarını yer fırçasıyla yıkayan değil, gerçekten tesisleri yeterli, düzenli ve tertipli firmalara vermeli.
Gerekirse, ilçe ilçe bölmeli.
Hatta ve hatta 400-500 öğrencinin olduğu okullarda yemekler bizzat o okulda çıkmalı.
Okulların yakınında bağımsız yemekhaneler oluşturulmalı.
Çocuklar ancak o zaman daha sağlıklı ortamlarda sıcak yemek yeme şansı bulabilir.
Yaşanan manzara korkunç...
Utanç verici...
Çiçeği burnunda Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı´ya sesleniyoruz.
Sayın Bakan, şu fotoğraflara bak da, gör yaşanan rezilliği!
Bürokratlarınız her ne kadar görmezden gelmeye çalışsa da, belki Türkiye´nin pek çok yerinde yaşanan bu sistematik yanlışı düzeltmek istersiniz!
Aşkar´dan yanlış teşekkür!
Memur-Sen´e bağlı Eğitim Bir-Sen Zonguldak Şube Başkanı Kamuran Aşkar, önceki gün yaptığı açıklamada, çiçeği burnunda Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı´dan beklentilerinin büyük olduğunu belirterek, "İsteğimiz; selefinin (Ömer Dinçer) döktüğü eğitim camiasının kalbini tekrar kazanacak icraatlara imza atmasıdır. Kendisi iletişim uzmanı olan Sayın Bakanımızın, özellikle öğretmenlerle bakanlık arasındaki iletişim ve anlayış sıkıntısını çözeceğini umut ediyoruz" demişti.
Aşkar´ın açıklamasının sonunda sulu yemek konusundaki teşekkürü de önemliydi.
Şöyle diyordu:
"Bakanlığımızın bu öğretim yılının başından itibaren öğrencilerimize sulu yemek verileceğini açıklamasına rağmen, 1´inci öğretim döneminde ilimizde bu mümkün olmamıştı. 2´nci dönemin başladığı 11 Şubat´tan itibaren Zonguldak´ta taşımalı öğrencilerimizin sulu yemek ihalesi yapılmış ve yemek dağıtımına başlanmıştır.
Bu vesile ile çocuklarımızın boğazından sıcak yemek geçmesinde, başta Milli Eğitim Müdürümüz Turgut Özbek olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ederiz."
Aşkar, bizim gördüğümüz manzaraları görseydi veya okullardaki öğretmenlerine, müdürlerine sorsaydı, sanırım böyle bir teşekkürü ağzına almaz, bizden fazla tepki gösterirdi.
Bizim tanıdığımız Aşkar, kendisinin yemediğini öğrencilere yedirecek bir sendikacı değil.
Sanırım bir hata yaptı veya yanıltıldı!
Asıl sorun!
Zonguldak´ın sorunlarını konuşuyoruz.
Zonguldak´tan göçün nedenlerini konuşuyoruz.
Zonguldak´ın altını-üstünü konuşuyoruz.
Yolsuzluğunu, yatırımsızlığını konuşuyoruz.
Ama her şey yarım yamalak.
Çünkü asıl sorun, sorunlar değil.
Asıl sorun, sorumlularda!..
Nerede görülmüş, sorunlu insanların topluma yeterince hizmet edebildiği...
Hele hele bir de kendisiyle sorunlu olanlar var ki, onlar başlı başına sorun.
Sorumluların zaten sorun olduğu toplumlarda, sorunların çözülmesini beklemek, ahmaklık olmaz mı?